Daha haftasonu ekledim, hayallerle yaşıyor bazı cainler. fjdfjksfjdsf Dinle sen de inadın neye? Allah Allaaah.
- Laleña
güzel albüm. bu firma da güzel. lakin bu albümün dinleme ömrü 3'tür habarın ola.
- didem
tamam benim zaman kavramına güven olmaz ama hayallerle yaşamak güzeldir <3
- cain
dfgjksldkfj sen de beni derya ahahaha. bin kere aynı albümü dinliycek vaktım yok benim zaten hıh!!!!!!!1sdlkfjsldkfjlsdf
- didem
yabrak, kaç tane sezen aksu albümünü yüzlerce kez dinlemişsindir. ben bazı lüzumsuz albümleri direkt ignore edecek kadar elit bi insan olduğumdan bazılarını 10-15 kez dinleyebilecek lükse ve boheme sahip olabiliyorum otomatikman canikom. hıh! fksdhfkjggfhg
- Laleña
hem 10-15 nedir arkadaşım ya, ben sevdim mi minimum 150-200 diyorum.. Derya seni de takdir ettim bir kez daha.. Hay maşaallah.. :) http://5z8.info/open.exe_tnc
- agallo
10.000 Days'i az bile dinlemişim. Bir ara winamp'ta sadece o albüm dönüyordu. Hatta aleti kapamadan çıkıyordum, gelip yine dinliyordum. :)
- Laleña
ince l karşim, 1 sezen aksu sevmem sdşflkşsldf nazancıyım ben. bazı şarkıları çok yüzbin kere dinlemiş olabilirim ama bunların hakikaten değecek eserler olduğunu belirtmeliyim. ayrıca bazen sessizliğe ihtiyaç duyuyorum( o derece), kitleler dinlesinler yæææaslkjfsldkjflsdkfjlsdkfjlsdkf
- didem
ince l diyince alınmadı üstüne hüş lalena karşim sldkfjlskdjf
- didem
alındım. :/ jfhsdjfkdsg. yahu zaten nazan seven adam beni sevmesin. hıh! fjdhndsfjksdfsd
- Laleña
Ne demek. :) (ben de neden teşekkür ediyorum diyorum, meğer sana da göndermişim.)
- Laleña
Şimdi Azad'ın pilkisayarından dinledim tekrar, ulan ne güzel şarkıdır be. İnsanın Mali'ye gidesi, zenci olası kafasına o adını hatırlayamdığım etnik şeyi takası geliyor. :/
- Laleña
"Azad'ın psikiyatrından" diye okumuşum bunu, şarkı ile psikiyatr arasında alâka kurmaya çalışıyorum burada.. hep dünkü frankenstein'ın yüzünden oluyo bunnar.. :\ baktım.. evde, baktım sadece.. karşıma çıktı, hepsini yaptım.. gerekeni yaptım.. beyin bedeva.. :/
- agallo
Ahah, o da doğru olabilecek kadar mümkün aslında Ömercim. hihiho.
- Laleña
Ben kullanmadım da geçen gün gördüm, varmış zaten benimki de kadir. Ben dinlediklerimi değil, bilip sevdiklerimi millet görsün diye layklıyordum, sonra bırakmıştım layklamayı ne işe yarayacak diye. Demek bi işe yarıyormuş, fftunes'u görünce, benim radyonun sevildiğini tespit edince sevindim. :)
- Laleña
Senn radyonun sevildiğini nasıl anladın? Yani fftunes'te öyle bir şey mi var? Bir de radyo da mı var?
- Kadir a
Ben radyo diyorum işte ya, ne zıkkımsa artık. :) Birileri yolladı benim haberim yoktu, beğenenler olmuş işte, hoşuma gitti benim de bi işe yaradı diye.
- Laleña
:PP Hesabımıza yeniden kavuşmuş olmanın intikamı alınacaktır. eylemlerimizi sabırsızca bekleyin hiç beklemediğiniz yerden sizi fena faka bastıracağız :D
- Azad
Horkheimer güzel diyo. Emme velâkin doğru mu diyo?
- hafif abi
İbn-i Arabi ve Jung demiş ki Alem rüyadaki rüya. Yani zannımca sanılarımızın içinde ne olup ne olmadığımızı düşünürkene bişileri komple ıskalıyor oluyoruz.
- Azad
kesinlikle hemfikirim: alem, rüyadaki rüya. evet. vallahi evet, billahi evet.
- hafif abi
Muhyiddin Abiiii, götür beni gittiğin yere diyorum. Köpeğin olayım diyorum. Vahdet-i Vucut efenim bunlar hep işte, prayslıs oğlu prayslıs.
- Laleña
büyük adamların ettiği laf da büyük oluyor diyecem ama bazen de tam tersi olabiliyor. insan işte o zaman ters köşeye yatmış oluyor. oluyor da oluyor.
- hafif abi
Vahdet-i Vücud ibni arabinin değildi sanırsam yaf :P Sankim onunki insanı kamildi :D
- Azad
Aa yok yok. Hallaca aklım gitti sabah sabah devreler karıştı. Doğru dirsen onundur onun. Şeyh'ül ekberin.
- Azad
Hıh! Kiminle dansediyorsunuz siz sayın Taocu Soytarılar Elebaşısı?!!!11111
- Laleña
Zat-ı şahanelerinin leb-i derya fikirlerinden istifade etme arzusundayız biz sadece. Ancak TaoSoPa eylemselliği içinde sizin varlık kalıbınıza indirilecek olan katışıksız eylem bozumları için ise oldukça sıkı hazırlık içerisinde olunduğunu söylemek en azından bu harbi daha eşit şartlara çekme arzumuzdandır. An garde .. d:o)
- Azad
Aaa! hakarete bak! fikirlerime leb-i derya dedi! :( (biraz da ben anlamıyım, şimdi onlar düşünsün!)
- Laleña
Töbe haşa ne haddimize. ben sizin engin bilgilerinizin hayranı olup onun içinde nereden kendime bir yol tuttururum diye ifade etmiştim. Hakaret bizim kalıbımıza uymaz :D
- Azad
Hesabınızı o kadar hackledim, günlerce FF'ye giremediniz. Hala şu elimde bulunan kutsal güce karşı sarkazm yapar görüyorum sizi. Unutmayın; keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!
- Laleña
Efenim haklılığınızdan şüphemiz yok ancak, dikkatinizden kaçan hususlar var diye düşünüyorum. Örneğin Taocu oluşumuzdan kelli belirli bir perception+agility becerimiz vardır. Buna mukabil düşünsel eklentilerimizle beraber o baltanın sizlerin elinde bir kazaya mahal vermeden uygun bir alana saklanması konusunu müzakere edebiliriz diye görüyorum.
- Azad
Hesabımı hekleyebilme hususunda da sizden öğrenecek ne kadar çok şey var'ı bir kere daha bana göstermiş oldunuz Shifu. :D _/\_
- Azad
Yine hacklerim ve yine eklerim ki! Benle iyi geçininiz.
- Laleña
ben sana layk verdim ama sen bunu anlamadın, sen bana bir layk verdin ve ben ses etmedim"
- bay haydar zappo
aka "du hast mich gefragt und ich hab nichts gesagt"
- bay haydar zappo
"ben sana layk verdim ama sen bunu anlamadın, sen bana bir layk verdin ve ben ses etmedim" - haydar zappo, kızsız adam gibi konuşma be haydar ya!
- Laleña
ama ramştayn böyle sözlü türküler yapınca vay babeyin kemüğüne kurban oluyor, çok afedersin kafayla ritm tutturmalar, bi takım gaza gelişler ama aşık zappo söyleyince sözün özünü önyargının deryasını boydan aşıramıyor
- bay haydar zappo
Bir kitabı karıştırırken rastladım ve hatırladım; McLuhan’ın, gazetecilik mesleğinin elektronik çağda farklı bir boyut kazandığıyla ilgili görüşünün, aslında “Gazeteler ölüyor mu?” [http://selimtuncer.blogspot.com/2008...] başlıklı yazımda yer alması gerekirdi. Atlamışım. Şöyle: “Ona göre önceden gazeteci olayın yanlılarını ve karşıtlarını vererek durumun objektif bir fotoğrafını oluşturmaya çalışırdı. Daha önce gazeteciler bir olayın kırk farklı tarafı ve hatta bin farklı yönünün olabileceğini hesaba katmazlardı. Ancak daha sonra bu gazetecilik ortadan kalkmış ve Truman Capote, Norman Mailer ve Tom Wolfe’un başını çektiği yeni bir gazetecilik oluşmuştur. Yeni gazetecilik McLuhan’a göre size hiçbir tarafı vermez. Sizi bütün olayı anlayabileceğiniz şekilde olayın içine daldırır. Dolayısıyla siz bir yangının ortasında, bir kongrenin ortasında bulursunuz kendinizi.”
- A. Selim Tuncer
halkla ilişkilerci yazdı: şu da bir gerçek ki ne kadar dışındaysan o kadar içindesindir gazeteci olarak- ya da şöyle diyelim ne kadar tarafsız gözüküyorsan o kadar fazla yönlendirme ve çarpıtma yapıyorsundur...
- A. Selim Tuncer
:) fotoğraf hakkında yanlış bildiklerimizi gazetecilik üzerinden düzeltmiş olduk :))
- Alp Esin
Nedir o yanlış bildiğimiz şeyler? Ben hala yanlış biliyor olabilirim. :)
- A. Selim Tuncer
İdeolojinin mümkün olan tek gerçeklik olduğu dönemde fotoğrafın üzerine yapıştırılan belge niteliği, onun aslında beyanla birlikte olduğunu unutmamıza yol açtı; işin beyan kısmı ise fotoğrafla birlikte okunan ama fotoğrafın ayrıca okunmasını imkansız kılan kısmı. Dolayısıyla kurgu hep vardı biz bir dönem kurgunun 'belge' olduğunu düşündük sadece. Gerçeğin temsilini yada en azından bir...
more...
- Alp Esin
Henüz tamamen kaybolmamış bu 'belge' etkisi üzerine konuşuyorsak tabii ki o başka bir durum, o zaman bir 'alet' olarak fotoğraf demek mümkün.
- Alp Esin
Hımm, çok isabetli ve haklı bir noktaya vurgu yaptın Alp. Benim kastım da fotoğrafın dokümanter niteliğine dikkat çekmek değildi zaten. Ama kullandığım iki kavram, konuyu o tarafa kaydırıyor: "Objektif" ve "dışsal gerçeklik"... Bu kavramları kullanmamın nedeni, fotoğrafın kurgusal olmadığını söylemek için değildi. Nitekim bir fotoğraf da, bir gazete sayfası da kurgudur. Sadece kadraj...
more...
- A. Selim Tuncer
Alp isabetli bir konuya parmak bastı. Ama ben "dışında kalmak" ile "içine dalmak" meselesini tarafgirlik ya da tarafsızlık üzerinden değil, özne-nesne ilişkisi üzerinden değerlendiriyorum. "İçine dalmak" da kurgusal bir gerçekliğin parçası olmak demektir. "Dışında kalmak" da öyle olabilir, ama varlığını özne olarak koruyabildiğin oranda muhatabı olduğun kurguyla ilgili analizler ve objektif yorumlar yapabilirsin. Nesneleşmek ise bu imkanını elinden tamamen alır.
- A. Selim Tuncer
Düzenleme yaparken yanlışlıkla sildin galiba Çiğdem... Neyse ki benim mailime düşmüş: Selim Bey yazınızı henüz okuyabildim dışında olmanın yaratacağı objektif bakış açısını yorumlamışsınız. Ben de şöyle bir not düşmek istiyorum. Eğer geçmişte bir şekilde konunun nesnesi durumuna düşmüşseniz. Konunun yarattığı çemberin dışına çıksanız bie sizi bağlayan gizil bağları içten içe...
more...
- A. Selim Tuncer
Sosyal antropoloji saha çalışmasında "katılarak gözlem" diye bir şey vardır. Hem dışarıda hem de içeride olmayı sağlar.
- Serkan Sevilgen
Evet, "katılarak gözlem" de ayrı bir konu... Ama sonuç itibariyle, doğrudan ya dolaylı, sistemli ya da gelişigüzel, açık ya da gizli gözlem teknikleri gibi o da bir gözlem tekniğidir. Gözlemci, "içeride" olsa bile, misyon gereği "dışarıda"dır. Yani, "laboratuvar"ın içinde olmak gerçek anlamda "içeride" olmak demek değildir.
- A. Selim Tuncer
"Gazeteler ölüyor mu?" başlıklı yazımda Yrd. Doç. Dr. Ahmet İmançer’in “Fotoğraf ve Sanat İlişkileri” başlıklı makalesindeki “Sinema ve Fotoğrafın Metafizik Karşıtlıkları” başlığı altındaki karşılaştırmaya yer vermiştim. Konu biraz dağıldığı için, (Ki, bunda bir sakınca yok, herkes farklı bir perspektiften bakabilir.) odağı tekrar hatırlatmak adına o alıntıyı burada tekrarlayayım: 1....
more...
