MARKETING TÜRKİYE’NİN, 15 EKİM 2009 TARİHLİ SAYISININ KAPAK KONUSU KORKU PAZARLAMASI... KONUYLA İLGİLİ OLARAK FERRUH ALTUN’UN SORULARINA VERDİĞİM CEVAP AŞAĞIDA...
- A. Selim Tuncer
"Eğer bir ürün, karşılanmadığı takdirde tüketicinin korkmasına neden olacak bir ihtiyaca çözüm öneriyorsa, bunun açlık, barınma, giyim, beğenilme ya da statü gibi ihtiyaçları karşılayan ürünlerden bir farkı olmadığını düşünüyorum. “Evime hırsız girer mi?” korkusunu bir sigorta şirketi hafifletiyorsa, bu konudaki pazarlama etkinliklerinin etik dışı olduğunu söyleyemeyiz, ama yine de bu tür ürünlerin etik sınırını zorlayacak bir potansiyel taşıdıklarını kabul etmemiz gerekir."
- A. Selim Tuncer
"Bu durumun etik sınırının nerede başlayıp nerede bittiğini, bireysel ve toplumsal yaşamımızı çevreleyen etik değerler üzerinden tespit etmemiz mümkündür. Bence, ihtiyaçların kapsamını aşan korkutma amaçlı en ufak bir abartı bile bu dairenin dışına çıkmak demektir. Bu noktadan sonra da, olguyu pazarlama olarak tanımlamak doğru değildir. Yani ahlak dairesinin dışına çıkan, pazarlama dairesinin de dışına çıkmış, haddi aşmıştır. Nitekim, bir şeyin kaba güç kullanılarak satın alınmasını sağlamakla, bunu tehdit, algı manipülasyonu, kimyasal nörolojik müdahaleler, psikolojik baskı ve korkutma gibi yöntemlerle yapmak arasında bir fark yoktur. Çünkü bu yöntemlerin tamamı, tüketicinin özgür düşünme, ayırt etme ve karar verme yetisini elinden almaya matuftur."
- A. Selim Tuncer
“Korku ticaretinin veya siyasetinin bir başka çarpıcı örneği olarak ABD’de koca bir ulus ev, iş ve alışveriş merkezleri dışındaki tüm alanların güvensiz olduğu konusunda aralıksız korkutulmaktadır. İnsanlar çalışsın, alışveriş yapıp arabayla evine gitsin ve orada oturup TV izlesin, pizza söylesin diye tüm medya ağız birliği yapmışçasına dehşet yaymaktadır. Güvenlik sorunu kuşkusuz var, ancak medyada cinayet, gasp haberleri abartılarak verilmekte, silah ve güvenlik şirketleri ulusal paranoyayı körüklemektedir. 11 Eylül sonrasında olayların nasıl geliştiğini ve insanlara uluslararası terörizm nedeniyle artık güvende olmadıklarının anlatılıp Irak işgalinin nasıl gerekçelendirildiğini ibretle izledik.” Güven Borça
- A. Selim Tuncer
"Korku, pazarlamanın bir unsuru değildir, propaganda oluşturma tekniklerinden biridir. Korkunun olduğu yerde ise pazarlama yoktur; bu nedenle 'korku pazarlaması' diye bir şey de olmaz.
- A. Selim Tuncer
önemli bir konu... Korkuyla yönetimin olduğu yerde korkuyla pazarlamaya çalışanlar da olacak elbette...
- Ozgur Uckan
"MARKETING TÜRKİYE’NİN KONUYA GİRİŞ PARAGRAFI DA ŞÖYLE: “TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?”, “LAİKLİK ELDEN GİDİYOR. ŞERİAT GELECEK ŞERİAT! MAAZALLAH SONUMUZ İRAN”, “TERÖRLE ÜLKE BÖLÜNECEK”, “TÜRKÜN TÜRK’TEN BAŞKA DOSTU YOK. ETRAFIMIZ DÜŞMAN DOLU”, “YİNE KRİZ GELECEK İŞSİZ KALACAĞIZ”… KORKUYORUZ. ÇOK KORKUYORUZ! “BURASI TÜRKİYE HER AN HER ŞEY OLABİLİR” SANCISI İÇİNDE KIVRANIYORUZ… İÇİMİZDEKİ KORKULAR KATMERLEŞTİKÇE ÜRÜN SATMAK İÇİN HER YOLU MUBAH GÖREN MARKALARIN ELİNDEKİ “KORKU” SİLAHI DA GÜNBEGÜN BÜYÜYOR."
