Sign in or Join FriendFeed
FriendFeed is the easiest way to share online. Learn more »
A. Selim Tuncer
Markalaşma yaygarası ülkeye çok zarar veriyor | Prof. Dr. Arman Kırım - http://www.turkiyegazetesi.com/makaled...
"Geçtiğimiz hafta bir gayrimenkul derneği başkanı demeç veriyor: 'Daha fazla yatırımcı çekebilmek için İstanbul’u markalaştırmamız gerekir.' Bir konferansta yılın marka ödülü İstanbul şehrine veriliyor. Güzel bir şehrimiz, şehirlerinin 'marka stratejisini' belirlemek ve kent markalarını konumlamak için danışmanlık şirketlerine yönelik ihale açıyor. Marka, marka, marka. Sanırsın her derde deva Lokman Hekim. Bu 'markalaşalım' yaygarası son yıllarda aldı başını gidiyor. Şirketleri markalaştırma kesmedi, şimdi de şehirler markalaştırılmaya çalışılıyor. Üstelik bilen, bilmeyen herkes markalaşma konuşuyor. Hiç kuşkum yok, kahvehanelerde bile pişti arasında markalaşma konusu tartışılıyordur. 'Abi, Türkiye’yi markalaştırmaktan başka çare yok.' Markalaşma konusu bir zamanların şu ulusal ortak çözüm sloganına dönüştü: 'Sallandıracaksın Taksim’in orta yerinde üç adam, bak memleket meseleleri o zaman nasıl çözülür.' Ama yılların tecrübesi bizleri, idam cezasını kaldırma akıllılığına ve sağduyusuna yöneltti. Benim için ‘markalaşalım’ söylemiyle ‘Taksim’ söylemi arasında pek fazla bir fark yok. İkisi de tamamen popülist, bilimsel kökeni olmayan ve toplumsal gelişimin erişmiş olduğu aşamanın seviyesini dikkate almadan ortaya atılan iddialar. Markalaşma söylemi, 2008 dünya ekonomik krizi sonrasındaki Türkiye ekonomisi için artık çok tehlikeli bir söylem olmaya başladı. Bu söylem, Türkiye’nin önümüzdeki 10 ila 15 yıldaki ekonomik kalkınmasını doğru yönden saptırma tehlikesi taşıyan çok yanlış bir söylem. Büyük veya küçük, mevcut şirketlerimizin asıl yönlenmesi gereken ‘innovasyon /yenilikçilik’ ve ‘yeni girişimcilik’ ufuklarını kapatan bir söylem." - A. Selim Tuncer
"Bunları söylediğim için çok fazla insanı kızdıracağımı biliyorum. ABD’nin 28’inci başkanı Woodrow Wilson’un dediği gibi: 'Eğer düşman kazanmak istiyorsan, bir şeyleri değiştirmeye çalış.' Ama ne yapayım, ben bir bilim adamıyım, doğru gördüklerimi ve doğru bildiklerimi söylemekle yükümlüyüm. Bazen söylediklerim kendimin bile hoşuna gitmeyebilir, çünkü belki daha önceki tezlerimle çelişebilir. Ama ne yapabilirim, bir bilim adamı doğru bildiği neyse onu söylemek zorundadır. Hep birilerinin ayağına basmaktan çekinerek yaşarsak, bu ülke yararına radikal fikirleri nasıl ortaya koyabiliriz?" - A. Selim Tuncer
"Bakın, hiç dolanmadan açık ve net söylüyorum: Türkiye’nin önümüzdeki 15 yıl içinde en önemli derdi, mevcut işsizlerle önümüzdeki yıllarda piyasalara çığ gibi katılacak olan yeni genç işsizlerimize iş olanakları yaratabilmektir. Ülkemizin bundan daha büyük bir ekonomik sorunu yoktur. O nedenle toplumun düşünce ve politika üretebilen her kesimi bundan böyle harıl harıl bu soruna çözüm üretmekle uğraşmalıdır. Bu sorunun cevabı da kesinlikle ve garantili olarak söylüyorum, markalaşma falan değildir. Hele dünya markası olmak hiç değildir. Bunlar masaldır, bunlar kolaycılıktır, bunlar doğru değildir." - A. Selim Tuncer
Arman Hoca, gerçekten de tartışılacak şeyler söylüyor. Ben bu duruma "yamulan kavramlardan tiksinme sendromu" diyorum. Ali Saydam'ın "imaj"a takması gibi... - A. Selim Tuncer
