"Gördüğünüz gibi, 1915 yılında Coca Cola’nın şişesi Lindstrom’ın tavsiye üzerine tasarlanmış değil. Louis Vuitton’ın kahverengi deri çanta kabında da, Tiffany’nin mavi kutusunda da, McDonald’s’ın M’sinde de, Silk Cut’ın mavi ipeğinde de, Marlboro’nun kovboylarında da onun bir katkısı yok. Bugünlerde “Hay Allah razı olsun şu Martin’den, markamızı parçaladı da refaha erdik!” diyen kimse de yok. Onun görüşleri, olguları sistematize ve bildiklerimizin önemli bir kısmını konfirme ediyor ki, tabii az bir şey değil bu..."
- A. Selim Tuncer
Valla ellerinize saglık. Uzun bir yazı ama okumama degdi.
- tulin k. ünaldı
Tşk. Daha uzun olması gerekirdi, ama sizi düşündüm :)))
- A. Selim Tuncer
Lindstrom’un “Markanızı parçalayın” ya da “Logonuzu öldürme vakti geldi” diyerek ifade ettiği yaklaşım, yeni bir iletişim kuramı falan değil, düpedüz bir “kampanya sloganı” aslında... Tüketiciye yönelik değil de, iletişim profesyonellerine yönelik “kampanya sloganı” olur mu? Eğer yeni kitabınızı ve onunla birlikte yıllardır devam eden devasa araştırma yatırımını bir paket olarak pazarlamak amacındaysanız, iletişim profesyonellerine yönelik “kampanya sloganı” da pekala olur... :) Lindstrom’u hiçbir zaman ciddi bir kuramcı / bir teorisyen olarak görmedim. Kendisi gayet usta bir “hikaye anlatıcısı” bence, yıllardır zaten bilinenleri henüz yeni yeni araştırılanlarla birleştirip sanki gelecekten haberler veriyormuş gibi anlatan gayet usta bir “içerik pazarlamacısı”... Son derece zor ve saygıdeğer bir iş yaptığını biliyorum tabii, fakat kendisini bir “bilimadamı / teorisyen / iletişim kuramcısı” gibi sunmasını (ve öyle algılanmasına izin vermesini) doğru bulmuyorum sadece... Kitaplarında yazdıkları, yanlıştır demiyorum, herkesin bildiği birtakım gerçeklerin üzerine henüz kanıtlanmamış hipotezleri ekleyerek yaratılmış göz alıcı bir derleme / sunumdan ibarettir diyorum: Popüler kültür ve bilimsel bilgi arasında “muhabbetten geçilmeyen” köprüler kuran bir tür moderatördür kendileri... :) Yani “Markanızı parçalayın” ya da “Logonuzu öldürme vakti geldi” sloganını duyunca, biz iletişimciler olarak şu ana kadar yaptıklarımızdan farklı bir şey yapmamız gerekmiyor, çok isterseniz gidip bir Lindstrom kitabı satın alabilirsiniz, o başka... :)
- Melih Cılga
Martin Lindstrom’ın da içinde bulunduğu birkaç tane "pazarlama ustası" (?) bence "5 - 6 sayfalık kitaplar" yazmakta... Sonra bu yazıyı oradan örnekler, buradan destekler ile kitap kalınlığına ulaştırmakta... Bunun da bir ustalık olduğunu kabul ediyorum.