- Ozgur Uckan
"Aslanlar gibi olur efendim!" diyorlar, hatta yapıyorlar. Buyurunuz: http://www.artistmike.com/Temp... Hatta bir türkçe kitap vardı sanırım bu konuda. Kısacası cinsellik ve ölüm korkusu beynin kısa devre ederek bal gibi sattırıyor. Korku ile propaganda ayrıca önemli olmak üzere reklamda sık kullanılan bir unsurdur korku.
- mat
Bir de türkçe bir sayfa verelim yabancı dil bilmeyenler için: http://pentangle.blogcu.com/bilinc-... Ayrıca yanlış hatırlamıyorsam bir milletvekilimiz bu konuda bir yasa önergesi vermişti ama takip edemedim. Kitabı hatırladım: A. Şerif İzgören - Eşikaltı Büyücüleri bağlantı: http://www.idefix.com/kitap...
- mat
Bağlantılar için teşekkürler... Ancak ben, reklamda korku unsurunun kullanılmadığını söylemedim.
- A. Selim Tuncer
"Korkunun olduğu yerde ise pazarlama yoktur; bu nedenle 'korku pazarlaması' diye bir şey de olmaz" cümlenize destek babında cinsellik ve korku unsurlarının çok yaygın olarak kullanıldığını söylemek istemiştim çünkü ben "olmamalı" diye anlamlandırdım metninizi. Şüphesizdir ki cümleniz bu yaygın kullanımlar içerisinde daha da önem kazanıyor ve dile getirilmeli. Ne yazık ki pazarlamadaki korku boyutu reklam kanalıyla vardı, giderek artan şiddette kitlesel boyuta kadar geldi. Artık korku siyaseti yoluyla ürünler değil gelecek pazarlanıyor.
- mat
Evet, "olmamalı" demek istediğim doğru... Veya eğer oluyorsa buna "pazarlama" denemez diyorum. Tabii bu nokta da "pazarlama"yı nasıl tanımladığınız önem tazanıyor. Reklamın ve propagandanın birbiriyle benzeştiği ve ayrıştığı hususlar vardır. Bence "korku" bir ayrışma alanıdır ve reklama değil, propagandaya aittir. Hadi buna "pazarlamanın ve reklamın propagandalaşması" diyelim.
- A. Selim Tuncer
"Sigara içersiniz ölürsünüz” mesajında “ölüm” çok ağır bir sonuç olmasına rağmen etkili olmuyor. Çünkü ölüm, uzak bir ihtimal olarak düşünülüyor, “başkasına olur, bana olmaz” deniyor. Şayet, korku “sigara spermleri azaltır” şeklinde bir mesaja yansıtılırsa, daha etkili bulunuyor. Ölüme nazaran daha hafif bir korku mesajı içermesine rağmen “beni de çabuk etkiler” tarzında algılandığından çok daha etkili olabiliyor." ......Prof. Dr. İsmail Kayanın yukardaki açıklamasına hiç katılmıyorum. ....Alışkanlık haline gelmiş bir davranışı alışkanlığın yerine getirilme aşamasında çoçukça mesajlarla kesinlikle değiştiremez ve kimseyi korkutamazsınız mesaj ne olursa olsun. Sigara firmaları sanki bunu bilmiyor mu bu bir danışıklı dövüş.
- Kaya Şahin
"Korkutma tekniğinin kullanılmasında mesajın içerdiği korkunun derecesi ve hedef kitlede yol açtığı endişe düzeyine dikkat edilir. “Kötü sonucu” açık açık gözler önüne seren mesajlar çok korku içerirken, “kötü sonucu” örtülü ifade eden mesajlar daha az korku içerir" .... Prof. Dr. İsmail Kayanın yukardaki açıklamasına da katılmıyorum......Mesajın az veya çok korku içermesi değildir önemli olan. Pazarlamada ana nokta mesajın bilinçdışı ve bilinçaltında yarattığı çağrışımların ürünü satın almaya ne kadar etkili olduğudur.
- Kaya Şahin
"Propaganda diyalog başlayınca biter." McLuhan
- A. Selim Tuncer
Bence baskının ve korkunun artığı dönemlerde korkutucu ögelerin kullanılması pazarlamanın ve ürünün algısının aynı olumsuzlukla birleşmesine yol açabilir, bilinen örnek, tek sorunun soğuk olduğu yerde buzdolabı satmaya çalışmak. Goebels'in gö gö göbeğinden dökülenler sağlıklı, mutlu, sorunlarından arınmışşş toplum değilmiydi? buna karşılık alman solcuları gidilmekte olan felaketi anlatmaya çalışırken genelde olumsuz ve korkutucu ögeler kullanmamışlar mıydı http://www.towson.edu/heartfi...
- Alp Esin
Kullanmışlardı. Goebels'in göbeğinden (veya neresindense) çıkanlar, sanırım Goebels'ten önce de vardı, sonra da var. Ayrıca bunları faşistler kadar komünistler de sevdi.
