"Geçtiğimiz genel seçimlerde, dönemin DP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ı, ajansı, biraz da Tayyip’ten esinlenerek Mehmet marka adıyla konumlandırmaya teşebbüs etmişti. Yani ismin Ağar’ını atmıştı. Tutmadı tabii... Ben de, seçimin dikkat çeken vakalarından biri olan bu konuya 'Mehmet diye seslensem tam iki milyon üç yüz kırk altı bin dokuz yüz yirmi yedi kişi bana bakar!' başlıklı bir yazıyla değinmiştim."
- A. Selim Tuncer
"Marka ismi konusu burada çok yazıldı. Meselenin hiç derinliklerine inmeden şunu söyleyebiliriz ki, marka ismi, aslında bir kavramın ismidir. Sonuçta marka da zihinsel bir tasavvur, bir kavramdır. İsim, ister sesle ifade edelim ister harflerle yazalım, zihinlerdeki kavrama yönlendiren bir koddur. Bu nedenle biricik, benzersiz, özgün olması çok önemlidir. Sözlüklerde beş yüz farklı kavramı karşılayan tek bir 'elma' ismi olsaydı ne yapardık?"
- A. Selim Tuncer
"Tabii kişi isimlerinde bu özellikleri yakalayabilmek kolay değil; gelenek, görenek, kültür, din, dil, aile bağları gibi etmenler bu konuda ciddi anlamda kısıtlayıcı olabiliyor. O nedenle memlekette tam iki milyon üç yüz kırk altı bin dokuz yüz yirmi yedi kişinin ismi Mehmet... İşte tam bu noktada sorunu lakaplarla çözmüştür halkımız: Çolak Memet, Takmazlar’ın Hüseyin, Kör Hasan, Kara Süleyman, Abdurrahman Çavuş gibi... Hatta böyle sıfatların yetmediği durumlarda isimler tümden rafa kaldırılmış, Tombalak, Kıbrıslı Hoca, Zagor, Süslü gibi lakaplar kullanılmıştır."
- A. Selim Tuncer
"Kimliği 'sanal' ve 'gerçek' diye ikiye bölmek nasıl bir duygudur, bilemiyorum. Mesela Smarty, acaba birine elini uzatıp, 'Merhaba, ben Mehmet Kaya!' demek yerine, şaşırarak 'Ben Smarty!' diyor mudur?"
- A. Selim Tuncer
Selim abi, yazıyı okuyunca bütün nicklerimi gerçek ismimle değiştirme işlemine başladım. Uzun zamandır bu durumun sıkıntılı birşey olduğunun farkındaydım. Sen de yazınca jeton iyice düştü.
- Murat Çakır
Çok iyi etmişsin Murat, artık her ortamda senin sen olduğunu anlayabiliriz.
- A. Selim Tuncer
@Sunipeyk: Senin için özel yazı yazdım, anla kıymetini... :)))
- A. Selim Tuncer
Özgür Hocam belki bu konuyla ilgili "Gerçek İsim Gerçek Resim Hareketi" başlatır.
- A. Selim Tuncer
Hocam okudum baştan sona tabii :) Ellerine sağlık. Her kelimesine katılırım. Ancak ben dönülmez yerdeyim artık. Tanışırken "Merhaba ben Sunipeyk" diyorum. Resme gelirsek inan aynı ben :) Görenler de diyor zaten.
- sunipeyk
Peki, anlıyorum, ama "eser-eser sahibi" ayrımı ve bu ilişkinin nasıl yönetilebileceği konusunu bir kez daha düşün istersen.
- A. Selim Tuncer
Aykan, cansu ve Melis(CherryBlossomGirl) de mi dönülmez yerdeler acaba?
- A. Selim Tuncer
hocam, ben ismimin gorece "ozgun" olmasina guveniyorum; FF'de baska Aykan'larla karsilastigimda soyismimi ekliyecegim. :) Saka bi yana, yaziniza katiliyorum zaten FF'ye entegre twitter, blogger ve google hesaplarimda kullanici adim "AykanGulten" dir. Kendimce soyle bir ayrim yaptim, daha profesyonelce (kendi meslegimle alakali) kullandigim servislere kullanici adim AykanGulten; daha fazla eglence ve baska konularda fikir degisimi icin kullandigim servislerde ise sadece Aykan. Hocam, dun tartistigimiz kisilik bolunmesine bir ornek midir bu? :)
- Aykan
Aykan'ın görece özgün olduğu doğru... Dün tartıştığım "kişilik bölünmesi"nin, "kişilik bölünmesi" olup olmadığı konusunda emin değilim ben. Buradaki olgunun ise, tez elden "kişilik bölünmesi" olarak tanımlanması haksızlığa yol açabilir, ama süreç içinde "kişilik bölünmesi"ne yol açabileceği hususunda kaygılarım var.
- A. Selim Tuncer
kendimi bir marka gibi düşünemiyorum, hatta sinirimi bozuyor bu düşünce dersem abartmış olmam. [ismimin kavramsal anlamının etkisi vardır bunda:) bu demek değil ki ismimle sorunum var; aksine, gayet memnunum. yıllardır bazılarında gereksiz bir yakınlık hissi bazılarında da gereksiz bir düşmanlık hissi uyandırmış olsa da :) ] bir kişi, kişiliğini ya da kendisini ya da kimliğini ne ölçüde ve hangi yolla açacağını kendi belirlemez mi? şarkıcı prince, bir dönem sadece bir sembol [ O(+> ] kullandı [http://en.wikipedia.org/wiki...] yazar romain gary, bir yandan da "emile ajar" ismiyle kitaplar çıkardı, üstelik gizlice...[http://tr.wikipedia.org/wiki...] bunlardan farklı olarak, örneğin ünlü yazar j.d. salinger [http://tr.wikipedia.org/wiki...] kendini her zaman gizlemiştir, yıllardır tek bir röportaj bile vermemiştir ve çok az sayıda fotoğrafı vardır [http://images.google.com.tr/images...] ki bunlar "gerçek dünya"nın ünlü'leri... internet üzerinden sosyalleşmek ile klasik anlamıyla (gerçek diyelim) sosyalleşmek de bire bir örtüşmüyor; en azından birincisinde "kullanıcı olmak" gibi çok önemli bir farklılık var. kullanıcıların benzerlik ve ortak görüşleri değerlendirip, arkadaşlıkları "gerçek hayata" (sokağa) taşımaları elbette olan bir şey. olur ya bir gün sunipeyk ile bir ortamda karşılaşırsam, ona "sunipeyk" diye hitap etmek kafamı bulandırmaz doğrusu. eh bir, superman - clark kent uçurumu yoksa, zaten onun için de fark etmez:) şöyle fantastik ve abartılı bir düşünce bile beni rahatsız etmiyor aslında: "bütün friendfeed'e, benim haricimde tek bir makine yazı gönderiyor" ne fark eder ki; ben kullanıcıyım :)
- obeca
"Bütün friendfeed'e, benim haricimde tek bir makine yazı gönderiyor, ne fark eder ki; ben kullanıcıyım ." sözünden dolayı kendimi "civata" gibi hissettim birden... Neyse, "hamamböceği" gibi hissetmekten iyidir. :)
- A. Selim Tuncer
A. Selim Tuncer; öyle demeyin; benim kullandığım makinenin sağlam çalışmasında oldukça etkilisiniz :) şaka bir yana, fantastik ve abartılı bir örnekti o sadece:) elbette herkes farklı dolayısıyla herkesten farklı farklı vitaminler alıyorum ve bazı kullanıcıların kimlikleri, kim oldukları konusundaki belirsizlikler beni hiç rahatsız etmiyor.