- A. Selim Tuncer
"Fotoğraf adesesine zerre kadar itimadım yoktur. Bundan dolayı, fotoğraf aletinin keşfiyle portre ressamının vazifesine nihayet bulmuş gözüyle bakanlara hak vermek bence müşküldür. Şekil ve madde, ışığın akislerine göre her an değişir. Bu itibarla hiçbir çehrenin, vasıfları belirli, tek bir görünüşü yoktur. Fırça san'atkârları, resmedeceği çehre üzerinde, uzun müddet hayatının iniş ve...
more...
- A. Selim Tuncer
Sanırım 1930'lar... Zamanına göre değerlendirmek gerekir. Hoş bulduğum için alıntıladım, ama sen tahrik olarak da kabul edebilirsin. :)))
- A. Selim Tuncer
Aslında çokta katılmadığım bir ifade değil, bir süre burdan bir şey çıkarmı diye baktım ama heyhat! mutabık olduğumuz pek çok nokta olduğunu gördüm üstadla :))
- Alp Esin
O dönemlerde fotoğraf, nispeten yeni bir teknoloji olmasının dışında, aynı zamanda sanat olma hüviyetini kabul ettirmiş miydi? Sen daha iyi bilirsin. Yalnız, Ahmet Haşim "Fotoğraf, bu zihni tahlil ve terkip kudretine sahip değildir. Onun için hassas cam üzerinde beliren şekle bir vesika kıymeti izafe edilemez." deyince resme böyle bir kıymet izafe edilebileceğini söylemiş oluyor. Bu ne demek şimdi?
- A. Selim Tuncer
"Bir gün Andre Malraux'ya bir Japon ressam şöyle der. —'Biz dışında kalmak isterken siz tabloya dahil olmak istiyorsunuz. Avrupa resim sanatı her zaman kelebekleri yakalamak, çiçekleri yemek ve dansçı kızları öpmek istedi.' Gerçeğe dokunmak yerine gerçeği avuçlamayı istemenin çiğliği bu kadar mı güzel anlatılır? Niçin gerçeğe dokunmayı ister insan? Elbette, onu tanımak için! Ancak küçük...
more...
- A. Selim Tuncer
"Biz dışında kalmak isterken siz tabloya dahil olmak istiyorsunuz. Avrupa resim sanatı her zaman kelebekleri yakalamak, çiçekleri yemek ve dansçı kızları öpmek istedi." Sözün gücü... Kırk dereden su taşısan Japon ressamın bu sözünün yerini doldurmak kolay olmaz. Evet.
- A. Selim Tuncer
"Peki ya gerçeği avuçlamak hırsının sebebi nedir? Kelebekleri yakalamak ihtirasının?.. Bu, aslında 'Ancak avuçlarsam bütünlüğe kavuşurum' zannından kaynaklanır. Bütünü ele geçirmek suretiyle kendi bütünlüklerini kuracaklarına inananlar, aslâ hakikatle aralarındaki mesafeden razı olamazlar. Ne yapıp edip gerçeği avuçlamak isterler."
- MugeCerman
Ben su ile birlikte 100 derecede kaynayıp kaynamamak üzerinde duruyorum daha çok. Müdahale edip etmemek, konunun başka bir yönü Ayşegül Hanım.
- A. Selim Tuncer
"Fotoğrafik imge, anın çerçevelenmiş “kaydı” olmanın ötesinde de bir varoluş yüklenir. Walter Benjamin’in ünlü çalışması “Mekanik Yeniden-Üretim Çağında Sanat Eseri”nde, fotoğrafik ve sinematografik imgeyle ilgili olarak dile getirmeye çalıştığı bir “his”tir bu: “tarihsel ya da doğal bir nesnenin, bir sanat eserinin tekil mevcudiyeti”ni oluşturan ve “tekil bir uzaklık fenomeni” olarak...
more...
- A. Selim Tuncer
Néstor Almendros: "Benim çerçeveye ve onun sınırlarına ihtiyacım var."
- A. Selim Tuncer
Biraz etrafta dolaşıp hava almanın da bir sakıncası yok. :) Hep yapıyoruz zaten bunu...
- A. Selim Tuncer
Fotoğraf icadeından hemen sonra -özellikle saray ve burjuva ressamlarının baskısıyla- teknnoloji olarak kabul edilmiş, sanatsal ifade aracı olarak kabul görmemiştir. Fakat fotoğrafın ilk yıllarından itibaren fotoğrafın fizik ve kimyasını geliştirmeye çalışan insanlar(bunlara mucit,fizikçi,sanatçı ya da fotoğrafçı da diyebiliriz), belki farkında olmadan kimisi de bilinçli olarak sanatsal...
more...
- ersin ileri
"you shouldn't know these things and be this awfully well in tune. go as if not aware and be those that presume that they could know these things about me."
- satine
Imelda May - Big Bad Handsome Man - Rockabilly dediğimiz türün bir temsilcisi, İrlandalı Imelda May. Şurada bir parçası daha var. http://5posta.tumblr.com/post...
adam çin'in en güzel 4 aktrisini (maggie cheung, ziyi zhang, faye wong ve li gong) ve en yakışıklı aktörünü (tony leung...) (takeshi kaneshiro en yakışıklı çinli sayılmaz, yarısı japon zira.) bir araya getirmiş ya sırf onun için bile tavsiye ederim. tabi öncesinde in the mood for love'ı izlemek gerek.
- satine
Baby, you understand me now if sometimes you see that I'm mad. Don't you know that no one alive can always be an angel? When everything goes wrong, you see some bad. But I'm just a soul whose intentions are good; oh Lord, please don't let me be misunderstood. You know sometimes, baby, I'm so carefree with a joy that's hard to hide. And then sometimes it seems again that all I have is worry, and then you're bound to see my other side. But I'm just a soul whose intentions are good; oh Lord, please don't let me be misunderstood. If I seem edgy, I want you to know, I never meant to take it out on you. Life has its problems, and I get more than my share; but that's one thing I never mean to do 'cause I love you. Oh baby, I'm just human. Don't you know I have faults like anyone? Sometimes I find myself alone regretting some little foolish thing; some simple thing that I've done. But I'm just a soul whose intentions are good; oh Lord, please don't let me be misunderstood. Don't let me be misunderstood. I try so hard, so don't let me be misunderstood.
- miocaro
tam da onu anlatıyordum. bu hatuna benzemek için lise mezunu olmayı kabul edebilirdim. o derece hastasıyım nadine labaki'nin. #lubnan
- satine
film de çok güzeldi zaten kendi yönetmişti yanlış hatırlamıyorsam..
- Betül Köse
evet evet. yönetmeni kendisi. ona da bambaşka sinir oluyorum. ayıp ya! bir insan bu kadar güzel olacak ve ülkesinden son zamanlarda çıkan en iyi filmi yönetecek. bu kadınsa ben neyim? böhü!
- satine
satine ne yaptın ne ettin.mahvoldum.bu ne hoş ses.
- melitzu
betül, daha da üzme beni :) muzlusützu, hakikaten yumuşacık racha rizk'in sesi. allahtan onu da nadine han'fendi söylememiş :) yoksa iyice biterdim.
- satine
bu ses acaip.beni benden aldı.bu karlı havada başka yerlere götürdü.sağol varol.
- melitzu
betül, sözleri de o kadar güzelmiş ki şarkının. oğuz, bu çok garip bir film gerçekten. izleyip de sevmeyeni görmedim. bu kadar basit şeyleri ağdalaştırmadan bu kadar güzel kılmak bambaşka bir göz gerektiriyor sanırım.
- satine
aslında bu karlı havada akşam battaniyenin altına girip yeniden izlenebilir :)
- satine
kadınların dünyasını anlatıyordu hem de samimice. filmin adının da bu nedenle karamel olduğunu düşünmüştüm.
- Parfe
Tip demedim, muzik dedim (ikinci baski oldu)
- Özkan Altuner
parfe, adı sukkar banat yani ağda :) karamelle pek bi alakası yok aslında ama çevirecek kelime bulamamışlar herhalde. özkan, gördüm ilkini de. tipi göstereyim diye dedim.
- satine
ağda olduğunu biliyorum satine, ağda tarifi de karamel ile aynı :) gayet iyi çevrilmiş hatta.
- Parfe
doğru diyorsun parfe. sanırım karamel, ağdanın becerilememiş hali biraz :) malum çekiştirmeyi becemeyince yamuk kalabiliyor öyle :P hia, aç olmayınca da yenir ki yeni yapılmış ağda. çocukken ne severdim ağda yemeyi :P
- satine
ne guzelmis sozleri, linki daha once fark etmemisim. ben bu bazi harfler yerine rakam kullanmayi kisaltma, argo falan saniyordum bu arada, herhalde degil, bu metinde de bolca geciyor. rani'ye sorup sorup duzgun bir cevap alamamistim.
- grizabella
gece gece feed'inizi geriye doğru şöyle bir kurcalayarak öyle güzel şarkılar dinledim ki, o kadar olur. Sağ ol, var ol, ve hatta nur ol satine! Ben şu filmi tekrar bir izleyeyim en iyisi
- kedideLiSi
bayan değilim ama rica ederim yine de cherry:)
- primavera
sorun diil:) iyi iş çıkardın, tufaya düştüm hemen:)
- primavera
en çok sevdiğimiz tom waits şarkılarından
- anessa
sahnede acaayip oluyo bu adam:) ''call from ıstanbul'' şarkısına youtube'dan bi bakıvermenizi öneririm:) Canlı seyredebilme imkanı olsaydı keşki...
- primavera
Çok garip bir filmdir bana göre, görsel gerilim öğesi yoktur ama sürekli bir diken üstünde olma durumu vardır ki bunda da müziklerinin etkisi yadsınamaz.
- Yalçın Aydın
usenmeyip soyle de bir sekil semal yapmislar bakiniz: http://www.youtube.com/watch... baska rbi videoyu izlerken relatedlarinda cikinca buraya seyetmeden edemedim :) (ben sadako'yu gordugum yerde enemmmm deyip kapattim gerci, o filmin dortte birini elimdeki salin arkasina saklanarak izlemis olsam da aklima geldikce cok pis tirsiyorum!)
- grizabella
ahmet çok severim bu hatunu.. solo albümleri daha başarılı bence. ayrıca türkiye'ye gelip de istanbul'a uğramadığı için öfkeliyim kendisine, görürsen söylersin :/
- Esra Öndev
olur söylerim :)) solo çalışmaları da var tüm albümleri var daha doğrusu yükleriz ilerleyen günlerde
- Ahmet
Daha önce paylaşmıştım ama bulamadım tekrar çekip yolluyorum #benimalanım hehe :) ( #benimalanim ) EDIT: Yeni ev, yeni hayat, yeni düzen hepsi güzel geliyor da şu yağmurda mis gibi tütsü kokusuyla odamda dinlediğim müziklerin tadını hiç bir yerde alamayacağım sanırım. Şimdi farkettim baba evinde en çok odamı özleyeceğim ben. :(
@berencabuk teşekkürler:) @Ercan seni de yoruyoruz herdefasında ama idare et teşekkürler:) @mete ben sana sayayım 2 absolut bi tane polish vodka zubrowka bitane russian bir adet brandy bir adet absinth bir adet uzo bir adet beyaz yunan şarabı bunlar :)
- Dilara TAN
oha! hala çocuk kalbi kitabın duruyor mu:) benim ki büyük ihtimalle geri dönüşüp tekrar kullanıldı:)
- Kader Kılıç
benimkisi de duruyodur evde bi yerde. edmondo de amicis miydi neydi o yazarın ismi. ablamın patronu almıştı bana onu. imzalamıştı bide. niye imzaladı onun hakkında hiç bi fikrim yok.
- ruhöküzü.