- A. Selim Tuncer
Propaganda diyalog başlayınca biter." McLuhan - A. Selim Tuncer bu ne demek?
- Kaya Şahin
Güzellik ,Güvenlik ve Sağlık pazarlamada en fazla yararlanılan üç unsur. Hepsinde de korktukları için insanlar satın alıyorlar zaten. Sizin korkutmanıza gerek yok ki herkes bu konularda alabildiğince korkuya sahip. Yani zaten insanların tüm benliği bu konudaki korkularla sarılmış .Sizin ayrıca korkutmaya ihtiyacınız yok ki. Hafifçe hatırlatın yetiyor. Yeterki ürününüz korkularına çözüm olsun
- Kaya Şahin
"Zaman zaman propaganda, tanıtım ve reklam kavramları birbirine karıştırılır. Propagandanın, tüm olumsuz anlam ve çağrışımlarına rağmen, aslında ‘siyasi reklam’ anlamı taşıdığına inananların sayısı az değildir. Çünkü reklam da ‘ticari propaganda’ olarak algılanır. Bu üç yöntemin de benzer tekniklerden yararlandığını söylemek yanlış olmaz, ancak varmak istedikleri hedefler noktasında birbirlerinden keskin biçimde ayrılırlar." http://selimtuncer.blogspot.com/2007...
- A. Selim Tuncer
"Ben reklamla propagandanın apayrı işler olduğunu, ancak yanlış olduğuna inanmakla birlikte kimi zaman ve yukarıdaki gibi kimi örneklerde reklamın propagandaya yaklaştığını, daha da önemlisi bambaşka hedeflere sahip oldukları durumlarda bile benzer teknikleri kullanabildiklerini düşünüyorum. Bana göre propaganda diktatörlüklerin ve totaliter rejimlerin, aynı zamanda demokratik rejimlerin henüz demokratikleşmemiş odaklarının işidir. Peki, işe yarıyor mudur? Evet, toplumsal gelişmişlik düzeyine göre değişen oranlarda hâlâ işe yaradığını, Türkiye örneğinde de gördüğümüz gibi, söyleyebiliriz." http://selimtuncer.blogspot.com/2007...
- A. Selim Tuncer
"buna karşılık alman solcuları gidilmekte olan felaketi anlatmaya çalışırken genelde olumsuz ve korkutucu ögeler kullanmamışlar mıydı http://www.towson.edu/heartfi... - Alp Esin"....Evet Alman solcuların naziler karşısında neden bu kadar başarısız oldukları zaten yapabildikleri o saçma tanıtımlardan belli. EMPATİ yani karşındakini motive veya demotive eden dürtüleri bulup kullanma sanatı . Alman solcuları Nazilere inanan kişilere zerre kadar empati yapamamışlar ve onları kendileri gibi düşünüyor hissediyor zannetmişler. Yaptıkları tanıtım ve propagandada sadece kendi korkularının görsellerini kullanmışlar.Yani bu salaklar nazi sempatizanlarını kendileri gibi düşünüyor hissediyor zannetmişler.Türkiyede de aynı saflığı bizim sosyal demokratlar yapıyor halen.
- Kaya Şahin
Korku ile dehşete düşme sanki karıştırılıyor gibi burada. Korku her zaman her an var sabahtan akşama korkularımızla yaşıyoruz zaten. Veya biraz daha kategorize edersek çekince ,korku ve dehşete düşme. Tabi dehşete düşürerek pazarlama yapamazsınız Selim bey herhalde bunu kastediyor.Ama pazarlamanın esası ve tamamı sizin zevk veya çekincelerinize seslenmesidir.Çekincenize veya zevkinize seslenmeden pazarlama olurmu ya .Çekinceleriniz olmazsa neden satın alacaksınız ki. Bana tek bir şey söyleyebilr misiniz ki zevk veya çekinceniz olmasın ve para vererek satın alınsın. Ve çekinceler minumum beş misli fazladır zevklerden.
- Kaya Şahin
Mat senin örneğini verdiklerin de zevk korku değil yani. Ama sana şunu söyleyeyim çok da profesyonel gibi gelmedi görseller bana. Herhalde çok daha iyilerini yapıyorlardır diye düşünmüşümdür hep. Eğer böyle uyduruktan şeylerle başarılı olunuyorsa herkes yapar bu numaraları ya.