- obeca
İletişimde "kim" sorununu, farklı bağlamda da olsa şu yazımda işlemiştim. http://selimtuncer.blogspot.com/2006... Bu yazıya Prof. İsmail Kaya şöyle bir yorumla destek vermişti: Sayenizde iletişimde "Kim"in katkısının farkına vardım. Kim'in bağlam şifresini çözen bir anahtar olduğunu iyice anladım. Pazarlama iletişimini bir çırpıda anlatmada kullandığım "8 M" formülünün başına bir de "W" ekleyeceğim. (W8M olacak.) (0 Who, 1.Management, ...... , 8.Measurement)
- A. Selim Tuncer
"Kim" bağlamı ve bunun söylediklerimiz/yazdıklarımız üzerindeki etkisi işin sadece bir yönü. O nedenle yine aynı yazımdan bir paragrafla bunu kapayalım: Bu yazıyı okuyanlar arasında kademeli olarak beni çok yakından tanıyanlar, mesela karım ve mesai arkadaşlarım, tanıyıp da biraz daha mesafeli olanlar, oturup bir süre sohbet ettiğimiz ve çay içtiğimiz insanlar, başka yerlere savrulmuş eski dostlar, hayatta sadece bir kez yüzümü görmüş olanlar, beni hiç tanımayıp da buradan yazılarımı okuyanlar, yazılarımın tamamını veya çoğunu okuyanlar, yalnızca adımı öylesine duyanlar ve ilk kez bu yazımı okuyanların söylediklerimden algıladıkları ve bunların etkisi kesinlikle farklı farklıdır. Oysa ben, gördüğünüz gibi aynı şeyi, herkesin aynı şeyi anlaması kaygısını da güderek aynı sözcük ve aynı cümlelerle söylemeye çalışıyorum. http://selimtuncer.blogspot.com/2006... Şurada da başka bir konuyla ilgili olarak tartışılmıştı: http://ff.im/6DH0F
- A. Selim Tuncer
Nahnu ve Suat'ın bu yazıyı beğenme nedenlerini merak ettim; yoksa o gülen dudağın sağ yanında hafiften bir ironi gamzesi mi var? :)))
- A. Selim Tuncer
Kadir isimli okurun blogdaki yorumu: Hocam iyi diyorsun, güzel diyorsun fakat ben internette tanınmak istemiyorum belki. Bunun için kendimce geçerli sebeplerim var. Önce size bir anımı anlatacağım. Ankara'da Liberal düşünce derneği'nin hazırlamış olduğu "Hürriyet mektebi" isimli organizasyona İstanbul'dan katıldım. Program sonunda yemek yedik. Ben gibi İstanbul'dan gelmiş arkadaşlarla tanıştık. Kendilerine ismim olan Kadir ve Mali müşavir olduğumu söyleyince direkt olarak bana, amarat ? diye sordu. Ben de kendisine evet dedim ve nasıl anladığını sordum. Hülasa, insanların sanal isimleri bile tanınabiliyor. Ayrıca şahsen liberal olmamdan dolayı etrafımda var olan arkadaşlarımın, iş, okul, çoğunun liberal olmamasından dolayı düşündüğüm fikirler nedeniyle onlara göre vatan haini olarak gözüküyorum. Zaten bir nebze bu damgayı yiyorum, hem de fikirlerimin yüzde 10'unu söylerken bu damgayı yerken benim kendi blogumda veyahut başka ortamlarda söylediklerim, yazdıklarımı okusalar.. yok yok, bunu düşünemiyorum bile. Bu yüzden ben marka olmayayım, bu yeter.
- A. Selim Tuncer
Teşekkür ederim. Bak şimdi, ilgili "merci"lerin paradigmalarını dağıtacak, algı sınırlarını zorlayacak, "kitap"a girmeyecek, ama normal insanların kolayca anlayabileceği bir dil geliştirme konusunu tartışsak nasıl olur, bir gün? Ütopik mi oldu?
- A. Selim Tuncer
Bu konuyla ilgili kimi gerekçelere kayıtsız kalmam elbette mümkün değil. Ben artık doğal/normal/olağan hale gelmiş bir alışkanlığı yadırgıyorum ve yüz yüze görüştüğüm birçok arkadaşla da paylaşıyorum. Hatta kimi arkadaşların takma isimlerle yazdıkları bloglarını gerçek isimleriyle yazmalarını teşvik ettim, tavsiyeme uyanlar da şimdi hiç pişman değil. Ama bu konuda ilk kez bu netlikte yazıyorum. Bunun sebebi, burada yapılan bir tartışmada ortaya serilen değerli fikirlerden bazılarını, 'offline' bir mecra için yazacağım bir yazıda alıntı olarak kullanmaya kalktığımda oluşan tuhaflıktı. Mesela "Bu konuda Smarty'nin görüşü..." ya da "Ahmet: "Günümüzde..." diye başlayan cümleler kurduğumda okur algısının alacağı tutum bir yana, bu durum, değerli görüşlerin sahibi arkadaşlara da bir haksızlık gibi geldi bana... Yazıyla ilgili motivasyon bundan kaynaklandı. Şimdilik bu kadarlık bir açıklamayla yetineyim.
- A. Selim Tuncer
Hocam, sunipeyk gerçek hayatta kendisini bana gerçekten de "merhaba ben sunipeyk" diye tanıştırdı. Bence onun nicki markalaşmış ve "eski" kimliğinin yerini almış.
- Ozgur Uckan
Selim Hocam, "Gerçek İsim Gerçek Resim Hareketi" başlatabileceğimi sanmıyorum. Çünkü bu anonima konusuna başka bir taraftan da bakıyorum. Bu "sanal" alemlerle tanışıklığım internet öncesine, BBS'lere MUDs'lara kadar gittiği için de öyle bakıyor olabilirim. Biz o zamanlar istisnasız nick kullanırdık. Çünkü yeni bir dünyaya adım atmıştık. Bizim için "yeniden doğma" olarak algılanan dünyada yeni isimlerle yaşamak çok çekiciydi. Bunun bir nedeni de anonimanın gücüne duyduğumuz inançtı. Anonim kalma özgürlüğümüze sahip çıkıyorduk. Birbirimizi nicklerimizle tanıyor, gerçek hayatta nasıl insanlar olduğumuzla ilgilenmiyorduk. Nicklerimiz bizim için temsil etmek istediğimiz düşünce evreninin metaforik eşikleri gibiydi. (nick-o-gram!) Ayrıca, bu nickler ve sağladığı anonima bizim için "eski dünya"dan, onun siyasetçilerinden, bürokratlarından, kimlik memurlarından, polisinden, yargısından, mahalle baskısından, faşizminden kopuşun işaretiydi. Bizi algılayamazsınız siz, bizi kimliklendiremezsiniz, kimliğimizi biz seçeriz, diyorduk onlara. Ayrıca ebeyevnlerimizin koyduğu isimlerden farklı, sadece özgür irademizle seçtiğimiz kimlikler olması da işin cabasıydı. Bu "özgür" günlerin sona ermekte olduğunu de internet yaygınlaşmaya başlar başlamaz tahmin etmiştik. Bugün ulaşılan noktada anonimanın ortadan kalkmış olması, internetin aynı zamanda bir iş mekanına dönüşmekte olması, bütün bunlar anlaşılır durumlar. Ama öte yandan Facebook'la başlayan gerçek kimliklerle sanal sosyalleşmenin fetişizm ve voyeurism gibi yan etkileri de yok mu? Bir son saptamam da şu olabilir: İnternetin iyiden iyiye denetim altına alınmaya çalışıldığı, global bir e-polis devletine doğru düzgün adım marş gittiğimiz bu dönemde, bence anonima geri dönecek. Bir gün siz ve ben de nick edinirsek, size söylemiştim derim:))
- Ozgur Uckan
Ben nickimi 2000'de bıraktım. Ama hala sandığımda duruyor. Tozunu alıp kullanmaya başlayabilirim yani:))
- Ozgur Uckan
Hocam, "ilgili "merci"lerin paradigmalarını dağıtacak, algı sınırlarını zorlayacak, "kitap"a girmeyecek, ama normal insanların kolayca anlayabileceği bir dil geliştirme konusunu tartışsak nasıl olur, bir gün?" diyorsunuz, ya işte buna varım. "Kurulu diller" mevzuundan yeniden başlar, bu noktaya açılırız...