Hocam ,Türkiye de marka kavraminin cok konusulmasi ( kaldi ki cok konusuldugunu da düsünmüyorum) bence tehlikeli bir durum degil.Henüz yeni basladik bunlari irdelemeye.Markalasma söylemi ne kadar konusulursa, inovasyon da ayni derecede ilgi cekecektir. - Sahin.Toprak
Güven Borça, Arman Kırım'ın "Krizden nasıl çıkarız?" adlı kitabı için bir şeyler yazmıştı: http://www.markam.biz/index... - A. Selim Tuncer
doğru söylüyor. ben buna bir de 'insan'dan marka olamayacağını, yani hem 'insan' hem 'marka' olunamayacağını da eklemek isterim.. - kedikumu
Bir marka yaratmak, aslında bir kavram yaratmaktır. (http://selimtuncer.blogspot.com/2009...) Kavramlaştıramadığımız hiçbir girişim, hiçbir yatırım, hiçbir inovasyon işe yaramaz. Bir iş modelinin sadece B2B kanallarda veya çok dar segmentlerde kavramlaşması onun marka olmadığı anlamına gelmez. Her markanın kendince bir kitlesi vardır. Belli ki Arman Hoca, kimi durumlarda gerçekten de bir yaygaraya dönüşen markalaşma muhabbetleri ile kendi arasına bir mesafe koyma derdinde... Bu çözüm mü? Bence değil. Tam tersine üstüne gitmek gerekir diye düşünüyorum. Tabii samimiysek... Altı boş markalama çabaları için bu türden salvolara kimse bir şey diyemez. Fakat markalaşmanın tümüyle altı boş bir faaliyet olduğunu söylemek de büyük haksızlık olur. "Elma ağacı" diye bir kavram yaratmak istiyorsanız, o ağacın "elma"sız olmasını düşünemezsiniz. "Elma"sız "elma ağacı" kavramı yaratmak isterseniz yine sonuç alamazsınız. Tam tersine, elmalarla dolu bir "elma ağacı"nız varsa ve ve bunu "elma ağacı" diye kavramlaştırmadıysanız, ya oturur elmaları kendiniz yersiniz ya eşe dosta dağıtırsınız ya da semt pazarında yok pahasına satıp kurtulursunuz. (Hoca meseleyi epeyce vulgarize ettiği için ben de öyle yaptım.) :) - A. Selim Tuncer
Arman Hoca'yı haklı çıkarmak için elinden geleni yapanlar da yok değil! Taze bir olay: http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi... - A. Selim Tuncer
@A. Selim Tuncer; konu ile ilgili Ali Saydam'ın yazısı - http://ff.im/dhSGs - Mustafa Duran
Amerika 1492'de keşfedilmiş :) - Yasemin Sungur
Türkiye'nin sorununun işsizlik olduğuna katılıyorum. Ama markalaşmayı da yanlış bulmuyorum. Çağımızda ticari metanın ismini koyan ve yaşatan o metanın satışından en çok payı alıyor. M.Serdar Kuzuloğlu'nun feed'inde 300 dolarlık iPod'u üreten Çinlilere sadece 2-3 dolar kalırken Apple 80 dolar kazandığını anlatan bir doküman var, okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim. Nike gibi markalarda üretime hiç girmeden sadece pazarlama aktiviteleri ile çok büyük paralar kazanıyorlar. Bence işsizliğin çaresi yenilikçi ürün/hizmet veya iş modeli yaratabilmekle olacaktır. Bunun sürekliliği de ancak markalaşma ile gelir. Aksi takdirde taşeron olmak ve en kolay gözden çıkarılabilir taraf olmak zorunda kalırsınız. Ülkenin markalaşmasına gelince, o da bu rüzgardan payını almış bir olgu kanımca. Her derde deva olmasa da zararı da yok bence. Viyana'nın aslen Prag veya Bratislava'dan pek farkı olmadığı halde çok daha fazla turist çekmesini başka nasıl açıklayabilirsiniz? - buraki