- Kaya Şahin
Selim bey ABD de yapılanları abartılı bulabilirsiniz ama adamlar korunmaya çalışıyorlar. Dışardan veya içerden bir sürü sapıklığa maruzlar.Çoçuk okulu basıyor 50 kişiyi öldürüyor. Ne yapsınlar tedbir almasınlar mı sizce? Oğlum anlattı 97 de Amerikada bizdeki gibi tenefüs yokmuş en azından Marrylanddeki okulda sebebi öğrencilerin arada bomba ihbarı yapıp dersleri kaynatmalarının önüne geçmek.Herkesin gözü adamların üzerinde dünyanın dört bir tarafında her an protestolar yapılıyor aleyhlerine. Selim bey bence abartı yok yaptıklarında kendilerini savunmaya çalışıyor onlarda.
- Kaya Şahin
Yönetmek için korkuyu kullananlara "korku taciri" denilmesi boşuna değildir. Çünkü onlar "korku satarlar". Eh, korkuyu satabilmek için de onu pazarlamak gerekir. Bu ahlaksız yönetim biçimiinin propaganda taktikleriyle pazarlamanın iletişim taktikleri arasında yer yer geçirgenlikler olduğu, bunun da "pazarlamanın anayurdu" ABD'de, özellikle 9/11 olayları sonrası yükselen korku yönetimi ertesinde daha da sık olduğu gözlenebilir. Sonuçta pazarlama da reklam da popüler algının ulaştığı hassas eşikleri kullanır. Bu doğal. Ama korku pazarlamasının da korku yönetiminin propaganda taktiklerine malzeme sağladığı söylenebilir. Ne korku yönetimi etiktir ne de korku pazrlaması. Bu konudaki fikirlerine sonuna kadar katılıyorum Selim Hoca...
- Ozgur Uckan
Alp Esin, Goebels, "sağlıklı", "ari, "mutlu" Alman aileleri ütopyasını satarken, bu ütopyanın önündeki engelin "kan emen yahudiler" ve "yaklaşan komünizm canavarı" olduğunu, onların elinin her yere sızdığını, alman entelektüellerinin de bu hainlerin işbilikçi beyin takımı olduğunu, bütün bu "tehditleri" korkutucu imgeler, metaforlar ve ötekileştirmelerle sarıp sarmalayarak veriyordu. Dolayısıyla peklala da korku satıyordu. Ama evet haklısınız, Komünistler de benzeri metaforları bu sefer Naziler için kullanıyordu. Goebels'in farkı, bu propaganda mekanizmasını incelikle işlenmiş bir senaryo dahilinde bütün bir ulusa yaşattırmasıydı. O yüzden hala iletişim fakültelerinde Goebels'in adı Stalin'den daha çok geçer. Goebels, ötekine karşı korkutuyordu. Stalin, kendisinden ve temsil ettiği sistemden korkutuyordu... (edit, ben Goebels'in taktiklerinin hala ülkemde iş başında olduğunu görebiliyorsam, adam önemli bir çerçeve kurmuş ve "başarılı olmuş" demektir)...
- Ozgur Uckan
Selim Hoca şu sözüne katılmak isterdim: "Çoğulcu demokrasiler nasıl propagandanın kökünü kazıyacaksa/kazıyorsa, çoğulcu serbest pazarlar da propagandaya yaklaşan reklamların kökünü kazıyacaktır.". Ama kuşkularım var. Aslında kuşkularım var demek de doğru değil,.. Şöyle: Demokrasiler gerçek anlamda "çoğulcu" olmadıkları için, hala tektipleştirici ideolojiler kendilerine iktidarda önemli bir yer bulabildikleri için, hala opaklık canla başla iktidar aygıtları tarafından korunduğu için, propaganda ve korku yönetimi önemli bir yönetsel mekanizma olma işlevini sürdürüyor ve senin de dediğin gibi "algı yönetimi" adı altında "algı manipülasyonu" yapılıyor. Serbest pazar tarafında işler demokrasiye kıyasla daha iyi durumda da olsa, bu kez pazarın serbestliğinin ne kadar kırılgan olabildiğini görüp irkiliyorum. Müdahale, "görünmeyen el", tekelcilik, bir türlü tasfiye edilemeyen korporatizm ve oligarklar, çokulusluların anaonim iktidarı, korku pazarlamasında algıyı biçimlendirmek için iktidar aygıtlarına el uzatıyor... Ama gerçek çoğulculuğun nihai ilaç olduüğu ortada.
- Ozgur Uckan
"Korku zihinlere hakim hale gelince, dünyadaki sorunlar ve zorluklar abartılmaya ve olası çözüm yolları gözardı edilmeye başlanır. Korku ve panik kendi kendini haklı çıkaran bir dinamiğe sahiptir." (Korku Kültürü, Frank Furedi, Ayrıntı, sf. 13) Bu yüzden korku kültürü statükonun devamı için son derece güçlü bir aygıttır.