- Ozgur Uckan
Özgür Uçkan, tamamen katılıyorum. bu tamamen internet'in sistem tarafından re/deterritorialization çabasıdır.
- mersenne
internet'i de gerçek dünyaya benzetmek, orada işleyen kurallar/kimlik ve iktidar ilişkisini aynı şekilde internete yansıtma çabasıdır. deterritorialization olduğu nereden belli, bir ortamın kuralını sonradan gelenler koymaz bir kere. 3 sene öncesine kadar emailden başka birşey kullanmayan netkültüründen bihaber insanlar (sözüm meclisten dışarı, bu feed değil, bu konuda geçen gün Murat Bardakçı nicklerinin arkasına sığınanlar falan dedi / bir iki thread daha vardı) bugün internette kural koyma çabası içinde, herkes ismini kullansın, herkes vatandaşlık numarasını versin. takip edilmeyen kimse kalmasın, sıradışı fikirler sistem tarafından kolayca elimine edilsin, herşey metalaşsın, simulakralaşsın.
- mersenne
hoş şu anda bu olmuş/olmakta zaten naif bir internet=özgürlük düşüncesi içinde değilim, bu sistem ve sistem karşıtları arasında engellenemez bir süreç/mücadele de olabilir ama şahsen siberpunk idealleriyle, 90'larda IRC'de yaşını adını ülkesini bilmediğimiz insanlarla konuşmanın verdiği hazlarla büyüdüğümüzden normal olanı yapmaya devam edeceğiz heralde uzun bir süre daha.
- mersenne
Mersenne, Selim Hoca'nın yaklaşımı farklı bir açıdan geliyor. Tartışma ortamlarında ifade edilen söylemleri bir "kişilik"le bağdaştırmak istiyor. Bu kişiliğin söylemin arkasında durduğunu görmek istiyor. Selim Hoca şöyle açıklıyor yaklaşımını: "Bunun sebebi, burada yapılan bir tartışmada ortaya serilen değerli fikirlerden bazılarını, 'offline' bir mecra için yazacağım bir yazıda alıntı olarak kullanmaya kalktığımda oluşan tuhaflıktı. Mesela "Bu konuda Smarty'nin görüşü..." ya da "Ahmet: "Günümüzde..." diye başlayan cümleler kurduğumda okur algısının alacağı tutum bir yana, bu durum, değerli görüşlerin sahibi arkadaşlara da bir haksızlık gibi geldi bana... Yazıyla ilgili motivasyon bundan kaynaklandı." Bu senin yukarda ifade ettiğin ve benim sonuna kadar katıldığım kimlikleme saplantısından farklı bir durum.
- Ozgur Uckan
doğrudur hata ettim sizin yorumdan başlayınca öyle algıladım, bir de dedim ya birkaç gündür bu tip nickinin arkasına sığınanlar retoriğine dolaylı olarak maruz kaldığımızdan birikmişler patladı. Selim Bey kusura bakmasın :)
- mersenne
Hocam, güzel bir tartışma konusu bu... Ama bugün de ben bir yandan bir raporu inceliyorum, bir yandan da dergiye yazımı yazıyorum. Hatta gecikmeden dolayı biraz strese girdim. :) O nedenle konuya bir iki soruyla müdahil olayım, şimdilik...İstisnasız buradaki herkesi tenzih ederek soruyorum, "anonymity" salgınının, oransal olarak daha çok hangi katmanlarda yaygın olduğunu göz önünde bulundurursak, bu olgu, sizin tasavvurunuzla ne kadar örtüşüyor, "anonimanın ortadan kalktığı" tespitiniz acaba çok yakın çevre gözlemi olabilir mi? Pentagon'dan doğan ve "anonima"nın altından kalkamayacağı yatırımlarla büyüyen, devasa kablo ve uydularının güvenliğini devlet(ler)in sağladığı bir teknolojiyi anonima için bu kadar güvenli bir sığınak olarak görmek, ona bu kadar büyük idealler yüklemek büyük hayal kırıklıklarına neden olmaz mı? Yan etkiler sorununu, farklı şekillerde, 'anonymity' eğiliminde de görmek mümkün değil midir?
- A. Selim Tuncer
Bu arada, "Gerçek İsim Gerçek Resim Hareketi" esprisini, bir "yakıştırma" olarak görmemenizi, sadece aktif kişiliğinize yapılan bir gönderme olarak almanızı rica ederim.
- A. Selim Tuncer
Selim Hocam, öyle aldım zaten, merak etmeyin:)) Sorularınıza gelince, teket teker yanıtlamaya çalışayım...
- Ozgur Uckan
Tabii, bu "anonymity" ve "deterritorialization" başlıklarını ayrıca tartışmak gerekir. Bu konularda, aklımın erdiğince, biraz farklı düşünüyorum.
- A. Selim Tuncer
""anonymity" salgınının, oransal olarak daha çok hangi katmanlarda yaygın olduğunu göz önünde bulundurursak, bu olgu, sizin tasavvurunuzla ne kadar örtüşüyor, "anonimanın ortadan kalktığı" tespitiniz acaba çok yakın çevre gözlemi olabilir mi?" diyorsunuz... Benim anonimanın ortadan kalktığı tesbitim bir "yakın çevre gözlemi" değil. Yapılan araştırmalar, insanların giderek daha çok gerçek kimlikleriyle "sanal soyalleştiklerini" gösteriyor. Bu bakımdan Facebook bir milat oldu. Buna Linkedin, Xing, Naymz gibi profesyonel networkler de eklendiğinde ortaya böyle bir durum çıktı. Bu tesbit aynı zamanda "privacy/mahremiyet" kaygısının da yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığı tesbitiyle destekleniyor. Bu konuda da çok fazla araştıma var. İnsanların mahremiyetlerini gerçek isimleriyle paylaşmaktan artık daha az beis duyuyorlar. Bu başlı başına incelenmesi gereken bir eğilim.