- Uğur Özmen
Hah, ben de onu diyorum işte üstatlar! Siz benden daha iyi anlattınız. Burası zaten böyle de, ben bu hayranlıklar karşısında hayretler ediyorum. Yoksa kötü bi'adam değil kendileri:)))
- A. Selim Tuncer
Bu arada, Lindstrom’un hakkını teslim etmemiz gereken önemli noktalar var: Klasik pazar araştırmalarında tüketicilerin anket sorularına verdikleri cevapların ne kadar “doğru” ve “güvenilir” olduğu problemi yıllardır karşımızda dururken, çözüm olarak fMRi yöntemiyle nöron hareketlerinin takip edilmesini gündeme taşıması... Ya da “Descartes’ Error” kitabını yazan Antonio Damasio diye bir nöroloji uzmanının “somatic marker” hipotezine reklam ve iletişim dünyasından yeni kanıtlar araması vs, kuşkusuz çok güzel hareketler bunlar... :) Ayrıca başta Millward Brown ve WPP Grubu olmak üzere, Fortune 500 listesindeki bazı vizyoner şirketleri neuro-marketing gibi “egzantrik” konulara yatırım yapmaya ikna etmesi de önemli bir başarı... Fakat tüm bu gerçekler, yukarıdaki eleştirilerimi geçersiz kılmıyor... :)
- Melih Cılga
Türkiye’deki “Buyology tanıtım kampanyası” kapsamında Alamet ekolünün ve bu ekolün müritlerinin sergilediği abartılı “hayranlık” performansı, acaba yalnızca Buyology’ye özgü münferit bir olay mı, yoksa birkaç yıldır başka örneklerini de seyrettiğimiz başarılı bir PR stratejisinin en taze tezahürü mü, diye düşünmek lazım belki de... Örneğin, mutlaka hatırlayanlar olacaktır, Cola Turka lansmanı sırasında Serdar Erener ortaya “pozitif milliyetçilik” diye bir kavram atmıştı: Her türlü entelektüel geyik muhabbetini temel gıda maddesi olarak görenler de hemen balıklama atlamıştı... Bu tuhaf “pozitif milliyetçilik” meselesi, o başarılı lansmanın arkasında mutlaka “derin ideolojik temeller” (!) bulmak zorunda olduğuna kendini inandırmış birtakım “büyük Türk düşünürü” tarafından birkaç ay boyunca köşe yazılarında ciddi ciddi tartışıldıktan sonra (yani görevini tamamladıktan sonra) unutulup gitmişti.. :) Merak ediyorum aslında, o “pozitif” mesaj da tıpkı bugünkü “Logonuzu öldürme vakti” gibi, yine tüketiciye değil iletişim profesyonellerine yönelik “kampanya sloganı” kategorisinde ortaya atılmış bir PR mesajıydı belki de... Kim bilir?.. :)
- Melih Cılga
Melih Bey, mevcut araştırma yöntemlerinin yetersizlikleriyle ilgili eleştiriler arttıkça bu tür arayışlar da devam edecektir elbette. Bu, bildiğim kadarıyla sadece Lindstrom'ın ilgi alanında değildir, dünyada epeyce ekol ve okul bu konuyu kafaya takmış ve hepsi de kendince birtakım çıkış yolları bulmuştur diyebiliriz. Her ne kadar etik yanı tartışılsa bile, nörolojik araştırmalar da bu kapsamdadır: Tüketici eğilimlerini kesine yakın ölçülerde saptamak... Lindstrom'ın yaptığı, aynen dediğiniz gibi, bunun "kampanya"sında gösterdiği başarıdır. Dünyada "popüler bilim" gibi "popüler pazarlama" diye de bir şey var. Ki ben bunu ne küçümser ne de yabana atarım. Çünkü pazarlamanın hedef kitlesi akademisyenler değil, aksine akademik dünyaya epeyce yabancı olan işadamları falandır. Hatta bunu, akademisyen olmamamın avantajını kullanarak kendimce ben de yapıyorum. Uğur Hoca'nın da işaret ettiği kişiler, aslında çok iyi bir şekilde "pazarlamanın pazarlamasını" yapanlardır. Bu ustalğı da takdir etmek gerekir.
- A. Selim Tuncer
Hatta bu kişilerden pazarlama profesyonelleri de istifade edebilirler. Tabii ki pazarlama iletişimcileri de... Ama tuhaf olan, şapkaları havalara fırlatarak “Tamam işte, meğer biz hiçbir bok bilmiyormuşuz. Martin geldi, bizi hidayete erdirdi!" gibi sevinç çığlıkları atmaktır. Oysa, çok şey biliyoruz. Zaten benim gözlemleyebildiğim kadarıyla Lindstrom'ın araştırmalarının çoğu olguların tasdiki anlamı taşıyor. Bu da epeyce şey bildiğimizi, hatta epeyce şey yaptığımızı gösteriyor aslında... Yazımda da söz ettiğim gibi Lindstrom'ın tüm örneklerini başarılarını kanıtlamış, üstünde defalarca tezler falan yapılarak başarılarının arkasındaki gerçekler didik didik edilmiş markalar oluşturuyor. Hatta diğerlerininkini de!