Türkiye’nin, sorunlarının çözümünde “Elinde çekiç olan tüm sorunları çivi olarak görür.” vecizesine uygun olarak davrandığını söyleyebilir miyiz? Evet. Yıllardır memleketi yöneten kalkınmacı partiler, mühendisler ve yönetimde ortaklığı bir türlü bırakmayan askerlerin ellerindeki çözüm araçlarının neler olduğu Türk eğitim sistemininin gelişim süreci ve bu sistemin yetiştirdiği insan kaynağının formasyonundan bellidir. Türk ekonomisinin de neden bu kadar üretim odaklı, fabrikaperest, fuarsever, hacimlere ve büyüklüklere bu kadar takıntılı olduğunun cevabı bence burada gizlidir. “Soft power” yerine “hard power”, zeka yerine kurnazlık, ikna yerine iddia, iletişim yerine propaganda, birey yerine kitle, insan gibi çalışmak yerine ölümüne çalışmak, pazarlama yerine satış, adil ve serbest rekabet yerine münhasırlık anlaşmaları, eşdüzeyli ilişki yerine tahakküm, özgünlük yerine taklit, soyut yerine somuta neden bu kadar meraklı olduğumuzu da cevaplıyor bu... Hemen şunu söyleyeyim; ne mühendisler ne doktorlar ne de askerlerdir bunun sorumluları... Bu nedenle, çeşitli mesleklere ve meslek erbabına yönelik bir itham asla söz konusu değildir; uçmamızı engelleyen şey, ikinci kanadın olmamasıdır. http://selimtuncer.blogspot.com/2009... - A. Selim Tuncer
Arman Kırım'ın derdini tam olarak anlayamadım. Kavram çorbası yapmış: bir taraftan ''markalaşma'' çok zararlı diyor, asıl sorun işssizlik diyor ve çözüm olarak ''innovasyon /yenilikçilik'' diyor. ''City Marketing'' tam olarak ne anlamamış diye düşünüyorum. Bunun dışında genel anlamda ''Marketing'' bilgisine şüpheyle bakıyorum. - Yusuf Arslan
"Şunu bilmeliyiz ki, ister bir ülke ister bir ürün ister bir kişi olsun, markalaşma hedefi her şeyden önce bir gelecek tasavvuru kurmak demektir." http://selimtuncer.blogspot.com/2009... - A. Selim Tuncer
Arman Hoca, daha önce de "Marka sizi kurtarmaz" demişti: http://ff.im/bFvvd - A. Selim Tuncer
Üretime dayalı sektörler ve çalışanlar olmazsa ve bu sektörler için AR-GE yapan personeller olmazsa, sadece hizmet sektöründen beslenen bir ekonomu ile ayakta duramayacağımızı düşünüyorum.Eğitimli garsonlar tabiki hepimizin bu sektörde hizmet alan herkesi rahatlatır ama bizde teknolaji üretebilsek( tüm sektörler yeniliklerle kendi içinde bir üretim sürecine girebilir)ve iyi paralara satıp, almak istediğimizi üretim değilde satış tarafında duran sektörlerden dilediğimizce alsak...hatta har vurup harman savursak daha kolay olur bu ...ne zamanki tüketmeyi değil üretmeyi öğretebilirsek çocuklarıza ve bunu insana kattığı hazzı hissettirirebilirsek onlara üreten ve ürettiği için satın alabilen konumuna geçeriz..o anda markalaşmamak mümkün olmayacaktır zaten. Çünkü doğru aşamalardan geçmiş ürün alıcısını bulur ve zaten gizli bir markalaşma süreci başlar... Arman hoca bence piyasanın kalbini biliyor ve yaşıyor ve tespitleri çook doğru - Zeynep Yilmaz Tascı
her gün en az iki üç kişi ile karşılaşıyorum marka yapalım... etiket yapmayı marka yapmak zanneden insanlar var buu ülkede... ürün yok isim var nasıl işleyeceği belli değil... duymuş marka olalım iyide nasıl...bi üret ürettiğini gör bakalım ne yapıyorsun... derlerki bodozlama dalıyorlar duymuşlar bi sözcük ve ardinda bi sürü girişimci ve yanlış noktadan başlayanlar...son hüsran.. atelyeden iş çıkmadı kumaş çekti... yok arabın zevki rusa uymaz...orta ölçekli ve altındakiler böyle dağınık.. ve ben diyorum ki dağınık demek bile kelimeyeye hakaret dağılmak için bile fikir ve eylem gerekir.. Arman hocada bu kesimden bahsediyor bence, nacizane:) fikriyat ve fiiliyat lazım bu memlekete - Zeynep Yilmaz Tascı