- Ozgur Uckan
"Pentagon'dan doğan ve "anonima"nın altından kalkamayacağı yatırımlarla büyüyen, devasa kablo ve uydularının güvenliğini devlet(ler)in sağladığı bir teknolojiyi anonima için bu kadar güvenli bir sığınak olarak görmek, ona bu kadar büyük idealler yüklemek büyük hayal kırıklıklarına neden olmaz mı?1 sorunuza ise şu cevabı verebilirim: Bu pentagon teknolojisi meslesi işin başından beri fazlasıyla abartılmıştır. Elbette parayı verip düdüğü de çalmıştır askerler, ama bu teknoloji kuran insanlar, bilim adamlar, akademisyenler, daha işin en başından beri kendilerine anonim "otonom bölge"ler yaratmayı bilmişlerdir. Tarihte ilk kurulan sosyal ağ gurubu "alt.sciencefiction"dır ve ARPA networklerinde oluşturulmuştur. Biz vakti zamanında BBS'lerle olmadık şeylerin muhabbetini yaparken, şifrelerimizi çözecek teknoloji henüz Pentagon'un elinde yoktu, ama bizler onların encryption teknolojilerinin tümüne sahiptik. Yapabilecekleri tek şey BBS (Bulletin Board System) leri kapatmaktı. Denediler de. Ama iş işten geçmiş, thing.net kurulmuş, internet okulların, askeriyenin ve büyük şirketlerin dışına kaçmıştı bile. Tüm interneti kapatmak da akıllarına gelecek son şeydi. Ayrıca hala bilgi güvenliği ve bilgi özgürlüğü arasında kıran kırana bir teknolojik savaş sürüyor. İlk elektronik network ortaya çıktığından beri söylenen ve bir gün tüm elektronik networkler çökünceye kadar da geçerli kalacak bir söz vardır: "mükemmel sistem yoktur, her sistem kırılır, açık sistemin doğasında vardır<... Yani, hayır, sanmıyorum hayal kırıklığı yaşayacağımı. Hiç yaşamadım... bu konuda:))
- Ozgur Uckan
Ben Mersenne'in (Baş harfi miniskül mü yazmalıydım? İmla hassasiyeti nedeniyle yapamadım. Kabul ediyorum, imla da bir iktidar meselesidir.) sözlerini kendime yönelik olarak değerlendirmemiştim, meğer öyleymiş. Kendisini "tanımadığım" için kesin yargıda bulunamayacağımdan, iyimser-kötümser tercihlerden birini kullanmak durumundaydım, "iyimser" bakışı tercih etmişim. O da beni "tanımadığı" için bir "kitle"nin mensubu, hatta "sistem"in adamı yapıvermiş. Tashih için teşekkürler, her ikinize de... :)
- A. Selim Tuncer
"Yan etkiler sorununu, farklı şekillerde, 'anonymity' eğiliminde de görmek mümkün değil midir?" demişsiniz, bir ölçüde evet. Hatta nick arkasına saklanıp normalde hayatta gösteremeyeceği şeyleri gösterenler veya yine nick'in verdiği cüretle hayatta dikizleyemeceği şeyleri dikizleyenler yok mudur? Vardır. (Bu arada bir düzeltme: yukarda "teşhircilik ve voyeurism" yerine "fetişizm ve voyeurism" yazmışım - fetiş beni andı:)). Ama bu iki eğilim, gerçek kimlikle yapıldığında insana çok daha büyük bir haz vermez mi? Bak bu gösterdiğim ve senin de gördüğün şey var ya, gerçekten bana ait, işte bak, demek başka bir duygu... Mahremiyetin kolaylıkla feda edilmesinde de teşhircilik eğilimi yok mu? Her halukarda bu iki eğilim internetin kolaylıkla kışkırttığı eğilimler...
- Ozgur Uckan
de/re-territorialisation konusuyla devam ederiz muhtemelen. Şimdi küçük kzım uyandı... yarına:))
- Ozgur Uckan
Allah bağışlasın. Benim de işim şimdi bitti, ama mecalim de... Günaydın diyeyim şimdiden... :)
- A. Selim Tuncer
baş harf ufak büyük farketmez, özel bir beklentim yok, iki şekilde de bana hitap edildiğini hissediyorum. ben de dün gece aklıma gelen birşeyi yazayım. mesela ben nette insanların yaş/statü vs. gibi şeyleriyle ilgilenmek istemiyorum, bugüne kadr da ilgilenmedim de. Kendisinin dert etmeyeceğini tahmin etsem de, bir nick kullanmadığı için sürekli Özgür Bey mi desem Özgür Abi mi desem Özgür Hoca mı desem hiçbirşey mi demesem bunu düşünür oldum. Sizde de aynı durum var siz bana mersenne de deseniz Mersenne de deseniz, hatta merso diyen arkadaş bile var birşey değişmiyor ama ben size şimdi Selim Bey/Selim Hoca vs. demek durumundayım (bundan imtina etmiyorum yanlış anlaşılmasın sadece dile getiriyorum) yani bu reel dünyadaki iktidar/statü ilişkilerini alıp direkt sanal dünyaya taşıyor. bu da salt fikirler yerine isim/statü/title'ların da işe karışması demek.
- mersenne
@mersenne: Toplumsal yaşamın bütün kurallarını yıkabilmemiz ne mümkün? Ancak yıkabileceğimiz mesafede olanları ve üfürüğümüzün rüzgarının yettiklerini yıkabiliriz. Önce insanlığın, sonra da içinde yaşadığımız kültürün bir parçası olarak buradayız. Elbette "değişen" ve "değişmeyen"ler var ve önümüzde engel gördüğümüz her duvarı yıkma isteği ve heyecanı içinde olmamız doğaldır. Yeni teknolojilerin oluşturduğu ortamların, evet, paradigmalarımızı değiştirecek güçte yeni motivasyonlar sağladığını da kabul etmeliyiz. Ancak, sanki "gerçek dünya" ve "sanal dünya" derken, bu iki ortamı, "bu dünya" ve "öte dünya" gibi araya ölüm çizgisinin girdiği iki ayrı mekan olarak görmek, bence vahim bir yanılsamadır. Elbette yine kültürel bir varlık olarak kimliğimizi inşa eden tüm değer yargılarımızla birlikte buradayız ve bu yargılarımızla birbirimizle iletişim halindeyiz. Eğer öyle olmasaydı, Özgür Hocam mı, Özgür Abi mi, yoksa Özgür mü desem kaygısı da oluşmazdı, Özgür der, geçerdik. Kültürel kodlamaların muhatabınızda ne ölçüde kalıp yargılar oluşturduğuyla ilgili de bir sorundur bu... Şahsen benim için bir önemi yok. Hak ettiğimi düşünmediğim Hoca, Üstat gibi sıfatları muhataplarımın alicenaplığı olarak görüyorum. Yaş faktöründen dolayı çevremde genellikle Selim Abi derler, niye Selim Bey demiyorlar diye gocunmam. Hatta bu içtenlikten hoşnutum. Sevgi, saygı, nezaket, muaşeret içerikli kodlamalar ise illa ki hiyerarşik bir konum belirtmezler, iletişimi kolaylaştıran unsurlar olarak kullanılırlar. Yani, yaş farkı aynı zamanda bir "kıymet" hükmü, bir "iktidar/statü" göstergesi değildir, çoğu zaman sadece yaş farkıdır. Hoşumuza gitmeyen değer yargılarını değiştirmek istememiz de çok doğaldır, ama bunu sadece "sanal" dünyada yapmak, "sanal" bir olgu olarak kalır. Sanal dünyada hiçbir değer yargısı barınamaz gibi bir beklenti ise, sanırım doğru değildir. Bana kalsa hem "territorialisation" hem de "anonymity" olguları asla "sanal"la bağımlı değildir ve bu kavramlar "sanal öncesi"nin...
more...
- A. Selim Tuncer
Sorgulanması gereken ben miyim, yoksa toplum mu? 5posta olarak değil de Davut Alabalık olarak yazsam bana kızınızı verir misiniz? Yabancı komünitelerde de sürekli geziniyorum. Dalga, geyik ortamları değil, ciddi tartışmaların döndüğü yerler. Nick i olan var, ismi olan var. İnanın anonim olmanın bu kadar sorgulandığı başka bir kültür görmedim.
- Herr 5 Postasson
@5 Posta: Yazıya ve yukarıdaki yorumlarıma tekrar göz atarsanız, ben bu eğilimi yadırgadığımı söyledim sadece, kimseyi sorgulamadım, suçlamadım, itham etmedim. Tam tersine, burada karşılaştığım ve muhatap olduğum sizin gibi "nick"lerin benim için bir değer ifade ettiğini, bu nedenle, yadırgadığım bu eğilimin kendilerine zarar verdiğini söyledim. Karşımda gerçek kimlikleri görmek istemek arzusu ayrı bir konudur, ama doğrusu, bunun bana bir zararı yok. Hele hele, belki de sizi çok küçük bir azınlık durumuna düşürecek olan büyük çoğunluğun "nick" merakına hiç değinmedim bile. Kızım yok ama, tam da ifade edttiğiniz gibi, 5 Posta "nick"ine kızımı ver(e)mezdim tabii. Dünya ile Türkiye arasında bir fark görmüyorum, trend ve eğilimler dünyadan yayılıyor zaten. Benim için aynı şey. Memlekette anonim olmanın bu kadar çok sorgulandığını da bilmiyorum. "Nick'lerinin arkasına sığınırak..." diye başlayan bir cümle hatırlıyorum, ama eğer ortada bir saldırı, tecavüz, hakaret varsa, varsa diyorum, bu cümleyi kuranlara hak vermekten imtina etmem elbette. "Birey sorgulanmaz, toplum sorgulanır" ya da "toplum sorgulanır, birey sorgulanmaz" gibi genel hükümlere de katılmam mümkün değildir. 5 Posta olarak sizi izlemeye devam edeceğim, yadırgadığım hususla ilgili kararınıza benim müdahale edebilmem zaten mümkün olmadığı gibi, buna niyet etmem de söz konusu olamaz. Sizin bileceğiniz iştir.