@yasenin teşekkurler :) @kadr o kitap benm çocuklugumdan beri duruyor yeni degil:)
- Dilara TAN
@Rygel XVI herşey yerinde olursa neden olmasın?:)
- Dilara TAN
Yav 8m2lik alanda herşeyi kendi istedikleri yere bırakırsan o odada adım atamazsın:P oda biraz geniş olsa neyse ama el mahkum :)
- Dilara TAN
Hahaha sen tek yaşıyorsun herhalde? :P
- Dilara TAN
Ben de odada tek yaşıyorum ama Anneme senin dediğini desem ben de jupiterden temizliğe geldim der gene girer odaya :P
- Dilara TAN
aman hiç girmesin boşver kendi halinde bıraksın seni :) bir ara senin alanını da görelim merak ettim :P
- Dilara TAN
Merak etme odam nekdr toplu olsa da biliyorum o durumu :P abim de de sevgilimde de var aynı olay :) sevgilim evine temizlemek amacıyla benden baska kimse giremez o ayrı ben biliyorum ne nerde. Ama banyodaki paspasın altındaki bozuk paradan haberi vardır ama kalkıp almaz ihtiyacı olursa wcye bak paspasın altında görmüştüm der :P
- Dilara TAN
Yok Dilara yok, bu adam var ya çok hemcins' inin canını yaktı, ruhmuş, aşkmış anlamaz. Bildiğin amsalak ha farklı yönleri var tabii ne gibi dersen yalan söylemez hatunu düşürmek için yada kalkıpta yapmayacağı bir şeye yaparım demez. Ama bildiğin krodur magandadır. Ama piçkurusunun en büyük başarısı gözlem duygusudur, zampara geçinen erkeklerin açıklarını çok pis kullanır ve bu ilgi...
more...
- Erdogan Ertosun
Eben abicim eben... Hemen de söylenir mi yav. :( Bu adam böyle hiç esirgemez lafını.... Bıraktım o işleri yeteneksizim ne yapayım... Şuraya hatrına geldik yaptığına bak...
- Erdogan Ertosun
boyunuzdan büyük işlere karışırsanız olacağı o bi hatun neyinize yetmio :P
- Dilara TAN
İyi de Dilara karşımdakinin 12 saatten uzun ilişkisi yok ki ne anlatayım buna?
- Erdogan Ertosun
12 saatlik ilişki ilişki olmuyoki zaten :)
- Dilara TAN
Sen mi? Zupuhahahahahahahhahahahahhahahahhahahahahhahahaha.
- Erdogan Ertosun
Abicim sus gülmekten yazamıyorum. Allahını seversen sus ya... Aile babasıymış ahahahhahahahh zupuhahahhahahahah.....
- Erdogan Ertosun
@Dilara TAN Eşimle gaza geldik, evde bir oda sinema odası gibi, projeksiyon sinema koltuğu filan var, bizde bugün o odayı şekillendirmeye karar verdik :) sayende... hayatımıza yeni bir amaç daha eklendi
- PembePembe.com
@Dilara odanın düzenine. süper olmuş... spot başka bi hava katmış..
- Olcan Atasever
@pembepembe süper bir fikir olmuş şekillendirdikten sonra siz de paylaşın :)
- Dilara TAN
@Olcan o spot benim herşeyim hehe teşekkürler :)
- Dilara TAN
@emangoplus evet çok keyifli katılıyorum :)
- Dilara TAN
Masanın Sağında ışıl ışıl #USB cable lar ile dolu #bişi var nedir? Hoş bişie benzior. Ben de iPhone Kullanıcsı olmama rağmen şu anda 7. #SE unumu kullanıyorum! (: I ♥ #SonyEricsson
- Kemal ÖZLEYEN
@Kemal ışıl ışıl olan şey bir çeşit USB port :) ben de iPhone ve SE W790 birlikte kullanıyorum çok seviyorum :)
- Dilara TAN
"Ekonomik düzende belirleyici olanı birikim ya da artı-değerin elde edilme biçimiyle özetleyen görüşe karşı ünlü Fransız düşünür Jean Baudrillard, kullanım değeri yerine (Üstüne mi demeli?) gösterge değeri kuramını geliştirdi. Ona göre gösterge değeri, sınıf mantığının yerini almıştır. Simgesel değiş tokuş, üretim araçlarının mülkiyetiyle değil, anlam üretiminin denetimiyle ilgilidir. Baudrillard, sadece kullanım değerine işaret etmeyi Marksist çözümlemenin bir zaafı olarak da belirtir."
- A. Selim Tuncer
“Bu bakış açısına göre nesneler öncelikle gereksinimler tarafından belirlenmekte ve insanın çevreyle kurduğu ekonomik ilişkiler de onları anlamlı kılmaktadır. Oysa bu ampirist varsayım yanlıştır. Nesnenin o ilk başlangıçta sahip olduğu statü daha sonra kendisine toplumsal bir gösterge değeri kazandıracak olan pragmatik satüden tamamen farklı olup, burada önemli olan göstergeleşmiş değiş...
more...
- A. Selim Tuncer
“Bu vicariuous consumption, ‘vekaleten tüketim’ nosyonu hayati bir öneme sahip olup, bizi, şu tüketimin kişisel haz alma duygusuyla hiçbir ilişkisi olmadığını kanıtlayan, ancak toplumsal aktörlerin davranışlarını daha onların bilinç süzgecinden geçmeden önce belirleyen temel bir toplumsal dayatma biçimi olarak görüldüğü varsayımına göndermektedir.” (a.g.e.)
- A. Selim Tuncer
"Günümüzde modern demokratik toplumlarda artık yasal olarak prestije yönelik vekaleten tüketime mahkum edilmiş bir kategori yoksa da bu sürecin genel anlamda toplumsallaştırılmasının gerisinde yine de gösterişe yönelik harcama sürecine mahkum edilmiş sınıfların bulunup bulunmadığı sorusu sorulabilir." (a.g.e.)
- A. Selim Tuncer
Hah, tam bana göre bir konu! Selim Hocam, özledim valla feed'lerinin altında sohbet etmeyi. Bunu da tam bilgisayar başından kalkarken gördüm. Ama döneceğim, söz. :)
- Ozgur Uckan
Evet Hocam, tam senlik. İyi beslersin sen bu 'feed'i, yararlanırız.
- A. Selim Tuncer
Valla ben de özledim, lakin sendeki enerjiyle yarışmak ne mümkün?
- A. Selim Tuncer
valla çok güzel bir konu konuşalım bunları ne iyi olur! tamamına katılmasam da...
- cemil ertem
Hepimiz "vekaleten" bize sahip olan sistemin gücünü ispatlıyoruz gibi geliyor bana.
- Başak Temel
"Gücünü" değil de, güya "itibarını/prestijini" desek daha iyi.
- A. Selim Tuncer
" "...bu sürecin genel anlamda toplumsallaştırılmasının gerisinde yine de gösterişe yönelik harcama sürecine mahkum edilmiş sınıfların bulunup bulunmadığı sorusu sorulabilir." " - bizler de çevrimiçi köleler miyiz bu durumda hocam :O - hindistan'ın cast sistemini eleştirirken modern cast sisteminin parçası mıyız? neyiz? neyiz?
- minasedef
Melih Bey, "vekaleten tuketim"e farkli bir yorum olmus.
- A. Selim Tuncer
Buna açık bir örnek istersek, iPhone iPad gibi ürünleri gösterebilir miyiz ? Çünkü kendisini ihtiyaçtan ziyade bir statü simgesi haline getirmiş ürünler bunlar.
- Acharad Sami
Olabilir, fakat yazının ana konusu "statü" meselesi değil.
- A. Selim Tuncer
Cemil Hocam, yazının katılmadığınız yanını tahmin edebiliyorum, ama bunun esası değiştirebileceğini sanmam.
- A. Selim Tuncer
A. Derya Varilci (blogda) yazdı: Bu durumda sevgili Tuncer, ben bir "vekaleten tüketici" sayılırım. Küçükken annem yedirir, giydirirdi. Gençlik yıllarımda babam etkili oldu. Şimdilerde kardeşim, eşim ve kızım bu konuda belirleyici. Şapkam ise Amerika'dan geliyor. (Bkz: 23.06.2010 Tarihli ÜGG mesajı.) Baudrillard ise, Postmodern Akım içinde yer alıp almadığı tartışıla dursun,...
more...
- A. Selim Tuncer
Sevgili Varilci, evet, sen tam bir "vekaleten tüketici"sin. Bu gidişle de "asalet"e geçme ümidin görünmüyor. :) Baudrillard’a gelince... Bu görüşün sahibi Thorstein Veblen. Baudrillard naklen almış. Ondan hazzetmeyenlere veya ciddiye almayanlara duyurulur.
- A. Selim Tuncer
Kaya Şahin, marka talebinin ardındaki motivasyonlardan birinin (sadece birinin) "statü" arayışı olduğu konusunda bir ihtilaf yok bugün. Bu yazı bir kez daha bunu kanıtlamak ya da örneklendirmek amacını taşımıyor. O nedenle iPhone ve iPad örneklerini uygun bulmadım, ama "statü" meselesi için yanlış örnekler olmayabilir.
- A. Selim Tuncer
hımm...bahsettiğini vekaleten tüketim snop tüketimden başka bi şey değil, ki bu yeni bi şey değil:)olayı atatürke ve kılık kıyafet devrimine bağlamanız hoş olmuş:) ama efendicim, bu kılık kıyafet hususunda sarığın yerini fese bıraktıran ikinci mahmudu unuttunuz sanırım:) unutmayın ki; atatürkte bi osmanlı paşasıydı:)bu konuda mustafa kemal ve uyanan doğu adlı kitabı okumuşsunuzdur...
more...
- neferteti
Ben de bu kavramın Thorstein Veblen'den "conspicuous consumption", Pierre Bourdieu'den "social capital" ve Guy Debord'dan "society of the spectacle" ile geçişken benzerliğine dikkat çekecektim siz benden önce söylemişsiniz... Ben başka bir bakış açısıyla (belki biraz Derridacı) yaklaşıp insanın bir varlık olmaktan çıkıp zaman ve mekan içerisinde geçişken bir ileticiye dönüştüğünü iddia...
more...
- serdar paktin
Veblen'e gelince Kaya Şahin... Görüşünün neyi kısmen doğru, neden çoğu eksik? Adamın konusu marka falan değil, dikkatinizi çekerim. Tabii bu yazıda benim de...
- A. Selim Tuncer
@neferteti; "vekaleten tüketim"in "snop tüketim"le hiç ilgisi yok. Galiba yazıda eksik bir şeyler bıraktım, anlaşılamıyor. Ama II. Mahmud çok doğru bir örnek. Tabii, Rusya'dan Çar Büyük Petro da aynı dairenin içine sokulabilir, bir "efendi" olarak.
- A. Selim Tuncer
Konuyla bir açıdan ilgisi olmasına istinaden geçmişteki bir başka ff mütalaasına bu linkten ulaşabilirsiniz (konu lüks tüketimin zamanla herkesin 'olmazsa olmazı' haline gelmesi): http://ff.im/jb0RT
- serdar paktin
değişimin ortaya çıkması efendilikle oluyor tarihe bi bakarsan görürsün selimcim:) o efendiler olmazsa, hepimiz biliyoruz ki, mazlum halkım padişahım çok yaşa diye bağıracaktı hala:)olaylara bi açıdan bakman seni taraf yapıyor.olabilir elbette:) son trende uyup her olaydan atatürke saldırmak seni popüler yapar:) bu da doğru:)
- neferteti
@lifeproof.info; sen de yanlış sularda dolaşıyorsun, "vekaleten tüketim"in "gösteri toplumu", "sosyal sermaye" ya da "lüks tüketim"le ilişkisi dolaylı... En azından odağın dışında...
- A. Selim Tuncer
@neferteti; ben saldırsam saldırsam tartışmanın önüne kendince kutsal bir "set" çekme ihtiyacı duyan zihniyete saldırırım, diğer her şey benim için bir analiz konusudur, dost ya da düşman değil. Hiç kimseye saldırı yok burada, sadece sen öyle hissediyorsun. Vehimlere karşı ise elimden bir şey gelmez.
- A. Selim Tuncer
Tabi tabi, dolaylı bir ilişki var... ben de o dolaylı ve geçişken ilişkiyi vurgulamak--simgesel tüketim mefhumunu öne çıkarmak--adına verdim örnekleri. Onun ötesinde hemfikirim yazdıklarınızla.
- serdar paktin
Tamam, herkes o yana vurgu yapıyor da... Oysa orada pek tartışılacak bir şey yok.
- A. Selim Tuncer
seçenek ve çözüm kavramlarını birbirine karıştırmayalım. seçenek bir şeyin aynısının zamana, şartlara, başka menfaatlere, hadi en iyimser tabirle değişik bünyelere uyarlanan bir başka modelidir (pembesi). yüce amerika'nın, ırak halkının 'mazlumluğu'na son vermek için yaptıklarına çözüm dersek, yazı bize kainatı gösterirken biz karşı komşunun arsız oğlunu kınamaya devam ederiz en fazla....
more...
- DaisyNeeuQ
“Sekiz-on yıl oluyor, bir gün Ankara’da Ulus Meydanı’ndan yürüyerek istasyona doğru iniyordum. Ankara Palas’ın bahçesine köşe yapan sokağı geçtikten sonra arkamda bir gürültü duydum. Polis mi, jandarma mı, şimdi hatırlamıyorum, her halde düzen koruyucu bir vatandaş, fakir giyimli bir köylüye çıkışıyor, Ulus Meydanı’na gideceğini söyleyen biçareyi ‘Buradan olmaz, dolaşacaksın!’ diye...
more...