Hocam, bu işlerden anlamayan, üstelik en kazmatöründen bir sıradan vatandaş olarak bir şey dememi mazur görürseniz, ben de şunu demek isterim: Babam bana Bursa taraflarında bir kasabadaki mobilyacılarla dolu bir yerin isimini söylemişti şimdi unuttum. Dedi ki bizim komşu köylü Doğan ailesinin çocukları, ki şimdi yaşlı adamlar tabii (babam babalarını tanırmış, bizim köyün hemen dibindeki İskender Köy'ün kahvehanecisiymiş), önce tesadüfen oranın bir mobilya şirketinin bayiliğini almış. Sonra bakmışlar bu işte para var, kendi şirketlerini kurmuşlar. Sonra ötekilerin beceremediği markalaşmayı başarıp Doğtaş mobilyayı meydana getirmişler. Böyle nedenlerle ve bir de tanınan bir markanın insanlara güven aşıladığı hakikat-i âşikârından dolayı ben de markalaşmanın lüzumuna inanıyorum. - Onbaşıların Uğur
Tabii, Arman Hoca'ya soracak olsak Doğtaş'ın "iş modeli" üzerine vurgu yapacaktır. Doğrudur da... Ancak, iş modelini de markanın/markalamanın bir parçası olarak görmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Bu iş modelinin tüketici algısında yerini alması da bunun eseri değil midir? Hatta şunu bile söyleyebilirim ki, bugün Doğtaş'ın yaşadığı bazı sorunların kaynağı da markalama konusundaki stratejik hatalarıdır. Doğtaş isminden başlayarak... - A. Selim Tuncer
Bugün inşaatçı bir işadamı dostumla havadan sudan konuşurken şöyle bir hikaye anlattı: Kendisinin mutfakçı bir dostu varmış. Dediğine göre işine çok özenen bu mutfakçı dostunun ürettiği mutfaklar rakiplerine göre çok kaliteli olduğu gibi, fiyatları da kalitesine göre epeyce makulmüş. Bu mutfakçı, arkadaşımın tamamlanmak üzere olan iki yüz konutluk site inşaatı için teklif vermiş. Hatta bir daireye ısrarla prototip bir mutfak da kurmuş. Haliyle teklif tutarı da dost işi olmuş. Fakat inşaatçı arkadaşım teklifi kabul etmemiş ve başka bir mutfakçıyla anlaşmış. Hem kalitesine hem tasarımlarına hem de fiyatlarına güvenen mutfak üretecisi bu duruma çok bozulmuş tabii... Arkadaşıma sormuş: "Gittin, piyasanın en kazıkçı mutfakçısıyla anlaştın. Benim ürünümden daha mı kaliteli?" Cevap: "Hayır!" Soru: "Peki, daha mı şık?" Cevap: "Hayır!" Soru: "Daha mı ekonomik?" Cevap: "Hayır!" Soru: "Öyleyse niye?" Arkadaşımın cevabı: "O mutfak markasıyla anlaşmamın tek nedeni var, dairelerimi daha hızlı satıyorum. Bu nedenle de fiyat bana ucuz bile geliyor. Ama kendi evime mutfak yaptırırken senden şaşmam." - A. Selim Tuncer
Niye suçlu arıyoruz ki Tuğçe? - A. Selim Tuncer
Bunu buraya bağlamak lazım: Marka sizi kurtarmaz http://ff.im/bFvvd - A. Selim Tuncer
Diğer taraftan bakacak olursakta inovasyonu kurumumuzun özü haline getirmek verimliliğimizi düşürecek gereksiz efor ve zaman kaybınada neden olabilir. Önemli olan Markanın varoluş nedenini hedeflediği kitlenin algısında bire bir yaratmak için yapılan her aksiyondur bence. Mühim olan kendin olmak,kendini farklı kılan marka özünü bilerek net olarak belirleyip karar vererek yola koyulmaktır.İnovasyon core değerinizi desteklediği sürece anlamlıdır.Arman hocanın inovatif yaklaşım modellerinde bir dayanağının olmaması sizin fikirlerinizin geldiği ve gittiği yeri bilmeden havada uçusan fikirler olması anlamına geliyor ki buda Türk usul - Burak Çakır
Algılarda istediğimiz şekilde yer almayan olgular (inovasyon, girişim, yatırım, ürün, hizmet veya her neyse) hiçbir anlam ifade etmez. Markalaşmak olguyu algıya çevirebilmektir aynı zamanda... Ben buna kavram yaratmak diyorum. Kavramsallaşayamayan olgular ise yok hükmündedir. The Brand Age'in Ocak sayısındaki yazımı "Yamulan kavramlardan tiksinme sendromu ve marka..." başlığı altında bu konuya ayırdım. Şubat'ta da devam edeceğim. - A. Selim Tuncer