- A. Selim Tuncer
A. Selim Tuncer - İfadem istemeden saldırgan bir şekle bürünmüş olabilir, öyle bir amacım yoktu oysa. Ben de düşüncelerimi belirtmek istedim. Ayrıca kız istemeye 5 posta olarak değil ''Davut Alabalık'' olarak gidersem diye formule etmiştim. Toplumun hoşgörüsüzlüğü sırf anonim olan kişiyi vurmuyor. Öyle olsa ben açık isimle yazardım, çünkü Türkiye'de yaşamıyorum. Ancak Türkiye'deki ailemi ve kariyerlerini etkileyebilir. O sebeple anonimim. Bir de şu var bizim insanımızda; birisine azıcık kendinizden bahsetseniz hemen Facebook'ta veya başka mecralarda sizi arıyorlar. Defalarca arkadaşlarımı sıkıştırdılar adımı öğrenmek için. Hoş bir durum değil.
- Herr 5 Postasson
Benim gozlemledigim sanal ortamlarda tartistiklari, ilgilendikleri konular meslekleri ile ilgili olanlar, ozellikle de belli bir statuye ulasmis olanlarin kendi ismini kullandigi. Zaten gazetede yazdiginiz bir fikri sanal ortamlarda da tekrarliyorsaniz nick kullanmak cok anlamli degil, gercek isminiz ortaya cikar bir zaman sonra. Ayni zamanda statulerini de sanal ortama da tasiyorlar. Nick kullanip fikirleriyle de zamanla statulerini arttirabilirler ama gereksiz bir zaman kaybi onlar icin bu. Okuyan kisi icin de zaman kaybi. Muhasebeci olup manga, politika veya pornodan bahsedenler daha cok nickleriyle yaziyor.
- husdemir
@Selim Bey : Toplumsal yaşamın kurallarını yıkmak ne mümkün demişsiniz. Şimdi Özgür Bey belirtti bilmiyorum MUD/BBS/Demo/Hacker/IRC scene kültürünüz ne durumda ama benim savunduğum şeyin tam aksini söylüyorsunuz. Bu cümle bile aynı önkabulden kaynaklanıyor. Yani nüfus kağıdında yazan isimler (aslında onlar da verilmiş bir isim olmasına rağmen) gerçek olandır, kişi farklı isim ve kimlikler yaratarak birşeyi yıkmaya çalışıyor. Ben ise bugün yapılan 1984 vari reterroriterialization'ın tam aksine 90'lardan beri varolan nick kültürüne yapıldığını düşünüyorum. Birşeyi yıkmak derdi yok kimsenin ama buranın kuralı belli (hiç değişmeyecek diye de birşey yok, nasıl modalar passe olursa belki nick kullanmak da passe olacak, sonra yine moda olacak vs.) burada nickler kullanılırdı, asıl isim kullananlar bir şeyi yıkıyor. Benim temel derdim bunu söylemek, buranın kuralı 80-90-00lar boyunca böyleydi, 5 sene öncesine kadar internette ismini kullanan adam yoktu, şimdi sanki bu hiç yaşanmamış gibi bir hava yaratılmasın diyorum. (size değil genel)
- mersenne
Bunun yanı sıra insanın fikirlerinin tutarlılığı isim veya nickle değişen birşey değil, bugüne kadar sanırım 5 kere falan nick de değiştirdim 93ten falan beri. bu nickle de hiçbir zaman alternatif bir kimlik yaratmadım, kendi kişiliğim ne kadar tutarlıysa nickimde de aynı tutarlılıkta oldum. ff'de bile bunun aksini iddia edecek biri çıkamaz. yani sanal dünya ve reel dünya arasında bir çizgi falan görmüyorum. bilakis birebir aynısını yaşıyorum. bana gerçek hayatta kullandığım/geçmişte kullandığım nicklerle de hitap eden o kadar insan var ki. sonuç olarak marka değeri bir argümansa, 4 senedir yaptığım müzik blogunu mersenne olarak yazdığım internetteki sanal ortamlarda mersenne olarak tanındığım için doğal olarak gelip buraya Mehmet (kim? sarı çizmeli mehmet ağa) diye girmiyorum.
- mersenne
Bey/Abi/Hoca durumunda da dediğim gibi bunları söylemekten imtina etmiyorum, çok da rahatlıkla söylüyorum, sizin hissettiklerinizin aynısını düşünüyorum ama burada önemli olan bizim düşündüklerimiz değil insanların ne düşündüğü, bu edilgen bir süreç sonuçta. insanlar siz ne derseniz deyin, kendi fikirlerini bunun üzerinden oluşturuyor, Baudrillard'ın medya eleştirisi gibi size 5 kişi hoca dedikten sonra herkes hoca demeye başlıyor mesela. Tabi diyecek hocasınız zaten ama bunun bir iktidar/statü göstergesi olmadığı anlamına gelmiyor. - ya da internette gerçek dünyada varolan değer yargıları barınamaz/barınmasın (bu zaten nereden çıktı hiç bilmiyorum :) )
- mersenne
son olarak sanalda ve reelde kişilik bölünmesi yaşamayan insanlar var, bunların çoğu benim gibi 1.-2. jenerasyon internetli. sanılmasın ki toplum karşıtı hezayanlarla değer yargılarına saldırmak, statüleri yıkmak, sanalla reeli ayırmak vs yapmak isteniyor. açıp hacker manifestosunu hatırlayın. bunlar zaten burada çok daha az olmuştu (hiç olmamıştı diyemeyiz tabi buranın da kendi dinamikleri oldu hep). buradaki bazı şeyleri değiştirme itkisi şu an aslen reel dünyadan gelip burayı çitle çevirmek isteyenlerde. biraz uzun oldu ama heralde anlatabildim sevgiler.
- mersenne
kaya : zaman içinde daha hoşuma giden bir isim bulduğumu düşündüm, mesela BBSlerdeyken daha yasım ve boyutum ufak oldugu için pixel ismini kullanıyordum 93-94 falan. sonra nete geçince pixel ne be dedim cypress hill çok sevdiğim için muggs ismini aldım. sonra dedim ki ulan bu herifin soyadından türeme (larry muggerud) ben salak mıyım kendime başka bir nick bulayım özenti gibi bunu kullanacağıma. sonra arkası geldi. müzik yaparken başka isim kullandım. blog yaparken başka. daha kullanmak istediğim belki 40 tane falan nick var bir dosyada yazılı aklıma geliyor bişey de yer yok kullanacak. :) müzik dünyasında çoktur bu eski tekno prodüktörlerine bakın hepsinin 5-10 arası nicki vardır.
- mersenne
nüfustaki adın da açtığı kapılar var, başka isimlerin de açtığı, önemli olanın isim değil fikirlerim ve mizacım olduğunu düşünüyorum, ama tabi internet ortamında nüfustaki adımı hiç kullanmadığım için mersenne daha değerli.