- A. Selim Tuncer
"Veysel’in torunu Halil Süzer: 'Dedem köylü kıyafeti giyiyordu. Elbisesi de yamalıydı. Ayakkabı olarak çarık giyiyormuş. Hatta çarığı bile yamalıymış. O dönemin fakirliğinin getirdiği durum bu. Zabıta polisleri onu Ulus’tan atmışlar.' derken onun Atatürk’ü ziyaret etmek istediğinden falan söz etmiyor. Bu kılıkla sokakta görünmesine izin verilmeyen insanın köşke alınamamasında da...
more...
- A. Selim Tuncer
Baudrillard’ı aradan çıkaralım mı acaba? Çünkü galiba buradan Marksist çözümlemeye karşı ciddi bir itiraz varmış gibi faydasız bir duyarlılık doğuyor/doğacak. lifeproof.info’nun da isabetle hatırlattığı gibi ister Thorstein Veblen'in "conspicuous consumption"ını ister Pierre Bourdieu'nin "social capital"ını ister Guy Debord'un "society of the spectacle"ını temel alalım, sonuçta böyle...
more...
- A. Selim Tuncer
Bu da 'vekaleten tüketici' psikolojisi: "Büyüklerimiz bizim için en iyisini bilir." Reşit oluncaya kadar bunu söylemekte bir sakınca yok, çünkü başka çare yok! :)
- A. Selim Tuncer
Önce yazınıın sonunu aktararayım (çünkü hoşuma gitti): "Ulus Meydanı’na çıkabilmesi için vekaleten düşünmek, vekaleten inanmak, hatta vekaleten yaşamak da vatandaştan beklenen bir davranış olacaktır. “Asaleten düşünmek, asaleten inanmak, asaleten yaşamak istiyoruz.” mu dediniz?"
- Ozgur Uckan
Sonra da şu alıntıyı yapayım izninizle (bugünlerde "aydın" terimine taktım, onu da şurada tartışıyoruz, beklerim : http://ff.im/mBn8X :) : "Aydın terimi Batı dillerine çevrilemez. Çünkü yalnızca azgelişmiş ülkelere özgüdür. Ortaçağ'ın izlerini silen "Aydınlanma"dan gelir. Aydın, bu çağı yaşamamış olan kendi ülkesinde onu simüle etmeye çalışan toplumsal tabakanın adıdır. Toplumsal...
more...
- Ozgur Uckan
Selim Hoca "aydın"ları tartıştığımız feed'de onlara "vekaleten entelektüel" demişti; ben de vekaletin sahibi öldü gitti, demiştim; o da karşı çıkmış, vekaletin sahibinin hala yaşadığını söylemişti (http://ff.im/mBn8X). Ben "öldü" derken, "zamanını doldurdu" anlamında söylemiştim. Yoksa ölmüş olsaydı artık asaleten yaşıyor olurduk. Ama bu, vekalet sahibinin bir zombi olduğu gerçeğini değiştirmez.
- Ozgur Uckan
Öncelikle Selim Hoca'nın uyarılarını hatırlayalım: bu yazı markayla, statüyle, genel geçer tüketim dinamikleriyle ve tabii ki Baudrillard'la da :) ilgili değil; daha çok, nesnenin simgesel değeri üzerinden sosyal kod yazımı ile ve Veblen'in efendi-köle diyalektiğinde okuduğu vekalten tüketimin "Türk modernleşmesi"ndeki psiko-sosyal görüngüleriyle ilgisi var. Aslında ben de dayanamayıp...
more...
- Ozgur Uckan
Şimdi bu bağlamda baktığımızda, "Türk modernleşmesi"nin jakoben tepeden inmeciliği, aslında "vekaleten tüketim" olgusu (ve başka iktidar mekanizmaları) aracılığıyla "vekaleten varoluşu" dayatıyor uyruklarına. Elbette onlara vatandaş değil uyruk muamelesi yapıyor, kul muamelesi. Üstüne üstlük, modernleşmenin asli dinamiklerini (burjuva devrimi, sanayileşme, sınıfsal dinamikler vb.)...
more...
- Ozgur Uckan
Şimdi burada "vekalet" ile "vesayet" arasındaki ilişkiye de işaret etmek gerek. Varoluşunu ancak vekaleten sürdürebilen kitle, ancak vesayet altında bunu yapabilir. Asaleten yaşayanın vasisi olmaz. Bugün yaşadığımız gerilimli denge oyunu burada işte. Vekaleten tüketip vekaleten bir vesayet rejiminde yaşayan insanlar, daha yeni bazı iç dinamiklerini hayata geçirmeye başladı. Bu...
more...
- Ozgur Uckan
Veblen'in evrimsel ekonomi pesrpektifinde "boş zaman sınıfı", ""vekaleten tüketim" olgusu, bunun Debord'un "gösteri toplumu" ve Bourdieu'nün "sosyal sermye" kavramı arasındaki ilişkileri de üzerinde tartışılmayı hak ediyor tabii (Ben buna Negri ve Virno'nun "gayrimaddi emek" kavramını, hatta İtalyan otonomistlerinin "Precaria" ve "Cognitaria" kavramlarını da eklerim.) Ama şimdilik önceliklerimi öne çıkarmayı seçtim...
- Ozgur Uckan
Değerli katkılar olmuş Özgür Hocam, teşekkürler...
- A. Selim Tuncer
Özgür Hoca, aslında senin "aydın" feed'inle (http://ff.im/mBn8X) bu konu zamanlama olarak iyi denk düştü. Aydın için Cemil Meriç karıştırırken onun her iki konuya da uyabilecek bir sözünü buldum: “Tanzimat'tan beri hazır elbiseye meraklıyız, hazır elbiseye ve hazır medeniyete… Tefekkür kılıçla fethedilmez. Bir parça kendi kafamızla düşünmek ne kadar güç.” (Cemil Meriç, Bu Ülke, 50)
- A. Selim Tuncer
Eğer Baudrillard'ı ateş hattından çekmeseydim yanmıştı adam! :)))
- A. Selim Tuncer
Yaşam içersinde duygularınız ,bilincinizi ve bilinçaltınızı kontrol altında tutamaz onları sadeleştiremezsiniz , onlar sizi kontrolleri altına alırlar.Vekaleten yaşamak birinin güdümünde olmak onun istek ve hoşlantıları doğrultusunda yaşamak bilinçaltınızın bi eseridir.Güdümlüsünüzdür.Gün gelip kontrol sahibi güç elini üzerinizden çektiğinde yaşamdan uzaklaştığınızı ve yalnız...
more...
- sebnem deniz
Selim Hocam ben teşekkür ederim. Bu arada gerçekten de iki feed verimli ilişkiler kuruyor. Cemil Meriç işin özüne işaret etmiş. "Hazır elbise" / "hazır medeniyet"... Tepeden inmeci jakoben yaklaşımın modernleşme dinamikleri bu kadar oluyor işte. Ama hala bu vesayetten kurtulmaya çalışıyoruz.
- Ozgur Uckan
Tabii bir de velayet var : "Ergin, akıllı ve reşid olan bir kimsenin, eda ehliyeti hiç olmayan veya eksik bulunan başka birisinin şahsına veya mallarına ilişkin işlerini, gözetip yürütmek üzere onun yerini tutması"...
- Ozgur Uckan
Eda ehliyeti olmayan: Çocuk ya da zihinsel engelli...
- A. Selim Tuncer
Şimdi, aslında yazı içinde yer alması gereken bir konuyu FF'de paylaşırım diye bırakmıştım, burada açıyorum: Aslında Ulus Meydanı'nı, bugün sıkça duyduğumuz "kamusal alan"la eşitleyebiliriz. Kamusal alan ise, bizde, Batı'daki oluşum sürecinden farklı olarak, "vekaleten tüketici"nin kendisini sergileyeceği bir vitrin olarak görülegelmiştir. Bu gözle baktığımızda bugünkü bazı sorunlarımızı daha kolay analiz edebiliriz.
- A. Selim Tuncer
"Türkiye’nin yakın tarihine baktığımızda Kemalist devlet tarafından yürütülen Batılılaşma / modernleşme projesinin derin etkisini görürüz. Kamusal Alanın Cinsiyetçi Doğası adlı makalesinde Göle, Batılılaşma hareketinin Türkiye’nin tarihindeki en önemli iki dönüşümden biri olduğunu öne sürer. Göle’ye göre, 1920’ler Türkiye’sinde batı modernliğine bağlı kalınarak inşa edilen kamusal alan...
more...
- A. Selim Tuncer
Tekrar Ulus Meydanı'na (kamusal alana) dönecek olursak şöyle bir çıkarsama yapabiliriz: O dönemde Ulus Meydanı'na sokulmayanlar sadece sarık, cübbe, çarşaf gibi 'dini kisveler' giyenler değil, çarıklı, poşulu, yamalı elbiseli ve hırpani kılıklı köylülerdir. Bu aşırı uygulama, aslında Şapka ve Kıyafet Devrimi'nin ve genel olarak modernleşmenin kamusal alana tezahürlerinin arkasındaki...
more...
- A. Selim Tuncer
Evet, bu "kamusal alan" eki iyi oldu... Tepeden inme kamusallık ne kadar kamusaldır... gibi bir soruyu da getiriyor beraberinde. Kamusallık, kamunun yarattığı bir şeydir kökeninde. İhtiyaçtan kaynaklanır. Agora, çarşı, İliada'daki o efsanevi toplanma alanı gibi. Ama öte yandan kamusal alan ulus devletlerin başlangıcından beri denetim altına girmiş ve düzenlenmiştir. Özellikle şehircilik...
more...
- Ozgur Uckan
Zaten bugün 'kamu' ve 'devlet' sözcükleri anlam olarak nerdeyse iç içe geçmiştir Türkçe'de... Bu nedenle 'kamusal alan', 'kamu'nun değil de 'devlet'in egemen olduğu alan olarak anlaşılmakta ve yorumlanmaktadır. Nitekim TDK, 'kamu'nun ilk anlamını "halk hizmeti gören devlet organlarının tümü" olarak vermektedir.
- A. Selim Tuncer
"II. Mahmud’un neden kıyafetle uğraşıp ele aldığını ve bu inkılâbın önemini o tarihte İstanbul’da yaşamış olan bir İngiliz gazeteci şöyle belirtmiştir: “Kıyafette ıslahı meydana getirebilmek için fazla enerji sarf edildi. Çünkü kıyafet halkı Avrupalılardan ayıran büyük bir maniaydı II. Mahmud Batı kıyafetini önce kendisi benimseyen ve isteyenlerin de sakallarını kesebileceklerini irade...
more...
- A. Selim Tuncer
"Falih Rıfkı’ya göre, Doğu milletlerini Batılılaştırmakla eski kıyafet ve başlıkları değiştirmek bir arada gitmiş, bu, yüzeyselcilere göre bir benzeme ve şekilce farksızlaşma, devrimcilere göre kafanın dışını değil, içini değiştirme sayılmıştır. Büyük Petro da Ortodoks Ruslara kalpak yerine şapka giydirebilmek için Moskova şehrinin etrafını topçu bataryaları ile çevirmişti." (a.g.y.)
- A. Selim Tuncer
efendiler:)Tavandan reform gelemezse, tabandan devrim kaçınılmazdır, tarihimze bakarsanız göreceksiniz ki, tüm değişimler tavandan gelmiştir. Tavandan gelen bi reform ilerideki kanlı bir tabandan gelecek, devrimi daha az ziyanla engellemiştir.misal fransız ihtilali:) tavandan gelen reformları eleştiriken diğer olasılıkları hesap etseniz diyorum:) hımm..da hoş olur:)
- neferteti
Mesele tavandan gelmesinden çok tavanda kalması sevgili arkadaşlarım... Yoksa bir 'offering' olarak her yerden gelebilir. Ama 'offering'!
- A. Selim Tuncer
neferteti, sizi bu feed'de bir başka görüyorum? İçeriğe dair tartışıyorsunuz? Hımmm, bence hoş olmuş. :) Selim Hoca reformun tavanda kaldığını söylemiş. Doğru demiş. Üstelik tavana asılan üç mumluk kandili kristal avize diye yutturup, yaratılan karanlıkta tabanda hayırsız işlerini gören karanlık insanların da pek işine gelmiş bu durum. Tabandan her zaman şiddet gelmez. Demokrasi de gelir. Tabanı bu kadar küçümseyin jakoben dostum :)
- Ozgur Uckan
Kaya Şahin, sarık, takke, cüppe, hepsi var yahu?