- Ozgur Uckan
Korku hayatın bir parçasıdır, yemek gibi, hava gibi... Korkmayan insanlar yetiştirmediğiniz sürece korkuyu kendi amacı için kullanan insanlar da olacaktır, elbette birilerinin yemeğe ihtiyacı olan yerde, başkaları da bunu üretir. Korkunun artık daha göze çarpar şekilde kullanılıyor olmasının kaynağı, insanın kaybedeceği daha çok şeyi olması gibi geliyor, refah arttıkça, buna bağımlılık arttıkça korku da artacaktır. Müreffeh toplumların daha korkak bireyler yetiştirmesinin temelinde de bu olsa gerek. Sonu "olmamalıdır", "yapılmamalıdır", "edilmemelidir", "etik değildir"le biten cümleler kurup, insanın tabiatındaki bu korkuyu bertaraf etmek mümkün mü? Ya daha büyük korkular bulmalı, ya da korkmamayı öğretmek için önce öğrenmeli...
- Emin Reşah
Özgür Hoca, tabii ya, bütün bu tartışmalarda "korku taciri"ni nasıl atladık! Ne iyi ettin de hatırlattın. Aslında meseleyi çok net özetliyor bu tabir: Korku satıcısı...
- A. Selim Tuncer
Hocam, bence ekonomiyle siyaseti birbirinden ayrı düşünmek modern zamanların işidir. Aslında Marx'ın ifade ettiği gibi tüm sistemleri içinde barındıran bir sosyal sistem içinde değil miyiz? Şimdi hatırlayamadığım bir başka postta sosyal sistemin değişimi konusunda ekonominin öncüllüğüne işaret etmiştin. Sana katılıyorum, siyasal rejimlerin dönüşümünü ekonomi zorluyor. Ekonomiye ekonomi demek işimizi kolaylaştırıyor, ama değişen topyekun bir sistem aslında... Gel, sen bana katıl! :))) (Edit: "Gel bana takıl!" gibi oldu bu cümle... :)
- A. Selim Tuncer
A. Selim Tuncer ,amacınıza bağlı olarak katılabilirim. En azından her iki tarafında dialog olduğunu hissetmeleri dialog anlamına gelmedikçe.
- Kaya Şahin
A. Selim Tuncer ,ayrıca günümüzde pazarlama propagandadan daha acımasız gibi geliyor bana.
- Kaya Şahin
"Hocam" diye başlayınca pek üstüme alınmadım ama muhatabı bensem, katıldım gitti :)
- Emin Reşah
Ekonominin özünde bir değişim yönetimi olduğu konusuna ve siyaseti de zorunlu olarak dönüştürdüğüne katılıyorum elbette. Ama gidişatın yönü konusunda belirsizliklerim var. Çoğulculuk mu küresel korporatizm mi? Bilemiyorum. Aslında kimseden de bilmesini beklemiyorum. Dümeni çoğulculuğa kırmak için elimizden geleni yapabiliriz yanlızca...
- Ozgur Uckan
@Kaya Şahin; bu, pazarlamayı nasıl tanımladığınıza bağlı... Pazarlama en azından kuramsal olarak benim tanımıma yakındır. Kuramın, pratiği de doğrultması dileğiyle...
- A. Selim Tuncer
@buraKargın; kalemine sağlık, aynı yerlerde dolaşıyoruz.
- A. Selim Tuncer
Özgür Hocam; herhalde her olgu birbiriyle etkileşim içinde... Ve en önemlisi zihniyet dönüşümü... Zihniyet de siyasal, sosyal ve ekonomik değişimlerden etkilenerek dönüşüyor... etkiliyor... dönüştürüyor. Nihai olarak son noktayı ekonomi koyacaktır, ama bence zihniyet olarak siyaset ekonominin önünde görünüyor bana... (Türkiye'yi hesaba katma şimdilik!) Şöyle demiştim "Çoğulcu pazarlama" başlıklı bir yazımda: "Demokrasilerin çoğulcu ve katılımcı bir yapıya evrildiği 21. yüzyılda piyasaların aynı ölçüde çoğulcu bir yapı kazandığını söylemek bence doğru olmaz. Toplumlar, en azından kuramsal olarak ve zihnen çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi benimseme eğilimi taşırken, piyasaların, hâlâ 'çoğunluk demokrasileri'nin tahakkümcü ve çoğunluk sultasına dayanan 'güc'ünü elinden bırakmamak için direndiğini söylemeliyiz. (Buradaki çoğunluğu kafa sayısı olarak değil, para sayısı olarak alalım.) Bütüncül, niteliksel ve nihai gelişimiyle ilgili olarak, gerçek pazarlamanın, çoğulcu ve katılımcı demokrasilerin egemen olduğu demokratik piyasalarda hayata geçecek 'çoğulcu pazarlama' olduğunu söylemek istiyorum." http://selimtuncer.blogspot.com/2006...