- mersenne
bemim yazdıklarım söylediklerimden daha değerli benim gözümde, çünkü daha çok emek veriyorum, kurguluyorum, yazılarımın efendisi benim. Ama söylediklerim de yazdıklarımın bir uzantısı aslında. Aralarında tutarlılık ilişkisi var. Onlar etkileşimli. Hitap ettiklerimin izleri var konuştuklarımda. Benim için iki evren tutarlı olduğundan, bana ebevynlerimin koyduğu ve zaman içinde benimsediğim (evet ismimi seviyorum) ismi kullanmakta bir sakınca görmüyorum. Hepsini, tek bir kişi yapıyor. Ama bu demek değildir ki, bir gün gerek görürsem nick kullanmam. Kullanırım. Sonuçta ben de internetin 1. kuşağından geliyorum ve o kültürün içinde yetiştim. Nick kullanana da kullanmayana da saygım var. Yeter ki kendileriyle barışık olsunlar:)
- Ozgur Uckan
@5 Posta: Herkesin bir gerekçesi var ve benim bunlara saygı duymaktan başka yapacak bir şeyim yok. Benim de hiç saldırgan bir amacım yok, öyle anlayanlar varsa düzelteyim. :)))
- A. Selim Tuncer
@Mustafà Ràví: "İnternet bir tür şizofrenik halüsinasyon âlemi değil, hayal dünyası değil, tamamıyla gerçek." Tamamiyle katılıyorum.
- A. Selim Tuncer
@mersenne: Bize ait bir şey değil, dünyanın tüm kültürlerinde doğan bebeğe isim vermek ebeveynin hakkı olarak görülür. Kişinin bunu sonradan değiştirme imkanı da yok değildir. Hatta, "Beni niye doğurdunuz?" düşüncesini bertaraf edecek imkanlar bile vardır. :) "Reel dünyadan gelip burayı çitle çevirmek isteyenler" sözü, inan bana bir şey söylemiyor; hiçbir yerin çitle çevrilmemesini önemserim, ama "bura"nın fiberoptiklerinin tamamiyle "reel" dediğimiz yerlerde dolandığını da göz ardı etmem. Ayrıca "bura"nın "medeni" sahipleri ve "bedevi" istilacıları varmış gibi bir yaklaşımı da gerçekçi bulmuyorum. Bu arada ben, çok da "bedevi" sayılmam, epeydir buralardayım. :)))
- A. Selim Tuncer
@Ozgur Uckan: Hocam, bu söylediklerinin tamamına, virgülüne kadar katılıyorum. Arzu etmem ama, 'nick' kullanmayı gerektirecek içsel veya dışsal faktörler olduğunda ben de bundan imtina etmem. Hatta, "etmiyorum" diyeyim de, benim şu anda baktığım pespektifin doğru anlaşılmasına katkısı olsun.
- A. Selim Tuncer
@ Ex Instance: "Hem kişinin kim olduğu değil, sizin onu nasıl gördüğünüz daha önemli değil mi zaten şu "yalan" dünyada?.. Arabesk bir soru sormuyorum, bunu bir düşünün lütfen. Kimin gerçeğinden bahsediyoruz?.. :)" Ne güzel! Ben de mutaplarımızın zihninde inşa ettiğimiz "algısal gerçeklik"in (ki başka türlüsü mümkün değil) hem sağlam bir koda bağlanması gerekliliğinden hem de bu kodun, bu gerçekliğin inşasındaki rolünden söz ediyorum.
- A. Selim Tuncer
Selim Bey başında da belirttim bu düşüncelerimde size yönelttiğim bir eleştiri vs yok, sizin de buralarda eskiden beri olduğunuzun farkındayım, bunu dile getirmenize gerek yoktu, burada kimseden fazla hak iddia eden biri değilim çünkü, genel olarak konunun ve birkaç gündür bu tartışmaların dönmesinin üzerine aklıma gelenleri yazıyorum. Bu reel dünya/sanal dünya ayrımını kısa yollu bir genelleme olarak vermiştim, yoksa ben de sanal dünyanın kendi kuralları olan bir dodoland olduğunu söylemek ya da "ayrı dünyaların insanıyız" demek istemedim, tırnak içine alsam belki daha iyi anlaşılırdı.
- mersenne
medeni bedevi gibi bir fark uç bir örnek olmuş ben de öyle düşünmüyorum zaten ama netin yerlisi olan düşünce tarzları ve ticaret/tüketim ekonomisi/şirketlerden gelen bir yeni (hatta ne yenisi dot.com döneminden beri olan) bir ticarileşme hareketi olduğunu yadsıyamayız. Şimdi senin net anlayışın ütopik, romantik sen demoscene'in, hacker scene'inin nostaljisini yapıyorsun derseniz, orada hakkınız olabilir tabi :)
- mersenne
@mersenne: O kadar yaklaştık ki birbirimize, aramızda "bir cıgara içimi" mesafe bile kalmadı. :))) Bir gün onu da kapatırız.
- A. Selim Tuncer
Şimdi sanki bu feed burada kapandı gibi görünüyor, ama bence kapanmadı... O kadar çabuk değil. Bir dizi kavramla bu sanal-reel kişilik meselesinin izini felsefe, sosyoloji, antropoliji ve bilişsel bilimde sürebiliriz. Bu kavramların bazıları rahatsız edici olabilir ama bir şans verin...
- Ozgur Uckan
Bu kavramlar, sanallığı farklı bir boyutta algılatıyor. Bunlara göre, sanal diye adlandırdığımız boyut tamamen gerçek, ama bu gerçek dünyanın paralel evreni gibi bir gerçeklik değil, bizim yeni bir realite boyutundaki uzantımız (prosthesis, protez, uzantı) anlamında bir gerçeklik. Bu bağlamda bu yeni bir gerçeklik ve biz bu gerçeklikte eski benimizden daha fazla bir şey oluyoruz. Algı sınırlarımız, kapasitelerimiz, olasılıklarımız genişliyor, uzuyor. Üstelik bilgi ve iletişim teknolojileri sağlık bilimleri, genetik, nanoteknoloki ve tıp teknolojileri alanında gerçek bedenlerimize de gömülü hale gelmeye başladığına göre, bu uzantı durumu gerçekten de "vücut bulmaya" başlıyor Yapay sinirler, geliştirilmiş gözler, yapay organlar (organ printing), RFID implantlar, neurocomputing, iskelet implantları vs. Welcome to the Cyborg World! :))
- Ozgur Uckan
Tam denk getirdin Hocam, bu ayki The Brand Age yazımda, daha önce "logo(gram)" tartışmalarıyla ilgili olarak Robert Ornstein'ın Sağduyu adlı kitabından küçük bir alıntı yapmıştım. "Yazı"nın insan beyninin çalışma ilkelerini etkileyecek kadar önemli bir sıçrama olduğunu iddia eden Ornstein: “Beynin, belli bir dereceye kadar kültürdeki yazı dilinin doğası çevresinde geliştiği anlaşılıyor.” diyor. Kitabı arabada unutmasaydım daha geniş alıntılar aktarırdım, çünkü görüşüne epeyce destek taşımış yazar. Evet, bu teknolojik devrim, "yazı"nın icadı kadar önemli, o nedenle eski kuşaklarla yeni kuşaklar arasında eskiden olmadığı kadar ciddi bir paradigma farklılığı var. İnsanoğlunun "beyin"i değişiyor galiba...
- A. Selim Tuncer
Beynimiz, algı yapımız (özellikle zaman-mekan algımız), kapasitelerimiz ve elbette değerlerimiz değişiyor. Ve bu değişim oldukça hızlı oluyor. Enformasyon hızında...
- Ozgur Uckan
Kaya Bey, ismin çok daha güzel olmuş şimdi, kendine gelmiş diyeyim. :) Hatta resim de! Hep kuşku içindeydim benim bildiğim Kaya Şahin mi diye... Şaka değil.