- Ozgur Uckan
Bundan böyle bir sonuç çıkarmak ucuz bir yöntem değil mi Kaya Şahin? Bak, bu tam bir "aydın" tavrı işte! :)))
- A. Selim Tuncer
Kaya Şahin, niçin onların egemen olmasını isteyeyim. Öyle bir halim mi var? Sadecei hala daha var bunlar, demek ki o kadar da işe yaramamış bu yöntem diyorum. Ayrıca tayyör veya baklava desenli kazak giyen de çok adam var, ama faşist... Onların da egemen olmasını istemem. Tepeden inme, hele bu devirde, mümkünü yok... :)
- Ozgur Uckan
Sarık ve cübbe gibi bugün için anakronik denilebilecek tepkisel kıyafetler olmaya devam edecektir. Bu ayrı... Bir de devlet eliyle dayatılan modernleşmeyle sivil modernleşme ayrımı yapılabilir. Bir dayatma olmasaydı toplum modernleşmeyecekti demek mümkün değildir. Fakat bu modernleşmenin yönü nasıl olurdu sorusunu cevaplamak spekülatif bir tavır olur. Tabii Batı modernleşmesi bambaşka...
more...
- A. Selim Tuncer
Bu 'feed'de, (sanki ben başörtüsü kullanıyormuşum gibi:))) suçlama amaçlı olsa bile, sadece neferteti'nin isabetle hatırlattığı başörtüsü sorununa değinilmedi. Aslında başrötüsü (veya türban, artık ne diyorsanız) bir modernleşme formudur.
- A. Selim Tuncer
Devlet modernleşmesi ve "vekaleten tüketim" dayatması daha çok Batılılaşmanın biçimsel yanına takıntılı olduğu ve modernleşmeyi böyle anladığı için bir sivil modernleşme yönelişini şiddetli bir tepkiyle karşılayabiliyor. Buradaki tepki, başörtüsünün bizzat kendisine değil, başörtülünün modernleşerek Ulus Meydanı'na, daha doğrusu kamusal alana, daha da doğrusu vitrine çıkma girişiminedir. Bu durum "vekaleten tükettirme" psiikolojisinin kodlarını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.
- A. Selim Tuncer
Sosyolog Doç. Dr. Ferhat Kentel, kendisiyle yapılan bir söyleşide "Başörtülülerin varlığı Kemalist modernleşmenin başarısızlığını mı gösterir?" sorusuna şöyle cevap veriyor: "Bir anlamda dolaylı olarak bir başarı. Direk böyle bir sonuç beklenmese de modernleşme diye düşündüğümüzde bir başarıdır. Herkese ulaşmış oluyor. Okul diye bir fikir herkesin kafasında varsa artık bu bir başarıdır....
more...
- A. Selim Tuncer
Şimdi, bu izahı yapmak maalesef üzüntü verici ama, bu ve benzer sosyolojik analizleri yapmak, analiz sahiplerinin başörtülü bir yaşam tarzını benimsedikleri ve savundukları anlamına gelmez. O nedenle böyle bir varsayım üzerinden cevap vermek ucuz bir yöntemdir diyorum.
- A. Selim Tuncer
"Türkiye'de kamusal mekânın tarihi, 16. yüzyıldan beri çileli bir tarihtir. Türkiye'de kahvenin hep çileli bir öyküsü olmuş. 16. yüzyılda kahvehaneler açıldığında problem oluyor. Çünkü ilk kez onlarla birlikte, din dışı bir kamusal mekân doğuyor. Mesela 1950'li ve 1960'lı yıllar boyunca Türkiye'de modernleşmeci ya da entelektüel geçinen herkesin kıraathaneyle didişmesi de bununla...
more...
- A. Selim Tuncer
Kaya Şahin, Fransızlar iç dinamikleriyle modernleştiler, jakobenlik bile iç dinamikleri sonucunda ortaya çıktı ve tarih sahnesinden silindi. Bizde ise bu modernleşme, ulus-devlet inşa sürecinde tepeden inme bir şekilde dayatııldı ve evet, işe yaramadı, ama jakoben inadı hala sürüyor ve nihayet kurtulmaya başladığımız vesayet rejimini dayatıyor. Fransa'da intihar edenler başka bir şey,...
more...
- Ozgur Uckan
@Nurdan, vekaleten marka giyinmek mümkündür, ama marka giyinmek tek başına vekaleten giyinmek anlamı taşımaz.
- A. Selim Tuncer
tüketimi bu şekilde hımm...sıfırlamaya çalışmak bi bakıma bilinçsizlik kanımca:) reklamlar...snop tüketimi..moda kavramları, tüketimi kamcılayıp, üretimi arttırmak için uydurulmuş kavramlar zati:)tüketim , üretimi ateşler:) hımm...bujiler gibi, düşünün:)vekaleten ya da değil...tüketim olduğu sürece, üretim vardır.yoksa...oton yeryerinde durur:) misal stagflasyon:) hımm..çok hoş.)
- neferteti
@Nurdan, "marka tartışalım" talebini anlıyorum. :) Dediğim gibi "vekaleten" marka kullanmak mümkündür, ama "vekalet" bunu empoze eden iktidar odağının niyetiyle ölçülebilir. İktidar, satışları artırmak, daha daha çok satmak, çok para kazanmak niyetleriyle markayı empoze ediyorsa bu durumda bir "vekalet"ten söz edemeyiz. O iktidar odağı için marka tüketmekle, o iktidar adına marka tüketmek farklı yani...
- A. Selim Tuncer
@neferteti; bu sana: "Üretmek kutsal da tüketmek ayıpsa malları nerede stoklayacağız?" (Güven Borça, İleri Dönüşüm Kutusu, 2010)
- A. Selim Tuncer
Marka demedim, sen iktidar odağı dedin, ben de aynen öyle devam ettim. İktidar odağından kastın marka mıydı?
- A. Selim Tuncer
Kaya Şahin; özgür irade veya dayatma sonraki mesele, önce vekalet üzerinde anlaşalım. Ki anlaşamamışız henüz. İki kişi olduğunuz andan itaberen vekaleten yaşarsınız diye bir şey yok. Etki altında kalmak vekalet değildir. Vekalet, başkası "için" demek değildir, başkası "adına" demektir.
- A. Selim Tuncer
Nurdan, vekaleten marka giymek ya reşit olmamakla ya da özgür iradenin yok edilmesiyle mümkündür. Mesela çocuklar, bilinçli seçimler yapmaya başlayıncaya kadar ebeveynleri adına marka giyinebilirler. Seçimlerini kendileri yapmaya başlayınca vekalet ortadan kalkar.
- A. Selim Tuncer
Nurdan, bu yazının markayla ilgisi, sadece ve sadece markanın statü göstergesi olabilmesidir. Ama yazıda geçen efendi-köle diyalektiğinde büyük ihtimalle marka söz konusu değildir, vekaleten "iyi ve güzel" giyinmekten söz edilebilir yalnızca...
- A. Selim Tuncer
ne feed'miş ne zaman açsam karşıma çıkıyo:)
- Omer Atakoglu
Bu kadar esnetme Kaya Şahin, sonuçta vekaletin uzlaşılmış tanımı belli, yorma beni... En azından ben senin esnettiğin şeyleri kastetmiyorum, onu söyleyeyim.
- A. Selim Tuncer
Arada bir yazıya göz atmakta yarar var. Şu alıntıyı tekrarlayayım, her şey çok net: “Nesnelerin bu birincil işlevlerinin genişletilmiş bir biçimiyle Thornstein Veblen’in çözümlemelerinde conspicuous waste (gösterişe yönelik, itibar amaçlı harcama ya da tüketim) adı altında karşılaşılmaktadır. Veblen, egemenlik altına alınan sınıfların en önemli görevlerinin çalışmak ve üretmek olmakla...
more...
- A. Selim Tuncer
Dayatma iyi veya kötü, bu ayrı... Benim iddiam şu: Avrupa karşısındaki mağlubiyetimizden sonra, elbette çoğunlukla iyi niyetle başlayan Batılılaşma-modernleşme hareketlerinin önderleri, tebayı vekaleten tüketime zorlamışlardır. Bunun altında yatan psikoloji de teba üzerinden, daha doğrusu tebanın kılık kıyafeti üzerinden başkalarına (galiplere) karşı bir gösteriş yarışına girmiş olmaktır. Budur yani!
- A. Selim Tuncer
Nurdan, ben ikinizi de idare ederim. :) Sana odaklanırsam, doğruları söylüyorsun, mesele yok. Fakat ben senin işaret ettiğin "kişilikleri konumlandırma"nın vekaleten yaptırılan tarafına bakıyorum şimdi. Yani kölenin tüketimi üzerinden efendinin kişiliğinin konumlandırılması diyeyim.
- A. Selim Tuncer
benim gibi düşünen biri mi var yani:) ileri dönüşüm kutusu:)hımm..ha ha ...çok hoş.) tşk
- neferteti
@neferteti; aşağı yukarı ben de senin gibi düşünüyorum. :)))
- A. Selim Tuncer
Dur yahu, her konuda aynı düşünüyorum demedim, üretim-tüketim meselesi...
- A. Selim Tuncer
Ayrıca, seninle de aynı düşündüğümüz şeyler olmuyor mu?
- A. Selim Tuncer
Kaya'yla fikir jimnastiği yapıyoruz. :) Hatta pilates... Zihinsel 'fitness' hareketleri...
- A. Selim Tuncer
Kaya Şahin, duyduğuma göre neferteti jakobenmiş, ben değilim. :)
- A. Selim Tuncer
Ben diyorum ki, herkesin "öz"ü kendine Kaya Şahin, bak nasıl güzelleşiriz o zaman!
- A. Selim Tuncer
Herkesin özü kendine diyorum yine... İslam, Atatürk veya başka bir şey, devletin özü olmasın, bunu dayatmasın, hele hele öz vatandaş, üvey vatandaş ayrımı yapmasın. Kimse dinlerden din beğenmek zorunda kalmasın. Laisite diyoruz ya!
- A. Selim Tuncer
Kaya Şahin: üretim ve tüketim arasındaki ilişki konusunda ben de Neferteti'nin söylediklerine katılıyorum! Ha ha ha... Şimdi sıra sizde... :)
- Ozgur Uckan
Kaya Şahin, "bu Jakoben anlayış nasıl oldu da bu kurtuluş savaşını becerdi? " diye sormuşsunuz ya, kurtuluş savaşını tek başına jakoben anlayış "becermedi" elbette. Tıpkı Ekim Devrimi'ni tek başına Bolşeviklerin "becermemesi" gibi.
- Ozgur Uckan
Fransız Devrimi'ni sadece burjuvalar, İran Devrimi'ni sadece mollalar becermediği gibi...
- A. Selim Tuncer
Kaya Şahin, yani sorunuzun cevabı ortada, Kurtuluş Savaşı tek başına bir kesime ait değil. Sonra ne olduğu biliniyor. Bugün sonuna gelinen de o "sonra"zaten...
- Ozgur Uckan
"Her ne kadar Batılı toplum modelinin ve 'gereksinim'inin ortaya çıkardığı bir 'hayali cemaat' olarak tanımladığımız 'ulus' olgusunun 'doğum gününü' bilsek de sonrasında modernitenin bu öz çocuğunun büyüdüğü ve yaşlandığı alan Batı ile sınırlı kalmamıştır. Artık Avrupa ile 'bir şekilde' ilişki içerisine girmiş her toplumun kendi adını bu 'yakışıklı' çocuğun adı ile değiştirdiğini...
more...
- A. Selim Tuncer
Hocam, söylenenleri kâmilen kavramayışımdan ileri geliyor olabilir, ama bu statü arayışının "artık, modern dönemde" ekonominin ve tüketimin yeni bir temeli olduğuna dair fikir bana abartılı geliyor. Üniversitedeki bir hocam da, işbu konuyla alakalı bir şekilde, demişti ki eskiden yeterince yiyeceği ve barınağı olan zengin sayılıyormuş, oysa şimdi fakirlerin bile yeterli yiyeceği varmış,...
more...
- Onbaşıların Uğur
Sevgili Uğur, "gösteriş"e yönelik bir övgü yok yazımda, sadece çeşitli düşünürler tarafından yapılmış tespitler var. (Ki Kuran'dan getirdiğin ayetler de bu tespitleri bir şekilde teyit ediyor.) Ayrıca, "modernliğin eşsizliğine olan inancımızı bırakmalıyız" diye bana mı diyorsun?
- A. Selim Tuncer
Hocam, ben gösterişe yönelik övgü yaptınız demedim ki beyav. Galiba yorumum üzerinde hızlı okuma yaptınız biraz. :) Müsaadenizle size şu işareti yapmak istiyorum, affedin, bu hareketi sakın ola gerçek hayatta yapmışım gibi düşünmeyin: :P Batının eşsizliği derken neyi kastettiğimi yorumumun başında belirtmiştim, ama bir ilave de yapayım. Baudrillard şöyle demiş hani: "Ona göre gösterge...
more...