- A. Selim Tuncer
Selim Hocam, katılıyorum bu son saptamaya...
- Ozgur Uckan
- A. Selim Tuncer ,Yaratıcı düşüncelerin bu iletişim olanakları ile kısa sürede büyük ekonomik güç haline dönüştükleri bir ortamda yaşıyoruz. Bu da güç dengesinin kısa bir zamanda değişmesi demektir. İletişimin gücüyle katılımcı demokrasiler olacak ama pazarları sadece elitler yönlendirecekler. Google ,Microsoft gibi.
- Kaya Şahin
Wallerstein’dan bir yorum... Konudan biraz uzaklaşmış oluyoruz ama burada yer alsın: "Bana sorarsanız bu (Batı'nın izafi yükselişi. AST) irrasyonel bir serüvendi. Polanyi’nin ifadesiyle 'Ekonominin toplumsal ilişkilere gömülü olması gerekirken, toplumsal ilişkilerin ekonomik sisteme gömülü olduğu' bu acayip sistemi Batı icat etti. Bütün diğer uygarlıklar gayet akılcı bir biçimde bu terslikten kaçınmışlardı. Maddesi itibariyle akıldışı olan bu sistem sürdürülebilir değildir. Ancak, insanlığın şimdi daha akıllıca bir sistem geliştirip geliştiremeyeceği de belli değildir."
- A. Selim Tuncer
Bu "ters gömülü olma" meselesini "füzyon" nosyonuyla (iç-içe-girme) açıklayanlar da yok değil...
- Ozgur Uckan
Somut gerçeklikler tüm yaşamı belirliyor ne kadarda görmezden gelinmeye kalkışılsada .Aksini düşünmek eleştiri boyutunda kalıyor. En azından şimdilik. Pazarlamada firmanın hedef kitlesi obsesifler değilse korkuyu hissettirecek somut gerekçesi olması gerekiyor. Mesela kariyer pazarlamasında gelecek kaygısının somut nedenlere dayandırılmaması talebi çok azaltan bir etken. Kimse artık zevk için tahsil yapmıyor herkesin deli gibi paraya ihtiyacı var.
- Kaya Şahin
Kaya Bey, aslında Marketing Türkiye'nin ilgili sayısında başka arkadaşlardan da görüşler alınmış. Yazmaya üşendiğim için burada kısa alıntılar veremedim. Bence göz atmakta yarar var. Şimdi kaynağa ulaşamadığım için belki hakkıyla aktaramayabilirim, yine McLuhan'a göre propagandanın etkili olabilmesi için muhatapların belirli bir bilgi düzeyine sahip olmaları gerekir. Mesela bir Afrika yerlisine propaganda vız gelir, tırıs gider. İşte bu bilgiler arasında sanırım "korku" bilgileri de vardır. Yani propagandaya veya "korku pazarlaması"na muhatap olan insanların obsesif olmaları değil, "bilgi"li olmaları gerekiyor.
- A. Selim Tuncer
Selim bey Marketing Türkiye'nin ilgili sayısında siz,İsmail ve Güven Bey dıışındakiler konudan oldukça uzaklar . Derginin genelinde de fazla bir şey yok zaman ve paraya kendi hesabıma yazık oluyor...Zaten Marketing İstanbul Fuarları da inanılmaz sönük geçiyor ya bıktılar ya da yetersizler. Neyse Pazarlamada Korku dürtüsünden yararlanmaya gelince obsesifi kasıtlı yazdım.Ama ses gelmeyince üstüne gideyim diyorum. Mcluhanın Mesaj kitabını aldım benim genel değerlendirme anlayışımla ne kadar örtüşecek bilmiyorum ama çok etkileyici olduğu açık. Ben pazarlamada bilinç bilgilerinden ziyade bilinçdışı bilglerinin daha etkili olduğuna inanırım inanırım. Yani doğum öncesi kodlanmış bilgileri kişinin satınalma kararlarını verdirir çoğunlukla ,tabi bana göre . Dolayısyla obsesif takıntılar bir uç olmakla beraber bir göstergedir de aynı zamanda.Somut gerçekliklerde takıntılarda olağan üstü çağrışımlara sebeb olabilir. Mesela şeftaliden irkilme gibi.
- Kaya Şahin
Korku da genelde bir takıntıdır zaten. Çoğu zaman bilinçli baktığınızda korkacak bir şey olmadığını anlarsınız. Ama kişinin bilinçli düşünceyle baktığı olaylar oldukça azdır. Ve gün boyu korkular yönetir insanları.Sabahtan akşama kadar korkarak yaşarsınız ve bunu normal bilinçli bir hal olduğunu sanırsınız. Bir tek o da zaman zaman rüyalarında özgür kalır insan orda da gerçeküstü bilinç hakim.Yani Coca Cola korkulara seslenmiyor mu. Sergio New Coke ile ne güzel anladı. Herkes eski içeceğini geri istedi .Halbuki çok daha iyi düşünülmüş bir tasarımdı New Coke.