Yorumları henüz okumadım, ama şimdilik şunu söyleyebilirim: Arman Kırım kendisini yeniden boyayıp satmaya çalışıyor... :) Kendince "farklılaşmaya" yönelik bir "marka stratejisi" izliyor diyelim... Mor ya da yeşil, inek inektir! :))) - Ozgur Uckan
Arman Kırım'ın inovasyonu da özünden saptırıp, popülarize edip kendi markalaşma stratejisine kurban ettiğini düşünüyorum üstelik. Ne yapayım? :))) - Ozgur Uckan
Selim Hoca, aslında sorunu "sistem tasarımı"nda doğru tespit etmişsin: "Yıllardır memleketi yöneten kalkınmacı partiler, mühendisler ve yönetimde ortaklığı bir türlü bırakmayan askerlerin ellerindeki çözüm araçlarının neler olduğu Türk eğitim sistemininin gelişim süreci ve bu sistemin yetiştirdiği insan kaynağının formasyonundan bellidir. Türk ekonomisinin de neden bu kadar üretim odaklı, fabrikaperest, fuarsever, hacimlere ve büyüklüklere bu kadar takıntılı olduğunun cevabı bence burada gizlidir. “Soft power” yerine “hard power”, zeka yerine kurnazlık, ikna yerine iddia, iletişim yerine propaganda, birey yerine kitle, insan gibi çalışmak yerine ölümüne çalışmak, pazarlama yerine satış, adil ve serbest rekabet yerine münhasırlık anlaşmaları, eşdüzeyli ilişki yerine tahakküm, özgünlük yerine taklit, soyut yerine somuta neden bu kadar meraklı olduğumuzu da cevaplıyor bu.." - Ozgur Uckan
Ayrıca, iş modelinin markalaşmanın bir parçası olduğunu zaten bilen bilir. Kırım boş konuşuyor. İnovasyon da "hızla ekonomik faydaya çevrilebilir yenilik" olduğuna göre, kitle algısını bu yeniliğe talep yaratacak hale getirecek pazarlama ve markalaşma stratejileri olmadan nasıl ekonomik fayda üreteceksiniz. İnovasyonla Ar-Ge'yi karıştırmamak lazım. - Ozgur Uckan
Arman Kırım’ın bugüne kadar el attığı kavramlar; süreç yönetimi, CRM, mor inek – farklılaşma (bir dönem etrafımızı inekler sarmıştı!?!), büyüme ve şimdi de marka. Hepsi ile ilgili kitapları mevcut. (marka hariç, onla ilgili de yakında yazar sanırım!). Kısacası kavram öğüten biri olarak değerlendirmekte yarar var. Bu durumdan iyi prim yaptığı da bir gerçek. Bu da Türkiye gerçeği. Kavramları seviyoruz:) - Mustafa Duran
İşsizliğe gelince... Yapısal işsizliğin çözümü ne inovasyondur ne de markalaşma. Tek çözüm sistemik reformlardır. Eğitimden başlayarak makro ve mikro ekonomide, öncü sektörlerde, bilim-teknolojide vb. birbiriyle uyumlu kapsamlı reformlar yapmaktır. İnovasyon ve markalaşma, bilgi ekonomisi ve bilgi toplumu hedefleri kapsamında bu reformların vizyonunun bir parçası olabilir ancak... - Ozgur Uckan
Bir de gurmeliği var. Onu unutmuşum:))) - Mustafa Duran
Kent ekonomisinin bir parçası olarak markalaşma, özellikle yaratıcı endüstriler ve inovasyonun kümelenme stratejileri doğrultusunda, emlak-arsa-şebeke dinamikleri yeniden yapılandırılarak geliştirilen akıllı kentsel büyüme stratejilerinin bir parçası artık. Kırım'ın kent-marka ilişkisini bu çok katmanlı yapısında düşündüğünü hiç sanmıyorum... - Ozgur Uckan
Ben bir de "bilim adamı" söylemine tutuldum :))) - Ozgur Uckan