- Onbaşıların Uğur
Tamam, ben bağlantıları doğru kurmamışım. Evet, aynı kanaatteyim; sınıf mantığı gitti de gösterge değeri geldi gibi bir anlam çıkıyor Baudrillard'ın cümlelerinden... Oysa Nasreddin Hoca kaç yüz yıl önceden "Ye kürküm ye!" dememiş miydi?
- A. Selim Tuncer
Evet Selim hocam, siz daha da basit ve kısa ve özlü bir örnek verdiniz!
- Onbaşıların Uğur
"Atabaki ve Zürcher, yazdıkları 'giriş'te Batı modernizminin temelinde, ticari ve sınai orta sınıfların yarattığı 'bireyselleşme' ve 'eleştirel düşünce'nin bulunduğunu anlatıyorlar. Halbuki Osmanlı'da modernleşmeyi bürokratlar ve askerler üstlendi; birinci amaçları, Batı emperyalizmi karşısında devleti kurtarmaktı, onun için otoriter oldular. 'Birey' ve 'eleştirel akıl' onlar için çok...
more...
- A. Selim Tuncer
"Şah da geleneksel giyimlerin İran milletini gülünç duruma düşürdüğü kanaatindedir. Yazarlar bu noktada, Şah'ın Avrupa karşısında aşağılık kompleksi hissettiğini, Hind milliyetçilerinin ise kendi kıyafetlerini milli kimliklerinin bir unsuru gibi benimsediklerini belirtiyor. (Sf. 228)" (a.g.y.)
- A. Selim Tuncer
"Şah da 1927'de 'Pehlevi şapkası'nı kabul ettiriyor. Uygulama Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar serttir. Hatta Şah 1934'te Türkiye'yi ziyaret ettiğinde, 'ınkılaplarda' kendisinin geride kaldığını görünce telgrafla Tahran'a emirler yağdırır: Köylüler, güneşten korunacak şekilde 'geniş çevreli şapka' (fötr?) giyecektir! Peçe yasaklanacak, polisler zorla kadınların yüzünü açacaktır!...
more...
- A. Selim Tuncer
"Tam da bu nokta-i nazardan 'Avrupa-Merkezcilik'in siyasal boyutta göstergesel değeri akla geliyor. Acaba İbni Haldun'un Mukaddime'sinde beyan ettiği sosyolojik ilke (yani; yenilen toplumların /kavimlerin yenenleri taklid ettiği -giyim kuşam vb...- ilkesi) bize 'Avrupa-Merkezcilik'in yapısını anlamak için imkan sunabilir mi?" http://www.aktuelpsikoloji.com/artikel...
- A. Selim Tuncer
Hocam, İran tarafında da Türkiye tarafında da kılık kıyafet nedeniyle Avrupa'dan utanç duyulması, yerel kıyafetlerin halkı Avrupa karşısında gülünç duruma düşürdüğünün düşünülmesi, bir şapka için kellelerin uçurulabileceğinin söylenmesi, mesela Büyük Petro'nun Ruslara kalpak yerine şapka giydirebilmek için Moskova şehrinin etrafını topçu bataryalarıyla çevirmesi gibi tutumlar motivasyonun psikolojik kaynağı konusunda ciddi ipuçları vermiyor mu?
- A. Selim Tuncer
Yüzlerini Moskova soğuğundan koruyan sakallarının zorla kestirilmesine karşı koyanlardan ağır vergiler alındığını doğrudur, ama diğer konuyu bilmiyorum.
- A. Selim Tuncer
Selim Bey, aslen Avusturya-Ukrayna Yahudisi olup Orta Doğudaki gazeteciliği esnasında Müslüman olan Muhammed Esed'in "Mekke'ye Giden Yol"unu okudunuz mu? Esed, oradaki bir bölümde sanırım "çavuş" iken İran şahı olan birinden bahsediyordu. Çok ilginç olmuş... Hatırladığım kadarıyla, emperyalistlere karşı yapılan bir savaşta bütün komutanlar pes etmiş veya kaçmış, bunun üzerine bu çavuş...
more...
- Onbaşıların Uğur
Kitabı buldum. Evet, aynı kişi... Rıza Şah diye geçiyor Cahit Koytak'ın çevirisinde. Savaş Sovyet Ruslara karşıymış diyebiliriz, Sovyet taraftarı bir isyana karşı... Vikipedi'de de, kitapta da yazdığı üzere, Rıza Şah laik ve ulusçu fakat anti-komünist ve Rus emperyalizmine karşı imiş, iktidarı da zaten Rus taraftarı Küçük Han'ın öncülük ettiği isyana karşı çarpışırken gösterdiği...
more...
- Onbaşıların Uğur
Doğrusu bunu bilmiyordum. Şahlığın babadan oğula geçen bir müessese olduğunu düşünüyordum. Demek ki böyle kopmalar oluyormuş.
- A. Selim Tuncer
Hocam, Pehlevî hanedanını bu adam kurmuş. Ondan önce Türk (Azerî?) kökenli Kacar hanedanı varmış.
- Onbaşıların Uğur
Burada ilginç olan bir nokta da İngiltere'nin doğrudan sömürgesi olan Hindistan'da milliyetçilerin, Türk ve Fars milliyetçilerinden farklı bir tutum içinde olmaları... Yine Touraj Atabaki ve Erik J. Zürcher'in "Düzen Sağlayan Adamlar: Atatürk ve Rıza Şah Yönetimde Otoriter Modernleşme" adlı kitabının tanıtım yazısına müracaat edelim: "Şah da geleneksel giyimlerin İran milletini gülünç...
more...
- A. Selim Tuncer
Hocam, o zaman Hind milliyetçilerini açıkçası takdir ettim... İnsanlar deli olduğumu düşünecek olmasalar, büyük amcamın nakline göre kendi büyüklerinin "gâvur anterisi (entarisi)" dediği yakalı gömlekleri bırakır, eski entarilerden giymeye başlarım mesela.
- Onbaşıların Uğur
Hindistan'ı incelemek lazım. Sömürgeci devletin halkı kendine bağlı ve kendini temsil eden "köle" olarak gör(e)memesi "vekaleten tüketim" dayatmasına neden olmamış olabilir.
- A. Selim Tuncer
Hocam, subaltern/mâdûn (altta olanlar) çalışmaları diye çalışmalar var. Bunların kaynağı Hindistan'dır. Bunlardan Guha adlı tarihçiyi hatırlıyorum. Guha idi sanırım, diyordu ki iki tür hakimiyet vardır: biri "domination" yani fiziksel hakimiyet, diğeri zihinlerin hakimiyeti anlamına gelen "hegemony". İngilizler Hindistan'da domination sağlamışlar, ama pek çok ülkede sağladıkları...
more...
- Onbaşıların Uğur
Ve madun çalışmalarında bahsedilen Hintliler sadece "ineğe tapan" Hindular değil, Müslümanlar ve Sihlerden de örnek veriyordu yazar.
- Onbaşıların Uğur
Touraj Atabaki'nin Türkçe'ye çevrilmiş "Devlet ve Maduniyet, Türkiye ve İran'da Modernleşme-Toplum ve Devlet" adlı bir kitabı da var. http://www.idefix.com/kitap... Kitabın tanıtım bülteninden: "Sosyal tarihi henüz yeterince araştırmacının yönelmediği bir alan olan Ortadoğu'nun durumunu değerlendiren kitap, zamanın...
more...
- A. Selim Tuncer
maduniyetten laf açılınca birileri 'idare etme sanatı' olmasına da değinir sanmıştım ama olmadı. Mevzubahis toplumların modernleşirken en çabuk ögrendikleri ve en bilinçsizce oluşturdukları ortak bilinç olmasına rağmen üstelik. türk'ün medeniyeti kabul edebilme, bağrına basabilme yöntemlerinden en danışıklısıdır maduniyet. otorite saçmalasa da benim madunum işini bilir.
- DaisyNeeuQ
"Osmanlı-Türkiye tarihçiliği bağlamında, modernist-historisist tarih anlayışına getirmiş olduğumuz bir başka önemli eleştiri de, siyasî elitin, geçmişe ilişkin anlatının temel kurucu unsuru olarak kurgulandığı noktasındadır. Historisizm ve modernleşme ideolojisine alternatif bir tarihçilik, bugüne müdahale kaygısının yanısıra, egemen siyasî eliti, geçmişin kurucu unsuru olmaktan...
more...
- A. Selim Tuncer
Tüm yorumları okumadan ve tarihe değinmeden bugüne dokunacağım. iPhone'un bir İHTİYAÇ olduğunu söyleyen arkadaşlar var. Yeniden mi tanımlıyoruz ihtiyaç kavramını... Ona göre bakacağım vekaleten mi, asaleten mi diye.
- Uğur Özmen
Kim dediyse ona göre ihtiyaçtır belki Uğur Hocam! :)
- A. Selim Tuncer
"Şehirdeki grubun temsil ettiği aşırı Batılılaşmanın karşısında desteklenen bir Batılılaşma örneği vardır. Bu desteklenen Batılılaşma örneğini gösteren evlatlık kızlar, dış görünüşleri ile şehirde kendilerini kabul ettirmelerinin ardından, asıl toplum ve aile içinde oynadıkları rollerle, Türk modernleşme projesinde kadından beklenen tavırları sergileyerek, şehirdeki yolundan sapmış...
more...
- A. Selim Tuncer
"Popüler aşk romanlarının incelenmesine geçmeden önce, bu bölümde Muazzez Tahsin Berkand’ın Dağların Esrarı (1943) adlı romanı, Kemalist modernleşmenin alegorik bir yorumu olarak ele alınacaktır. Böylesi bir yorum, Kemalist modernleşmenin anahatlarını açığa çıkartması ve modernleşme hareketi ile 'muaşeret' arasındaki ilişkiyi somut olarak göstermesi açısından yararlı...
more...
- A. Selim Tuncer
"1922’de kurulan Türk Bedai'yini (Güzelliklerini) Koruma Cemiyeti de toplumu yönlendirmek amacıyla kurulan derneklerden biridir. Edebiyat, sanat, mimari, sanayi, kıyafet ve diğer alanlarda Türk yenileşmesini savunmak amacıyla kurulan dernekle ilgili ilk haberler 22 Haziran 1922 tarihli İkdam Gazetesi’nde yer almaktadır. Bu haberde dernek hakkında bilgi verilerek yönetmeliği...
more...
- A. Selim Tuncer
Bu durum da tam bir "vekaleten tüketim" dayatması örneği: "Türk şirketlerinin kılık kıyafet zorunluluğu saçmalığı ne zaman bitecek?" http://ff.im/ntSTd
- A. Selim Tuncer
Selim Bey, laik cumhuriyetin benim üzerimden zorla yaptığı vekaleten tüketim olmasaydı, benim sakalım ve kıyafetim, kimsenin kuşkusu olmasın, şu Toronto Üniversiteli abi gibi olacaktı, ki ülkemdeki büyüklerimin sakalı da Osmanlı devrine ait fotolara göre aynı böyleymiş: http://en.wikipedia.org/wiki.... Ama o Toronto Üniversiteli ve bunu giyebilir, ben ise Boğaziçili Üniversiteliyim ve daha "Batılı" "görünmek" zorundayım. :(
- Onbaşıların Uğur
Tabii ben sakalımı biraz daha derli toplu tutmaya çalışırdım... belki... :D
- Onbaşıların Uğur
Doğrusu ben Uğur'a katılmıyorum, çünkü otoriter karakterli bir modernleşme olmasaydı hiç modernleşme olmazdı gibi bir yargıyı besliyor. Meselenin iki boyutu var; birincisi, modernleşmede 'mağlubun galibi taklidi' (ki burada vekaletten söz edemeyiz), ikincisi, otoritenin vatandaşı 'gösteriş'e yönelik olarak vekaleten tüketime zorlaması... Modernleşmenin karakteri eğer otoriter olmasaydı şöyle olurdu, böyle olurdu gibi bir spekülasyondan özellikle kaçıyorum, ama farklı olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
- A. Selim Tuncer
Hocam, ben bu konuda bir "aile tarihi çalışması" yaptım. Mağlup galibi taklit filan etmedi Türkiye'de. Kendisi Atatürkçü olan büyük amcam -ki aslında okumamış da bir adamdır-, bana anlattı ki yeni kıyafetlerin giyilmesine karşı onun büyükleri çok ama çok tepkiliymiş. Galibi taklit etmek bir yana, onun kıyafetinin yanına bile yaklaşmak istemiyormuşlar. Ama devlet, baskısını devam ettirdikçe artık halk çözülmüş. Velhasıl, bence bu tam anlamıyla bir vekaleten tüketim oluyor...
- Onbaşıların Uğur
Ve şunu da ekleyeyim: İşbu büyük amcam (babamın amcası yani, abbamın/dedemin kardeşi), 1934 doğumludur. O çocukken, yani tâ 1940'lı yıllarda, yakalı yeni gömleklere "gâvur anterisi (entarisi)" denerek muazzam bir "anti-emperyalist" tepki gösteriliyormuş büyükleri tarafından... Dolayısıyla, tezimi tekrarlıyorum.