- Kaya Şahin
Bence Marketing Türkiye'nin hakkını yemeyelim. Bakın, konuyu gündeme getirerek bizim burada yararlı tartışmalar yapmamıza da vesile oluyor. Tabii ki, sonuç itibariyle MT'nin yaklaşımı daha popüler düzeydedir, bir bilimsel makale dergisi olmadığına göre popüler olmak da zorundadır. Marketing Türkiye'nin, meselenin altını çizmesi ve bazı uzmanlardan görüş alarak tartışmaya açması görevini ifa etmesi açısından yeterli...
- A. Selim Tuncer
Hadi üşenmeyip ufak ufak bazı kısa alıntılar yapayım: "Toplumda yükselen her korku beraberinde yeni bir sektör de oluşturuyor. Yirminci yüzyılın ortalarında problem haline gelmeye başlayan ancak nedense geçtiğimiz iki-üç yıl içinde medyanın fark ettiği küresel ısınma bile arttık çok ciddi bir pazarlama tool’u. Küresel ısınma korkusuyla oluşan yeşil ürünler sektörü artık milyar dolarların konuşulduğu devasa bir pazar. 'Yeşil' ürünü olmayan, pazarlamasında küresel ısınmayı kullanmayan büyük marka yok gibi… Ancak hakkını teslim etmek lazım! Herhalde hiçbir marka siyasetçiler kadar yararlanmıyordur korku kültüründen. Amerika’nın 11 Eylül saldırısıyla keşfettiği korku stratejisini Türkiye’deki siyasi partilerin çok daha önceden keşfettiğini biliyoruz. Kimi siyasi partilerin iletişim stratejilerini yalnızca korkularımız üzerine kurduğu ortada. Düşünün bir; 'Bölünme ve terör korkusu' ortadan kalktığında MHP’nin elinde ne kalırdı? Ya da 'şeriat korkusu' olmadan CHP ne kadar oy alabilirdi?"
- A. Selim Tuncer
Psikiyatrist Yazar Dr. Cem Mumcu da olguyu "topyekun ahlaksızlık" olarak tanımlamış. Şöyle diyor: “Etik sorumluluğu önce bilimden, sanattan, düşünsel alanlardan, güya etik savunucularından, medyadan, topluma hizmetle görevlendirilmiş kurum ve kuruluşlardan, sivil toplum örgütlerinden, yazarlardan, siyasetten, sosyal devletten beklemek durumundayız. Onlar bu işte fena halde batmış durumdayken pazarlamacıdan ‘korku’ konusunda etik olmalarını nasıl bekleriz?"
- A. Selim Tuncer
9/11, korkuyla yönetmenin artık tarih olduğuna inanmaya başladığımız bir zamanda geldi, ve herşeyi altüst etti... Öteki korkusu (zenofobi) da en başat korku haline geldi. Korku bence bir teknoloji... Bir ötekileştirme teknolojisi...
- Ozgur Uckan
Cem Mumcu'yu nedense sevmem. Psikiyatriyle, özellikle de popüler psikiyatriyle başım pek hoş değil. Gerçi bu alıntıda olaya psikoloji açısından değil de ahlak açısından yaklaşmış. Ama pazarlamacının neden diğerlerinden daha masum olduğunu yine de anlamadım. Hatta pazarlamacının sosyal etkisi diğerlerinden daha doğrudan ve derinden gittiğine göre, sorumluluğu daha fazla bile olabilir...