Katkılar için teşekkür ederim. Ben hedef kitle genişliğini göz önünde bulundurarak bazı pazarlama terminolojisinin popülerleştirilmesine itiraz etmiyorum. Nitekim Godin'den feyz alan Kırım, kırk yıllık farklılaşma stratejisini "mor inek" olarak bizim memlekette de yaygınlaştırmıştı. Ama bunu yaparken başka bir şeyi yıkmıyordu. Kendisine de söylemiştim, siz mor inekle farklılaşmayı farklılaştırdınız diye... http://selimtuncer.blogspot.com/2005... Şimdi ise Ali Saydam'ın "imaj"a, Martin Lindstrom'ın "logo"ya yaptığını Arman Kırım da "marka"ya yapıyor. - A. Selim Tuncer
İyi ya işte kısa yoldan kendilerini farklılaştırıyorlar. Ama saldırdıkları şeylerin dallı budaklı sistemler olduğunu unutmuş görünüyorlar. Ben bunu, zamanımızın fast-food söylem merakını tatmin çabasıyla açıklıyorum. Aslında kendileri de farkında bu saldırının "eleştiri" olmadığının. Kötü markalaşma stratejileri... - Ozgur Uckan
Yıllar önce kendisini TRT 2'de bir açık öğretim programında ders verirken tanımış ve hayranlıkla dinlemiştim. Dersinin konusu ise "marka"ydı. :))) - A. Selim Tuncer
Özgür Hocam, ben de işte bu "kısa yoldan" yöntemine acayip takıyorum yani... - A. Selim Tuncer
Aynen... Ama "iş yapıyor" işte. Kısa sürüyor, ama olsun. Bizim kültürel coğrafyamıza pek uygun! - Ozgur Uckan
Zaten kısa sürdüğünün farkında Arman Hoca. O yüzden kavramdan kavrama koşmuyor mu?:) - Mustafa Duran
Mustafa Duran, bu iyiydi :) - Ozgur Uckan
Ben de bunlara kendi çapımda itirazı "iş" edindim kendime... :) Saydam, Lindstrom ve Kırım... Aslında her üçünün de değer verdiğim epeyce niteliği var, ama ne yapayım? - A. Selim Tuncer
@Ozgur Uckan; teşekkür. @A. Selim Tuncer; güzel bir iş edindiniz, yanınızdayım, hem de zevkle:) - Mustafa Duran
Mustafa Hocam, Kırım'daki bu koşuşturma bu kez fazla sırıttı sanki... :) Destek için teşekkürler bu arada... - A. Selim Tuncer
Dediğim gibi bir kişi 10 - 15 kitap yazıp, hepsinde farklı kavramları ele alıyorsa; ya çok zeki, ya çok uyanıkya da Türkiye'nin şartlarını çok iyi kullanan biridir... - Mustafa Duran
Bir yönüyle Lindstrom da aynı kefede Kaya Şahin. Hatta bu kefeye sokacağım başka çok isim var ama, etkileri zayıf olduğu için üstünde durmaya değmez. - A. Selim Tuncer
Son olarak, tahminime göre yakında "Sosyal Medya"ya el atacak. Bu potansiyeli eminim kaçırmak istemez:))) Herkese iyi geceler... - Mustafa Duran
Bir bakalım: İmaj, marka, logo... bunlar sistemik yapılar. Birbirileriyle ve elbette başka kavramlarla da ilişkililer. İnovasyon da böyle sistemik bir yapı. Sosyo-ekonomik bağlamları içinde anlam taşırlar. Cımbızla kenara çekip, olumsuz kullanımlardan bir derleme yapıp her şeye saldırabilirsiniz. Ama "işlemez". Kavramlar işler oysa. Tıkır tıkır. Eleştiri, bu işlerlikteki düzensizliklere odaklanmalı. Toptancılık göz boyamakla eşdeğer. Bu arada Kırım'ın buradaki şartları akıllıca kullandığını düşünüyordum, ama galiba bu kez baltayı taşa vurdu. :) İyi geceler. - Ozgur Uckan
Bu iddiaya bir de "işsizliğin giderilmesi" gibi dramatik bir sos katınca iş hepten çetrefilleşiyor. İşsizlik sorununa inovasyonda kendince zirve yapmış ülkeler de çözüm aramıyor mu? Tamam, Türkiye'deki işsizlik sorunu bu ülkelerle mukayese edilemez, ama tek başına inovasyonun bu sorunu çözeceğini de iddia edemeyiz herhalde... İnsan kaynağına daha da az ihtiyaç duyan inovasyonlar geliştirilirse ne olacak peki? :))) - A. Selim Tuncer
Yıl 2010 olmuş Taksim'de ki yılbaşı kutlamaları "Geleneksel Turist Kadın Parmaklama ve Taciz Festivali" haline dönüşmüşse, ne markası, ne şehri falan diyesi geliyor insanın. Geçen gün yurt dışından gelen misafirim uçak parası kadar taksi parası ödemiş işte size marka. Eğer içeriğiniz iyi değilse, vitrinin, logonun, reklamların değişmesi kandırmacadır. İyi bir helva yapabilmek için iyi bir malzemeniz olacak. Kaçınız Alman malı varken Türk markası alırsınız ? - Pasha