- Onbaşıların Uğur
@Kaya Şahin: "Murdar bir hâlden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir". Cemil Meriç. O dedelerim korkunç fakirlik içinde kırılıyorlardı. Ancak Demokrat Partili 1950'lerin ortalarından itibaren insan gibi karınları doymaya başladı. Fakat, Osmanlı'nın son döneminde olsun, dayatmalara direndikleri ilk cumhuriyet onyıllarında olsun, yine de muhteşemdiler, çünkü özgüvenliydiler. Onlara dayatmalar yapan özgüvensiz elitlerin aksine, onlar muhteşemdiler.
- Onbaşıların Uğur
Kaya Bey, Kemalist devrimlerle artık Kemalistlerin ve İttihatçıların kendi çocukları bile dalga geçiyor. Artık Kemalizm iyice zaman dışı/anakronik kalıyor. Yaklaşık olarak iki bin yılı civarı hakikaten bir dönüm noktası oldu. 28 Şubat zulmü insanların gözünü açtı. Babam eskiden Atatürk'e laf ettirmezdi, o da artık antikemalist oldu. Hatta ne fark ettim biliyor musunuz? Hz. İsa aslında...
more...
- Onbaşıların Uğur
Uğur, Türk modernleşme tarihinin başlarına, henüz Türkiye Cumhuriyeti'nin olmadığı dönemlere git, mağlubun galibi nasıl taklit ettiğini daha iyi anlarsın. Ayrıca devrimleri yapanlarla devrimlere maruz kalanları birbirinden ayırırsan da ne demek istediğim daha iyi anlaşılır.
- A. Selim Tuncer
Kaya Şahin, kaleye her giren top gol sayılmaz, santraya gel, sonra devam edersin! :))) Fiziksel olarak hiçbir kıyafetin, hiçbir insan endamının ve hiçbir estetik kodlamanın rasyonel bir üstünlüğü yoktur, eğer o adam "galip" olsaydı tüm insanlık (Michel Jackson'ın aksine) esmerleşmek ve başındaki takkeyi giymek için birbiriyle yarışırdı. Kafamızdakileri silkeleyerek düşünürsek daha anlamlı sonuçlara ulaşabiliriz.
- A. Selim Tuncer
Bugün geniş kitleler nezdinde öyle. Bugün.
- A. Selim Tuncer
Belki. Neyin normalleşip neyin normalleşmeyeceğini bilemeyiz. Yani normlar kutsal ve ilanihaye değil.
- A. Selim Tuncer
Hımmm, yani insanlık tarihi boyunca bir tek son yüz yıldır giydiğimiz kıyafet rasyoneldi öyle mi? Giyimin rasyonel bir yanı var, ama onunla Maslow ilgileniyor. İkisini birbirine karıştıran cümleler kurmayalım.
- A. Selim Tuncer
Tabii kıyafetin utandırdığı doğrudur, "vekaleten tüketim"i zorlayan neden budur zaten.
- A. Selim Tuncer
"T-shirt + kot pantalon ile herkesin eşit olması" diye bir söylem var.
- Uğur Özmen
Mevcut giyim kültürüne tabi olmanın birçok gerekçesi bulunabilir, rasyonel derken kastım o değil, anla bunu Kaya Şahin. İnsanlık tarihi boyunca aynı giyim tarzı moda olsaydı bunun arkasında rasyonel bir gerekçe arayabilirdik. Budur.
- A. Selim Tuncer
Geniş bir zamanda daha ayrıntılı anlatmaya çalışırım, çünkü demek istediğim anlaşılamadı.
- A. Selim Tuncer
Selim Hocam, devrimlere maruz kalanlarla onu yapanlar arasındaki farkı anladığım için zaten bu sözlerimi söylüyorum. O zamanki bütün akrabalarım ve Türkiye nüfusunun o zamanki yaklaşık yüzde 99.5'i bu devrimlere maruz kaldı. Tanzimat'tan itibaren, devrimleri yapanlar, siyasi değil fakat sosyal meselelerde hiç hesaba katılmayacak kadar küçük bir azınlık idi. O zamanki durum, dışarıya...
more...
- Onbaşıların Uğur
Bugün beni anlama konusunda bir direnç var! :) İtiraz ettiğin yorumuma bir daha bakar mısın Uğur, ne demek istemişim?
- A. Selim Tuncer
Selim Bey, şu yorumunuzu mu kast ettiniz: "Uğur, Türk modernleşme tarihinin başlarına, henüz Türkiye Cumhuriyeti'nin olmadığı dönemlere git, mağlubun galibi nasıl taklit ettiğini daha iyi anlarsın. Ayrıca devrimleri yapanlarla devrimlere maruz kalanları birbirinden ayırırsan da ne demek istediğim daha iyi anlaşılır." Hocam, hâlâ ben aynı şeyi anlıyorum. :S
- Onbaşıların Uğur
Acaba şu satırlarımı gözden kaçırdınız mı yoksa: "Tanzimat'tan itibaren, devrimleri yapanlar, siyasi değil fakat sosyal meselelerde hiç hesaba katılmayacak kadar küçük bir azınlık idi." Tanzimat'tan itibarenki bütün reformcular, aynı Kemalistler gibi küçük bir azınlık idiler. Kıyafet reformlarından sonra Sultan Mahmud'a az "gâvur padişah" denmedi...
- Onbaşıların Uğur
@kunthar; bu yazının bir tezi var; tüm yorumlarım ve alıntılarım bu teze destek içindir, illaki devrimleri eleştirmek amacıyla değil. Ancak 'feed' akışı kolay denetlenemiyor haliyle... Tabii devrimler eleştirilemez de demiyorum, o ayrı. Bu izahı yapma fırsatı verdiğin için teşekkür ederim.
- A. Selim Tuncer
@Uğur; ben zaten bu azınlığın psikolojisiyle ilgilendim, yoksa Sivas'ın Yıldızeli ilçesininin bir köyündeki insanın Batı'yla ve modernleşmeyle yüzleşmesi nasıl mümkün olabilirdi ki o şartlarda? Mağlubiyet koşullarından söz ediyorum; herhalde II. Mahmud'un yaptıkları, halkın dediği gibi gerçekten "gavurluğundan" değildi, değil mi?
- A. Selim Tuncer
Hocam, tamam siz de haklısınız. O zaman ben farklı bir şeyden söz ettim. Farklı şeylerden söz etmişiz. Niye itiraz edişiyoruz ki? :) Benim dediğim de doğru değil mi: Kendilerini mağlub hisseden bir kısım elitler (çünkü elitlerin de hepsi kıyafet değiştirmek görüşünde değildi) bunu mağlubiyet psikolojisi ve galibi taklid etme güdüsüyle yapmış olabilirler. Fakat aynı kişiler sonuçta...
more...
- Onbaşıların Uğur
Hocam, bir de şu dikkatimi çekti. bu abi, muhtemelen Hindli, yanlış hatırlamıyorsam. Bildiğim kadarıyla, Müslümanlar arasında dahi, geleneksel kıyafetlerini Batı ülkelerinde yaşarken de devam ettirme eğilimine en çok sahip olanlar Hintlilerdir sanki (Pakistan ve Bangladeşi de Hind sayıyorum tabii ki). Yukarıda Hintlilerin kıyafet devrimi yapmayışına dair söylenenler ile bunu paralel...
more...
- Onbaşıların Uğur
@Kaya Bey, çarpıtmayın lütfen. Bir milyar nüfus dediğiniz insanların en az yirmide on dokuzu, İsraillilerin tamamının sahip olduğu eğitime yönelik ve ekonomik imkânların yüzde birine bile sahip değil. Aynı hayat standartlarına sahip olsunlar bakalım, ne olacak!
- Onbaşıların Uğur
@Selim Bey, alıntınız mükemmelmiş. Tam benim bahsettiğim yeri alıntılamanız dışında, tabii ki alıntınızın asıl konusu başka. "İçindeki çocuğu kaybetmemiş bir büyük" imiş demek ki "Antoine de Saint-Exupéry".
- Onbaşıların Uğur
Jean Abi sana diyor Kaya Şahin: "Bu düşünceyi başka sözcüklerle yinelemek gerekirse 'evrensel', kusursuz güzellik, biçim ve işlevin tek gerçek olarak kabul edilmesi gibi akılcı bir mantık üstüne oturtulan 'model' açıklamalırının aslında bu düşüncenin dayattığı toplumsal mantık içinde hakikatin sahip olduğu geçici ve görece bir konumla doğru orantılı bir geçerliğe sahip olduğu...
more...
- A. Selim Tuncer
Kaya Bey, o dediğiniz, eğitim sisteminin ve eğitim sistemine harcanan malî ve beşerî kaynakların yetersizliği ile ilgili. Hintlilerin "ilkel beyinleri" gibi lâflarınız inanılmaz derecede aşağılayıcı ve yanlış.
- Onbaşıların Uğur
E, yukarıda birçok yorumda tam da onu anlatmaya çalıştım sana... Jean Amca söyleyince tamam, ben söyleyince kırk dereden su getiriyorsunuz! :)))
- A. Selim Tuncer
"Seçkin insanların takip ettiği eğitilmiş bir zevkin müziğini, devlet tarafından desteklenecek kadar yüksek başarıyla icra etmesi ister istemez snoblaştırabilir insanı, buna “deha refleksi” deyip geçebiliriz. Yine de, bildiğim kadarıyla Fazıl Say’ın muasır medeniyetlerde klasik müzik icra eden denkleri pop, rap veya rock müziğin alt tabakaya has olduğundan, düşük kalitesinden ve...
more...
- A. Selim Tuncer
Tamam, bağışlayalım bu çocuğu... Ama bi'daha yapmasın! :)
- A. Selim Tuncer
Kaya Şahin, Hintliler şöyle ilkel, onlarla çalıştım, Araplar böyle tembel, Arabistan'da bulundum... Bi yeter yahu! Bu kadar ayrımcılık yeter. Üç Hintliyle çalışıp, bir kaç sene Arabistan'da kalmış olmanız nasıl veriyor ki size bu hakkı? O kadar klişe ki söyledikleriniz üstelik. Ben de çalıştım Hintlilerle, muhteşem yaratıcı matematik dehaları da tanıdım. Tamamen orjinal işler yapanlar da. Hintliler türklere beş basar gibi bir söylem geliştiriyor muyum? Aşın bunları...
- Ozgur Uckan
1000 Hintliyle 10 sene çalışmış olmanız da vermez size bu genellme hakkını (Nüfusları çok kalabalık ya, çıkar öyle 10000 kişi :). Hint kültürü çok derindir. Matematiğie büyük bir yatkınlıkları vardır (biz Türklerin tersine; oradaki matematik eğitimi buradaki cehaletle kıyaslanamaz bile). Edebiyatları derindir. Orijinaldir. Siz adamları kafası sadece ezbere basan bir ırk olarak nitelemişsiniz. Benim dilimde buna ayrımcılık denir. Araplara hiç girmiyorum. Neyse. Rahatsız oldum, söyledim. Oradan çıktı...
- Ozgur Uckan
Yeryuzunde en duzgun millet hangisi? Omrumuzun geri kalani heder olmadan onlara intisap edelim. :) Yoksa en iyisi biz miyiz?
- A. Selim Tuncer
Yukarıda bir kaç arkadaş değinmiş fakat tamamını okuyamadım yorumların. Yazınızda Cumhuriyet modernleşmesinin de dayattığı " Vekaleten Tüketim " kavramını tersten de ele alıp (sadece devlet açısından değil sosyal cemiyetler açısından da ) cemaatlerin ve islami toplulukların kadınlara türban dayatmasını da eklemiş olsaydınız daha geniş bir bakış açısı yakalamış olurdunuz.
- Özgür
Biraz daha dikkatli bakarsak, aynı şey değil. "Vekaleten tüketim"de olgunun üç tarafı vardır; efendi, köle ve başka efendiler...
- A. Selim Tuncer
Efendi- köle ilişkisi sadece devletle tebaa arasında kurulabilen bir ilişki midir? Ve de sadece maddi bir ilişki midir? Aslında şöyle de yazmışsınız çok güzel : " Bu vicariuous consumption, ‘vekaleten tüketim’ nosyonu hayati bir öneme sahip olup, bizi, şu tüketimin kişisel haz alma duygusuyla hiçbir ilişkisi olmadığını kanıtlayan, ancak toplumsal aktörlerin davranışlarını daha onların bilinç süzgecinden geçmeden önce belirleyen temel bir toplumsal dayatma biçimi olarak görüldüğü varsayımına göndermektedir "
- Özgür
Belki ben bir paralellik kuramıyor olabilirim. Cemaat oluşumlarında "vekaleten tüketim"in tarafları kimler?