- A. Selim Tuncer
Kaya Şahin, şu sözünüze katılamıyorum pek: "Genelde sanallıkta adres belirsizliği var gibi.Yani havada asılı daha düşünsel boyutta,pek gerçekleşmemiş ama gerçekleşme olası gözüken şeyler." Bence sanallık da gerçek. İnternette sanal bir boyut var, ama bu boyutlardan sadece biri. Sanallığı gerçekliğin tersi gibi algılamak yanlış sonuçlar doğurur. Bir örnek vermem gerekirse, sanallık sanki sinemanın evrenine benziyor. Daha önce hiç varolmayan bir evren, sinema mecrasının oluşumuyla vücut buluyor ve gerçekliğin bir parçası haline geliyor. Fotoğraf da öyle. Dijital evren de sanallık adı verdiğimiz çok boyutlu bir evren yaratıyor. Bu ise sinemanın üç boyutlu, programlanabilir, anlık değişimlere açık, etkileşimli bir hali sanki. İnsan algısı ve yaratımı bu yeni dünyaya doğru uzuyor (protez), ama kendisinden kopmadan yapıyor bunu. O hala insan, ama sanallıkla beraber "daha fazla" insan... Post-insan. Sanallık son derece gerçek teknolojilerin iş başında olduğu, ciddi meblağların döndüğü dev bir sektör aynı zamanda. İnterneti de aşan bir boyutu var. Sanallıkla ilgili söylemlerin "demode" olduğunu düşünmek yanlış olur. Ekranın ölümüyle beraber sanallık bizi daha da kuşatacak, gündelik algı dünyamızı kıracak. Üstelik bütün bunlar hızla olacak, oluyor bile...
- Ozgur Uckan
"Bence sanallık da gerçek. İnternette sanal bir boyut var, ama bu boyutlardan sadece biri. Sanallığı gerçekliğin tersi gibi algılamak yanlış sonuçlar doğurur. Bir örnek vermem gerekirse, sanallık sanki sinemanın evrenine benziyor. Daha önce hiç varolmayan bir evren, sinema mecrasının oluşumuyla vücut buluyor ve gerçekliğin bir parçası haline geliyor. Fotoğraf da öyle. Dijital evren de sanallık adı verdiğimiz çok boyutlu bir evren yaratıyor. Bu ise sinemanın üç boyutlu, programlanabilir, anlık değişimlere açık, etkileşimli bir hali sanki. İnsan algısı ve yaratımı bu yeni dünyaya doğru uzuyor (protez), ama kendisinden kopmadan yapıyor bunu. O hala insan, ama sanallıkla beraber “daha fazla” insan… Post-insan. Sanallık son derece gerçek teknolojilerin iş başında olduğu, ciddi meblağların döndüğü dev bir sektör aynı zamanda. İnterneti de aşan bir boyutu var. Sanallıkla ilgili söylemlerin “demode” olduğunu düşünmek yanlış olur." Aklına sağlık özgür Hocam. Bu protez meselesine daha önce de (yukarıda) "Hımmm, protez!.." diye tepki vermiştim. Bugünlerde Roland Barthes'tan çok alıntı yaptım ama, hem birkaç gündür biraz onunla ilgileniyorum hem de konularımız onun konularıyla çakışıyor. Yine bir alıntı: "Yazı üzerine ilk düşüncelerin üretilmesiyle birlikte (Platon), yazıya bir bellek rolü de verilmiştir: yazı, belleği geliştirmeye yönelik bir tür araç, beyne takılan ve beyni depolama yükünden kurtaran bir protez gibi görülmüştür." Şimdinin yeni teknolojileriyle ise galiba her yanımızı protezlerle donatıyoruz.
- A. Selim Tuncer
Stelarc, bedenim bana yetmiyor, onu uzatabilir (extend - protez), işlevlerini geliştirebilir ve kendime yeni bir beden yapabilirim, diyor ve yapıyor da... (http://www.stelarc.va.com.au/article...)
- Ozgur Uckan
Daha neler göreceğiz? Bu "üçüncü el" işini kaptıkaçtıcılar duymasın! :)))
- A. Selim Tuncer
Konu takma isim olduğuna göre esasta fark etmez herhalde!
- A. Selim Tuncer
İtiraf etmek gerekirse yorumların hepsini okumadım, yazıyı okudum velakin "internette marka olmak" konusunu gereğinden fazla abarttığınızı düşündüm. Benim hemen hiç nick^'im olmadı, şimdilerde yeni bir müstear inşa etmekle meşgulüm, yine de yazınızdaki gibi "sanal alemde gerçek kimlik" hedefinin gereksiz bir şey olduğunu düşünürüm. Who'ya gereğinden fazla önem verenler, yeni kültürün insan kimliğini eritmek üzerine kurulu olduğunun farkında değiller; bir de tabi, insanın kendinden bıkabileceğinin.
- Emre Sahin
Kimlik konusuna sadece marka açısından bakmak fazla yalınkat oldu: şöyle bir edebiyatçı var, kimliklerinin sayısıyla meşhur: http://en.wikipedia.org/wiki... Bizde de Peyami Safa var bildiğim böyle farklı yazıları, farklı kimliklerle yazan.
- Emre Sahin
Ve dahi insanların kendilerine toplum tarafından verilmiş isimleri yerine renklerini gösterebilecekleri nick'leri daha değerli geliyor, (aklıma geliveren) mersenne'in adını bilsem muhtemelen onun hakkında daha silik bir resim olacaktı zihnimde. Eski arkadaşlarımdan biri Ishtar nckini kullanırdı ve bunun bende yarattığı algı, onun karakteri açısından (belki yanıltıcı olarak) daha net bir teşhis meydana getirmişti.
- Emre Sahin
@Emre Sahin; aslında yorumlarda epeyce cevap var, ama özellikle şu "marka" meselesine açıklık getirmek isterim. Ben, "İnternette markalaşmak" gibi bir "geyik" üzerine inşa etmedim görüşlerimi... O, sadece meramımın daha iyi anlaşılması için yapılmış bir analojiden ibaretti. Kavramla isim arasındaki ilişkiye dikkkat çekmek içindi. Evet, edebiyat dünyasında çeşitli gerekçelerle müstear isim kullananlar çok olmuştur. Ekonomik zorunluluklardan dolayı üretilen piyasa işi eserleri asıl ismine yapıştırmamak, bazı yasal kısıtlardan kurtulmak, okurla oyun oynamak, başka çeşitli gerekçelerle gerçek ismini gizlemek gibi nedenlerle... Yalnız, şunu anlayamadım: "Who'ya gereğinden fazla önem verenler, yeni kültürün insan kimliğini eritmek üzerine kurulu olduğunun farkında değiller; bir de tabi, insanın kendinden bıkabileceğinin."
- A. Selim Tuncer
Yukarıdaki protez (uzantı) konusuna bir başka yerden katkı: "Bugün insan, pratikte bedeniyle yapageldiği her şey için uzantılar geliştirmiştir. Silahların evrimi dişler ve yumrukla başlar, atom bombasıyla sona erer. Giysiler ve evler, insanın biyolojik ısı denetim mekanizmalarının uzantılarıdır. Mobilyalar, çömelmenin ve yere oturmanın yerini alırlar. Sesi hem zaman hem de uzayda taşıyan elektrikli araçlar, mercekler, TV, telefonlar ve kitaplar, maddi uzantıların örnekleridir. Para, emeği yaymanın ve depolamanın bir yoludur. Bir zamanlar ayaklarımız ve sırtımızla yaptığımız şeyi artık ulaşım ve taşımacılık ağlarımız yapıyor. Aslına bakılırsa, insan yapımı bütün maddi şeylere, insanın bir zamanlar bedeniyle ya da bedeninin ilgili parçasıyla yaptığı şeylerin uzantısı olarak bakmak mümkündür." Edward T. Hall, The Slience Language, s. 79 (McLuhan'ın Gutenberg Galaksisi'nden naklen.)