Bence "Ali Saydam'ın "imaj"a, Martin Lindstrom'ın "logo"ya yaptığını Arman Kırım da "marka"ya yapıyor" demek şu aşamada mümkün değil. (Kitap yayınlarsa yeniden tartışırız.) Arman Kırım "marka"ya değil, sadece "Türkiye'nin markalaştırılmasına yapıyor" diyebiliriz bence... - Uğur Özmen
Uğur Hocam, umarım dediğin gibidir, ama pek öyle görünmüyor. Arman Hoca'nın konuyla ilgili ilk yazısını da okumanı öneririm. http://www.turkiyegazetesi.com/makaled... - A. Selim Tuncer
Demek ki ben Arman Kırım'ın yazısını yanlış yorumluyorum. "Marka olmaya değil, farklı / yenilikçi iş modeli geliştirmeye odaklanın. Onu yapınca zaten marka olursunuz" diye okuyorum yazıyı. Son sözü de "Eskimiş iş modellerini markalaştırmaya kalkmak, yangına körükle oksijen vermekten başka hiçbir işe yaramaz." bunu vurguluyor bana göre... Yukarıdaki Pasha'nın söylemi gibi... - Uğur Özmen
Uğur Hocam, meseleyi doğru sergilemek gerekmez miydi? Hayır, farklı/yenilikçi iş modeli geliştirmeye odaklanınca zaten marka olmayabilirsiniz. Ama marka olmaya niyetlendiğinizde zaten farklı ve yenilikçi iş modellerine, hatta daha fazlasına ihtiyacınız olduğunu fark edebilirsiniz. Sektörüne göre belki de ihtiyaç duymazsınız. Peki sen olsan meseleyi böyle mi ortaya koyardın? Mesela "markalaşma yaygarası" mı derdin, "markalaşma yaygaracıları" mı? "Bakın adamlar markalaşmıştı, ama yine de battılar." diye hiç de mantıklı olmayan delillerle mi savunurdun tezini? Pasha'nın söylemi, başlarda da söylediğim gibi kavramın yamulmasından kaynaklanıyor. Buna hak vermemek mümkün değil, ama üslubu böyle kurgulayınca hedef tahtasındakinin "markalama" mı yoksa "markalayamama" mı olduğu anlaşılmıyor ki! Eğer dediğin gibi anlayacaksak sorun yok. Ama üslup sorunu olduğu kesin. - A. Selim Tuncer
Selim usta... Uslup seçiminde sorun olduğuna katılıyorum. Ben öyle yazmazdım. (aslında "mutlaka marka olmaya çalışmadan önce yapılması gereken birşeyler var" diye yazmayı da düşünüyordum. Senin bazı yazılarını da referans göstererek. Gitti bizim fırsat.) Ben sadece kendi anladığım şeklini ortaya koydum. - Uğur Özmen
Bence fırsat tam da şimdi doğdu. Hadi! :) - A. Selim Tuncer
Uslup dışında, Arman Kırım'ın Türkiye için yazdıklarının büyük kısmına katılıyorum. Kurumların patronlarının da reklam ajansına "bizi marka yapın" diye gelmesi üzerine yazacaktım. (Bu konuda sende daha çok malzeme vardır.) Artık bir araştırma yazısı gibi yapmalı ki, Arman Kırım'dan esinlenmiş olmayalım. Yoksa, "mor inek / akıllı mor inek" sarmalında kalmak istemem. - Uğur Özmen
Katılmamak ne mümkün Uğur Hocam, ama Arman Kırım gibi bir ismin üslubuna dikkat etmemesi daha vahim sorunlar, ciddi algılama hataları doğrurur. Gerçi ben, üsluptan öte bir sorun hissetmiyor değilim, ama en azından burası bir anlaşma zemini... :) Haklısın, "Yahu hele dur bi, ne reklamı?" dediğim için gidip başkasının kucağına oturanlar örnek olarak yeter sana... :) - A. Selim Tuncer
Kaya Şahin, ne güzel yazmışsın. - A. Selim Tuncer
Her zaman yaz inşallah! :))) - A. Selim Tuncer
The Brand Age, Ocak 2010 yazım: Yamulan kavramlardan tiksinme sendromu ve marka... http://ff.im/eDlAx - A. Selim Tuncer