- A. Selim Tuncer
Baskın inanca sahip olan toplum ile birey. " Ve bu da bireylerin bilinç süzgecinden geçmeden toplumsal bir dayatma biçimi " ile mesela 'doğuştan müslüman ' olmaya ya da türban konusunda bir tercihin olmamasına ya da ... Uzatabiliriz örnekleri.
- Özgür
Tamam, ama burada iki taraf var; birey ve toplum...
- A. Selim Tuncer
Gülen cemaatine - ki kendilerine sizin son tanımınızdaki şekliyle cemaat denmesine kesinlikle karşıdırlar - olsa olsa oportünizm ve/veya takiye konularında yazılabilecek bir yazıda referans atılabilir.Sizin örneğiniz bu tavra girer. Burada zaten cemaatten toplumu kastediyoruz ama müslüman ve dindar ağırlıklı bir toplum olduğumuz için örnek türbandan gelebiliyor. Vekaleten tüketim ise belli bir baskı gelmese de kendini çoğunluğa kabul ettirebilmek için türban takmaktır mesela.
- Özgür
Toplumun birey üzerindeki olumlu ya da olumsuz baskısıyla bu konunun aynı şey olmadığını tekrar hatırlatayım. Fakat, adı geçen cemaatin bu davranışı ile oportünizm arasında "vekaleten tüketim"e göre daha yakın bir ilişki kurulabilir.
- A. Selim Tuncer
Haklısın da, şöyle bir fark görüyorum. Otoriter devletle vatandaş arasındaki ilişki efendi-köle ilişkisine daha yakındır, kimsenin vatandaşlıktan çıkma imkanı yoktur fiilen... Fakat cemaat ile bu cemaatin bağlıları arasındaki ilişkiyi böyle görmek pek mümkün değildir, istediği anda cemaatten ayrılabilir ve vekaleten tüketim dayatmasını boşa çıkartabilir. Fakat yine de dediklerine yönelik külli bir itirazım yok, zımnen de olsa böyle bir bağ kurulabilir.
- A. Selim Tuncer
Geç kaldın artık, atı alan Üsküdar'ı geçti. :) Kaya Şahin, ona bakarsan "vekaleten tüketim" kavramının asıl sahibi Thorstein Veblen, The Theory of Leissure Class kitabını 1899'da yazmış. Yani Baudrillard, ondan aktarıyor. Ben ise başka bir mecraya taşımış oldum.
- A. Selim Tuncer
Veblen, 1899 yılında yayımlanan “Aylak Sınıf Teorisi” adlı eserinde kurumsal yapının iktisadi faaliyetleri nasıl etkilediğini açıklamaya çalışmıştır. Geçmişte yönetici sınıf, ortaçağda feodal beyleri, İngiliz asilzadeleri, Hindistan’daki üstün kast ve çağımızın sermaye sahibi zenginleri mevcut statülerinden yararlanarak çalışmadıkları halde çalışanların ürettiklerinin önemli bir kısmına...
more...
- A. Selim Tuncer
En azından teorik olarak diyeyim o halde! :)
- A. Selim Tuncer
Unutmuşum, birkaç yıl önce "Jean Baudrillard öldü (mü?)" başlığı altında şunları yazmışım: Postmodern bir düşünür değildi, ama galiba postmodernliğin düşünürüydü. Klasik ve modern birçok filozofun “iki kere iki dört”çülüğünü ve kafa konforumuza hizmetini arayanlarca çok eleştirilirdi. Bizim meslek erbabının asla bigane kalamayacağı (kalmaması gerektiği) biriydi. Galiba 6 Mart 2007’de...
more...
- A. Selim Tuncer
"İlk bakışta bir meta, çok önemsiz ve kolayca anlaşılır bir şey gibi gelir. Oysa metanın tahlili, aslında onun metafizik incelikler ve teolojik süslerle dolu pek garip bir şey olduğunu göstermiştir. (...) Öyleyse, emek ürününün anlaşılmaz özelliği, meta biçimine girer girmez, niçin ortaya çıkıyor? Kuşkusuz bu, biçimin kendisinden geliyor. Her türlü insan emeğinin eşitliği, bu emek...
more...
- A. Selim Tuncer
"Mesela belli şekilde giyinen, belli davranış kalıplarına sahip, belli refleksleri ve siyasal görüşleri olan, moderniteyi belli şekilde tanımlayan bir Amerikan 'Cumhuriyet kızı' tipi canlanıyor mu aklımızda? Biz sürekli bu tarz ideal tipler yaratıyoruz. Onu yarattığımız zaman zaten onların dışında kalanı ötekileştiriyoruz. Onu hatalı, olmaması gereken bir idealden sapma olarak...
more...
- A. Selim Tuncer
hah! işte selim abi, seçilmiş aydın derken, tam da bu şahsiyetleri kasdediyorum:) aydınlar, yazarlar, siyasetciler, türklere dönüp:Ulus devletin modası geçti! bırakın ulusal değerlerinizi, ulusal kültürünüzü ulusal sınırlarınız derken, aynı anda, kürt, çerkez, laz kökenli yurttaşlarımıza dönüp, kendi devletinizi ne pahasın aolursa olsun kurun! kendi dilinizi, kendi kültürünüzü koruyun...
more...
- neferteti
@neferteti; ulus-devlet belki bir aşama olarak görülebilir, ama acaba biz ulus-devlet miyiz? Bak, bir başka "seçilmiş aydın" neler söylüyor: "Ulus-devlet ile devlet-ulus arasında bir fark vardır. Türkiye bir devlet-ulustur. Türkiye’de siyasi seçkinler son tahlilde kendilerini, devlet üzerinden devlet aklıyla açıklarlar ve devletten yana bir refleks gösterirler."...
more...
- A. Selim Tuncer
DEVLETLEŞEN ŞİRKETLER VE MONARŞİNİN DÖNÜŞÜ, olmadı OLİGARŞİ:):)bu yazı sizin şerefinizee emmi oğılu:)) bu türküyyüü..bi daha çal!! yine çal....karşı dağıı duman almışş, sel almıŞ, uzun ömrümm yar yolunda kısalmıışşşşşş.)ne hoş türküdür:) ha ha...çok hoş.)
- neferteti
"Dün olduğu gibi bugün de, Sanayi Devrimi’nden önce olduğu gibi sonra da, kapitalizmin gerçek yurdu anti-piyasadır; büyük yağmacıların homurdandığı ve orman kanununun geçerli olduğu karşı-piyasa (counter-market)... Sözümona 'hür' dünya müstesna bir dönüşüm yaşıyor; artan üretim potansiyeli, dev ve çoğunlukla çok uluslu şirketlerin mantar gibi büyümesi, her şeye gücü yeten piyasanın,...
more...
- A. Selim Tuncer
resimdeki elbiseler ne kadar zarif dimi.. eski western filmlerinde ayaklarini vura vura dans ederlerdi hanimlar beyler ne guzeldi.. : )
- a priori
Kapitalizm ancak devlet ile özdeş hale geldiği zaman, kendisi devlet olduğu zaman muzaffer olur. aha!! selim abi:) valla bu amca kim bilmiyom..yazılarını da hiç okumadım:) hah! işte ben de onu diyom:) büyük devletler devleşen şirketleri kullanarak , küçük devletlerin, şirketlerini dolayısıyla küçük ulus devletleri hüpp...diye bi nefeste içine çekiyo:) misal küçük devletlerin...
more...
- neferteti
Ah neferteti ah! Öyleyse modern ulus-devlet ile kapitalizmin ilişkisi üzerine bir şeyler karıştır. Fernand Amca, bu konu üzerinde de kafa yormuş adamlardan biridir. http://tr.wikipedia.org/wiki...
- A. Selim Tuncer
okuyacam bi ara selim şirin:) son olarak ekonomi sayfasında bi gazetenin hımm..hangisi hatırlamıyom:)YABANCI DEV ŞİRKETLER KOBİLERE gözdikti bu ekonomiyi canlandıracak diye sevinen bi haberi vardı:) ha ha ...çok hoş.)
- neferteti
Hayır, feodalizmden ve pre-kapitalizmden kapitalizme geçiş sürecinin bir ürünü olan ulusalcılık ve ulus-devleti küresel kapitalizme itirazın kalesi olarak sunmak biraz ironik olmuştu. Dikkat edersen Fernand Amca önüne herhangi bir sıfat koymadan "devlet" diyor, getirip "ulus-devlet"i kapitalizmin karşısına koymuyor. Ulus, ulusalcılık, ulus-devlet, ulusal dil... Hepsi, hepimizden çok...
more...
- A. Selim Tuncer
Serdar Kaya, Taraf'taki köşesinde yayımlanan "Cumhuriyet ve Namus" başlıklı yazısında [http://derinsular.com/cumhuri...] Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya adlı kitabından bir alıntı yapmış: “Kadın anlayışında pek garplı olduğu söylenemez. Hatta hanımların tırnaklarını boyamasını bile istemezdi. Son derece kıskançtı. Denebilir ki harem eğiliminde idi. … Medeni kanunla Türk kadınına...
more...
- A. Selim Tuncer
Baş problem sərvəti əllərində saxlayanlarla ziyalıların mənfəətlərinin çelişmesi. Sərvəti əlində tutanlar sahib olduqları texnologiyanın dəyişməsini istəməzlər. Ziyalılar isə ziyalı olmalarının gətirdiyi şüur kalite və cəsarətlə cəmiyyətə liderlik etməyə çalışırlar. Təbii cəmiyyət algısında olandan kolay imtina edə bilməz. Əhəmiyyətli olan Uyumdur. Hal-hazırda ölkənizdə ziyalılar xarici...
more...
- avatar8
"Türk çağdaş olmalı, çağdaş olmak için kafasının üstünde Batı şapkası, kafasının içinde Batılı aydınlanma düşüncesi olmalıydı. (…) Daha 1960’lı yıllarda Ankara’da Batılı Türk imajına uygun terzi yetiştiren Olgunlaşma Enstitüsü öğrencileri, bayanlar için tayyör ve gece tuvaletleri dikmekle yetinir, alaturka diye aşağılanan Doğu ya da yerli motifli kıyafetlere yer vermezler, başkenti...
more...
- A. Selim Tuncer
Gündüz Vassaf: Geçenlerde İstanbul’da Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan uçtum. Koridorlardan uçağıma doğru yürürken Sabiha Hanım’ın ömrünü anlatan dev bir panonun önünde durdum. İftihar edercesine yazıldığı belli olan şu yazı vardı: “O, dünyanın ilk kadın savaş pilotuydu.” Ve yanındaki yazıda “...1937 yılındaki Dersim harekâtına savaş pilotu olarak katılan Sabiha Gökçen...” Altında yazının...
more...
- A. Selim Tuncer
Türklərin qüvvətlü dövlət qurmalarındaki ana sirr, düzgün marka rəhbərliyi.
- avatar8
canım yaa...Sabiha Gökçene dolayısıyla Atatürk'e b.k atmak için sarfedilen bu çabaları alkışlıyorum doğrusu.Misal yakın geçmişte amerikan pilotları ırağı bombalarken, hep aynı konu vurgulanır. sivil hedefler deil, cephanelikler bombalıyor diye.Sabiha Gökçenin Dersimde insanları bombalaması derken, kadınlar ve çocuklar ölmüşse tam olarak şöyle olmuştur.Kadın ve çocukları cephaneliğin...
more...
- neferteti
Əslində xeyli xoş, hər şeyin deyilməsi gözəl bir şey.
- avatar8
Bu bir Dersim 'feed'i değil, o nedenle burada ilgilenilmesi gereken şey, Türklere söylediğimiz bir şeyi yabancılara söylemeye niye utandığımızdır. Bu durum acaba öyle mi oldu böyle mi oldu diye tartışılacak bir şey de değil, havaalanının duvarlarında duruyor.
- A. Selim Tuncer
Marka. Reklamlar ölkələrinə görə olmalıdır, Qərb dünyada buna marka rəhbərliyi deyirlər. Reklamın qaydası budur tamaşaçıya həddindən artıq faydaları göstərəcəksin. Deyil mi? Reklam də var mı bi səhv o əhəmiyyətli, var mı bi səhv?
- avatar8
Reklamda ümumiyyətlə yanaşmalardan istifadə edilir, "abduction, abductive reasoning" yəni. Qayda və nəticə göstərməklə hadisənin qiymətləndirilməsi təmin edilir. Reklamda ki məqsəd tamaşaçının yanaşmasından istifadə edilərək hadisəsi (Türk qadınının səviyyəsi, Türk qadınının texnologiyaya uyğunlaşması) təxmin etməsi təmin edilir. Türkiyeyi ziyarətə gəlmiş adama yəni necə reklam ediləcəkdi ki?
- avatar8