- A. Selim Tuncer
Bu protez ve teknoloji ilişkisi konusu Heidegger'de, Derrida'da da var. Post-human düşüncesinde çokça var. Konunun Hall'dan itibaren izini geriye doğru sürmek ilginç olacak...
- Ozgur Uckan
Şu da Roland Barth'ın Yazı Üzerine Çeşitlemeler'inden (Bellek başlığı altında): "Yazı üzerine ilk düşüncelerin üretilmesiyle birlikte (Platon) yazıya bir bellek rolü verilmiştir: yazı belleği geliştirmeye yönelik bir tür araç, beyne takılan ve beyni depolama yükünden kurtaran bir protez olarak görülmüştür." Protez konusu Platon'a kadar gidiyor mu, yoksa Barth'ın bir yorumu mu, anlaşılmıyor.
- A. Selim Tuncer
Antik Yunancada prosthesis uzantı/extension anlamı taşıdığı için, Platon yazıyla ilgili olarak muhtemelen bu sözcüğü kullanmıştır. Zaten Derrida da böyle aktarıyor. Ama elbette biz kendi protez anlam yükümüzle (Barthes da öyle) bu sözü yorumluyoruz.
- Ozgur Uckan
Öte yandan "techne" (yapmak/etmek) filli ve "prosthesis" (uzantı/araç) sözcüğü birlikte kullanılanca bizim algı evrenimizde böyle bir yorum imkanı açılmış oluyor.
- Ozgur Uckan
Çünkü Platon da aslında tam böyle düşünüyor: Yazı, beyni uzatan, kapasitesini genişleten, kayıt özelliğiyle belleği genişleten (augmented) bir araç...
- Ozgur Uckan
Şunlar da The Medium is the Massage'dan... Bu kitabında McLuhan kaynak belirtmiyor: "Tüm medya insanın psişik ya da fiziksel yetilerinin uzantısıdır." ... "Tekerlek ayağın bir uzantısı" ... "kitap gözün bir uzantısı..." ... "giyim, tenimizin bir uzantısı..." ... "elektrik devresi, merkezi sinir sisteminin bir uzantısı" McLuhan bu cümleleri görsel desteklerle kitabın on altı sayfasına yaymış.
- A. Selim Tuncer
Basılı kitaptan aradığını bulmak ne kadar zor yahu! :(
- A. Selim Tuncer
Evet, Platon "Yazı belleğin uzantısıdır." dediyse bize çok yakın duruyor demektir. Galiba senin daha da gerilere gitmen gerekecek. :)
- A. Selim Tuncer
McLuhan da, "Elektrik devresi, merkezi sinir sisteminin bir uzantısı..." derken, İnternet'e epeyce yaklaşmış görünüyor.
- A. Selim Tuncer
Özgür Hocam, ben senden korkmaya başladım şimdi. Bak, yukarıda şöyle bir kehanette bulunmuşsun: "Şimdi sanki bu feed burada kapandı gibi görünüyor, ama bence kapanmadı... O kadar çabuk değil. Bir dizi kavramla bu sanal-reel kişilik meselesinin izini felsefe, sosyoloji, antropoliji ve bilişsel bilimde sürebiliriz. Bu kavramların bazıları rahatsız edici olabilir ama bir şans verin..." Aradan iki ay geçtikten sonra 'feed' yeniden açıldı. :)))
- A. Selim Tuncer
he he.. üstelik antropolojiyi de saymışım. :))
- Ozgur Uckan
Hasan Sabbah, kabala, hurufilik falan derken bir şeyler sezmeliydim ama... :)))
- A. Selim Tuncer
zihnimizin, iletişim kapasitelerimizin ve topluluklarımızın uzantısı...
- Ozgur Uckan
Hakikat şaka gibi gelebilir bazen insana. "Nasıl yani?" diye sorarlar ya hani. İşte öyle. Ben Ex Instance'ın yalancısıyım misal. :)
- alirizaesin
from iPhone
@çağlar; markalaşma bir analojiden ibaretti aslında, konunun magazinleşen markalaşmayla, yani Gülben Ergen'le falan ilgisi yok. :)
- A. Selim Tuncer
Bu da doğru, fakat kimlik perdeleme her zaman dediğin gibi işlemiyor. Tersine, gayri tabii ve samimeytsiz durumlara da yol açabiliyor çoğunlukla...
- A. Selim Tuncer
Bir başka 'feed'de [http://ff.im/nLWyW] yaptığım yorumu buraya da taşıyayım. Biraz ilgili: Sosyal psikolojinin önde gelen kurucuları arasında yer alan Muzaffer Sherif, bireyleri anlamadan toplumu, toplumu anlamadan da bireyleri anlamanın imkansız olduğunu söylemiş, hatta bunu kanıtlamıştır. Sosyal Kuralların Psikolojisi, onun önemli kitapları arasında yer alır. Konuya bu perspektiften bakacak olursak, sözünü ettiğiniz olumsuzluklarla sosyal hayatta da karşılaşırız. Toplum bunlardan korunmak için çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Yasal düzenlemeler bu yöntemlerden biri olmakla birlikte, daha da önemlisi sosyal kurallar ve bunların birey üzerinde oluşturduğu baskıdır. (Baskıyı olumlu anlamda kullanıyorum, olumsuzunu tartışma zamanı değil şimdi.) Birey, kendi sosyal ortamından uzaklaştığında nisbi bir özgürlük elde eder. ‘Netizen’ isimli birey ise, kuralları oluşmamış, sosyal kuralların önemli bir bölümü doğal olarak devşirilmiş olsa bile (özellikle kimlik gizlemeler nedeniyle) işlevsizleşmiş bu alemde elde ettiği özgürlüğü hoyratça kullanılabilmektedir. İnternet, yaş farkını, cinsiyet, statü, sosyal konum, zengin-fakir, kentli-köylü, işçi-patron arasındaki farkları ve ayrımı flulaştırmaktadır. İster istemez yeni sosyal kuralların oluşması da kaçınılmazdır. Yani, artık gençlerden, yaşlılarla ilgili eski saygı kurallarına uymalarını beklemek hayaldir. Zaten doğru da değildir. Saygısız olacaklar anlamında söylemiyorum, bunun kodları ve kuralları bir şekilde değişecektir. Şu anda "sosyal medya" diye bir şey olmasına rağmen, ortada, kuralları ve ahlakı tam anlamıyla oluşmuş bir "sosyal yapı" yoktur. Bu oluştuğunda her şey güllük gülistanlık olmayacaktır elbette, ama herhalde iyileşmeler gözlemlenebilecektir. Yeni bir adab-ı muaşeret oluşacaktır, bu yerleşinceye kadar da eski adab-ı muaşerete göre yenisi biraz adapsızlıkla itham edilebilecektir.
- A. Selim Tuncer
"Sanal insanlar, gerçek yüzlerini gösterebilme cesareti buluyorlar internette. Gerçek hayatta yapamadıklarını, söyleyemediklerini burada söylüyorlar. Çünkü bu sanal dünyada insanların gözlerinin içine bakmaya gerek yok. Gözünüzün üzerine bir yumruk yeme ihtimaliniz de… ‘Offline’ olup ya da kimlik değiştirerek kaçabilirsiniz oradan. Ayıplarımızı, kusurlarımızı sanal kimlikler vererek saklıyor internet. Sanal ve gerçek kimlikler, sitelere ve bloglar arasına sıkışan bir hayat insanda kişilik bölünmesine, hatta insanın bambaşka birine dönüşmesine bile neden olabilir. Acaba kişiliğimizi de mi kaybettiriyor internet? Uzakları yakınlaştırırken, yakınları da uzaklaştırıyor mu acaba? Sosyalleştirirken aynı zamanda asosyalleştiriyor mu? Bilgilendirirken yanıltıyor mu? Özgürleştirirken bir taraftan da köleleştiriyor mu?" http://www.gennaration.com.tr/yazarla...
- A. Selim Tuncer