- Ozgur Uckan
Galiba bir tek Murat Paker'i diğer psikiyartlardan ayrı tutuyorum. Öteki korkusu hakkında iyi saptamaları var. Mesela: "Benim dışımdaki herkes benim için ötekidir. “Biz” diye gördüğüm toplumsal gruplar varsa bu grupların dışındaki gruplar bizim grup için ötekidir. Yani bireysel düzeyde de toplumsal düzeyde de “öteki” hep vardır, var olacaktır. Mesele, ötekinin varlığı değil, ben/biz olarak tanımladığımız şeyle öteki arasındaki sınırların ne kadar katı veya geçişken olduğunda yatıyor. Eğer ben/biz katı/otoriter bir şekilde kurulmuşsa, özgüven yoksunluğu yaşıyorsa, öteki saydıklarıyla arasında hiç bir ortak insani zemin varsaymıyorsa, kendi içindeki öteki konumlarının ya da potansiyellerinin farkında değilse ya da onları inkar etme ihtiyacındaysa, öteki, yani benden/bizden farklı olan, beni/bizi de etkileşim içinde geliştirebilecek bir zenginlik olarak görülmez, onun yerine derinden derine teğelleri zar zor tuttuğu sezinlenen beni/bizi bozacak bir tehdit unsuru olarak görülür. Bu durumda en hafif tepki öteki sayılanla hiç bir anlamlı ilişki kurmamak, onu merak etmemek, ondan ayrı ve uzak durmaktır. Daha ağır bir tepki, ötekini kendimize benzetmeye çalışmak, farklılıklarını inkar etmek, asimile etmeye çalışmaktır. En ağır tepki ise ötekini “tehlikeli düşman” olarak kodlayıp saldırganlaşarak yok etmeye çalışmaktır. Bu tepkilerin hepsi en genel anlamıyla zenofobik eksende yer alırlar. Tehdit algısı ve buna yönelik tepki dozu ağırlaştıkça psikolojik/sembolik şiddetten açık/fiziksel şiddete doğru bir geçiş görülür. Zenofobiyi genel anlamda “öteki korkusu” diye tanımlarsak, Türkiye’de her rengiyle bol miktarda bulunduğunu ve biraz önce bahsettiğim değişik tepki türlerinin hepsiyle her gün karşılaştığımızı, sosyo-politik hayatımızın bu anlamda zenofobik bir cendere içinde eyleştiğini söyleyebilirim. " (Murat Paker ile Söyleşi: Öteki Korkusu, http://www.birikimdergisi.com/birikim...)
- Ozgur Uckan
"Bir kavramsallaştırma karşıtı kişinin her şeyden daha fazla korktuğu şey felsefenin esaslarıdır (özellikle de etiğin esasları). Onları anlamak ve uygulamak uzun bir kavramsal zincir gerektirir, fakat o, beynini bu zincirin ilk halkalarından sonraki halkalarına ulaşabilme yeteneğinden mahrum bırakmıştır. Eğer onun sahip olduğunu söylediği inançlara karşı çıkılırsa, bilincinin bir sis içinde kaybolduğunu hisseder. Bu yüzden yabancılardan korkar. 'Yabancılar' kelimesi ona köyünün, kasabasının veya çetesinin sınırları ötesindeki, onun 'kurallarıyla' yaşamayan tüm insanların dünyası anlamına gelir. Yabancıların kendisi için neden ölümcül bir tehdit olduğunu ve neden içini çaresiz dehşet duygularıyla doldurduklarını bilmez. Tehdit varlıklarla ilgili değildir, psiko-epistemolojiktir: Bunlarla başa çıkmak, onun kendi 'kurallarının' üstüne çıkmasını, soyut prensipler seviyesine çıkmasını gerektirir. O ise, buna kalkışmaktansa ölmeyi tercih eder. 'Yabancılara karşı korunma' onun ait olduğu gruba bağlanmaktan -aynen bir sürü hayvanı gibi- beklediği faydadır. Karşılığında, grubunun ondan istediği şey, grubun kurallarına itaattir. Ve o bunlara uymaya dünden razıdır: Çünkü bu kurallar onu soyut düşüncenin dehşetinden 'koruyan şey'dir. Bu kurallar kim tarafından konmuştur? Teoride, gelenekler tarafından. Aslında, hasbelkader o grubun liderleri olmuş kişiler tarafından; o kişinin zihninde ise bu kurallar onun bilmek zorunda olmadığı sırları bilenler tarafından konulmuştur. Dolaysıyla, böyle bir insanın varlığını sürdürmesi, fikirlerin yerine 'insanların' konmasına ve insan yapımı olanın metafiziksel olanın üstünde tutulmasına bağlıdır. Metafiziksel konular onun kavramasının ötesindedir, fakat insan yapımı kurallar onu psikolojik ve varoluşsal olarak bilinmeyenlerden koruyan mutlaklardır. Eğer başı derde girerse, grup onu kurtarmaya gelir; kişi grubun yardımını kazanmak zorunda değildir, bu yardım ona otomatikman verilir. Bu onun kendi faziletlerinin, kusurlarının veya hatalarının güvenilmez lütfunun değil, onun gruba ait olması gerçeğinin sonucudur." (İhtiyacımız Olan Felsefe, Ayn Rand)
- A. Selim Tuncer
Halkın sürüye ait bir hayvan gibi en büyük korkusunun kavrayamamak değil gurubundan kopmamak olduğunu söylemiş Ayn Rand. Çok da güzel söylemiş .Din,siyaset ve pazarlama da zaten hep bu korkunun üzerine gidiyor.
- Kaya Şahin