En iyi bildiğiniz sözcüğü sesli şekilde 40 defa arka arkaya tekrarlayın, bir süre sonra anlamını yitirerek manasız bir söz öbeğine dönüşür. En sevdiğiniz yönetmenin 40 filmini arka arkaya seyredin, nefret etmeye başlarsınız. Herkes markalaşma konusundan bahsetmeye başlarsa, bir süre sonra bu durum öküz damgalamayı andırmaya başlayacaktır doğal olarak... Ancak ustalarımızın markalaşmanın değerini ve önemini Türk iş dünyasına ancak 20 yılda anlatabildiğini düşününce, inovasyon fikrinin yeşermesini beklemek benim torunlarıma nasip olacakmış gibi görünüyor bazen. Sadece on yıl önce herhangi bir ekonomik kriz alarmında ilk olarak reklam bütçelerinin ortadan kaldırıldığını hatırlarsak, insanin içinden bu kadarına bile şükretmek geliyor. En azından reklamın markanın ruhu ve yaşam enerjisi olduğunu kabul eden bir kitle var artık karşımızda :) - nothingelse11
Ayrıca bu yorumumun ardından yarın bana kızacak arkadaşlar olabilir ama kusura bakmasınlar, ben bu gece kıt zekamla kavram öğüten "bir bilim adamını" eleştireceğim :) Anladığım kadarıyla sayın hocamız, daha önce geliştirdiği tezlerin tersine giderek, kişisel "markasını" değerinin azaldığına inandığı "markalama" olgusundan farklı bir noktaya konumlayabilmek için "inovatif" bir çözüm geliştirmiş ve bu duruma dikkat çekebilmek adına otobana ters yönden girmeyi tercih etmiş. Böylece sahip olduğu öncülük ve üstün öngörü yeteneklerinin "karşıdan gelenler" tarafından takdir ve sempati ile benimseneceğini düşünmüş, ancak baltayı taşa vurmakta gecikmemiş. Zira hocamız “markalaşma yaygarası ülkeye çok zarar veriyor” diye buyururken, markalaşmanın bir gereksinim, inovasyon sürecinin ise bir ayrışma unsuru, yani kendi deyişiyle “mor inek” olmanın reçetesi olduğunu bir an için gözden kaçırmış. Hatta daha da ileri giderek inovasyon ile arge faaliyetlerini de aynı potada eritmiş. - nothingelse11
Ardından şehirlerin markalaşmasının önemli olmadığını, altyapı yatırımları ve teşvikler ile markaların yer almak isteyeceği cazibe merkezlerine dönüştürülmelerinin yeterli olduğunu belirterek iki satır yukarıda yazdıkları ile çelişmiş. “Markalaşma içi boş bir kavramsa, cazibe merkezi yaratma teoriniz neden markaların iştirakine gereksinim duyuyor sayın hocam?” diye sorma ihtimalimizi de, herhalde bizleri de “mor inek” olarak gördüğünden dikkate almamış. Üstelik hocamız tüm stratejisini popülist tavırdan uzaklaşmak için radikal yaklaşımın gerekliliği üzerine kurarak günah çıkarırken, yazısını okutabilmek adına Lokman hekim ve kahve kültürüne değinmeden edememiş. Hatta bütün dünyada tanınan Türk markaları yaratabilmek için çeyrek asırdır tüm bilgi ve enerjisini bu uğurda harcayan eğitimci meslektaşlarının çabasını da küçümsemiş. - nothingelse11
Hocamızın bu tezi neticesinde, Borsan Kablo gibi inovatif ve karlı, fakat herhangi bir marka değerine sahip olmayan şirketler ortaya çıkarak, Tanju ve Rıdvan’lı muhteşem bir reklam filmi (?) eşliğinde çuvalla para dağıtıp kendilerinden bahsettirebileceklerini düşünmüşler. Böylelikle hocamız istemeden de olsa, markalaşmanın ne kadar değerli olduğunun altını bir kere daha net bir şekilde çizdiğiyle kalmış. Kısacası sayın hocamın bu çıkışı çığır açmak yerine, Nevşehir dolaylarında epey uzun yıllar önce yaşamış, benzer sıfatlı başka bir duayenin radikal eylemine denk düşmüş. Aradaki ilişkiyi kurmak ta değerli okuyucuların takdirine kalmış… :) - nothingelse11