- A. Selim Tuncer
Bu arada, şu pozitif milliyetçilik fikrinin asıl babası kimdir, bilir misiniz? Said Nursi!.. "Müspet fikr-i milliyet" ve "menfi fikr-i milliyet" diye bir ayrımı var. Tabii, bugünkü anlamıyla milliyetçilik ideolojiktir. Oysa onun tanımları dini... Zaten "müspet fikr-i milliyet", "pozitif milliyet fikri" şeklinde tercüme edilebilir. "Fikr-i milliyet" ile "milliyetçilik" aynı şey değildir. "Milliyetçilik" tam olarak "nationalism"in karşılığıdır. Bu nedenle ideolojik olarak milliyetçi olanlar için milliyetçilik zaten pozitiftir, karşıtları için ise negatif:)))
- A. Selim Tuncer
Martin Lindstrom'ın, şu meşhur logo araştırmasıyla ilgili ayrıntılı bilgisi olan var mı?
- A. Selim Tuncer
selim bey bahsettiğiniz konular lindstorm'un duyular ve markalar kitabından sanırım ? eğer oyleyse kitabın sonunda Millward Brown'ın yöneticilerinden arastırma hakkında bir kac sayfalık genel bilgi yazısı var
- Murat Gök
Hayır, Lindstrom o kitapta "Logonuzu öldürmenin zamanı geldi." diyor, ama ben "Deneklere çeşitli logolar gösterdim, hiçbirinin nöronları bu logoları iplemedi!" şeklinde bir araştırmadan söz ettiğini hatırlamıyorum. Belki de ben atlamışımdır.
- A. Selim Tuncer
Bu arada şunu da söyleyelim: Melih Bey'in dediği gibi "Logonuzu öldürmenin zamanı geldi." sloganının altında, son cümle olarak Lindstrom, "Her unsur logonun kendisi kadar can alıcı bir işleve sahiptir." diyor. Bu yargıyla beraber "logonun öldürülmesi" tavsiyesi boşluğa düşüyor tabii! "Slogan" iyi bir tanımlama oldu:) Sloganın üstüne balıklama atlayan da boşluğa düşmüş oluyor böylece! Gerçi ben, logonun diğer unsurlardan hiyerarşik olarak daha önde olduğunu ve marka sembolleri arasında farklı bir fonksiyon icra ettiğini söylüyorum ama, Lindstrom da logonun diğer unsurlar kadar önemli olduğunu ifade ediyor, tersinden okuyunca... Yani "logonuzu öldürün" değil, "tek başına logonun hakimiyetini öldürün" demiş oluyor.
- A. Selim Tuncer
Bir solukta okudum yine yazınızı, elinize sağlık, sonraki tartışmalar da çok bilgilendirici olmuş. Biraz popüler olmuş birilerinin dediğini kabul etmede ve diyen kişiden daha fazla sahiplenmede üstümüze yok sanırım:)) Oysaki Selim abi'nin irdelediği gibi biraz irdelense akla bir çok soru gelebilir.
- Serbay Arda Ayzit
Mediacat'in Tasarım ekindeki Serdar Erener'in yazısı, önyargı ve yanlışlarla dolu, çoğu bilgi saptırılmış bir şekilde yanlı aktarılıyor.. Konuyu takip edenler eminim yazılanları okumuşlardır. Buna göre; markamızı parçalayarak, mesela renk gibi bir öğeyi de sahiplenerek logo olmadan markamızı ön plana çıkarabiliriz. İyi de bu yeni bir şey değil ki, 80 sonu 90 başı meşhur sir söz vardı "ambalajı renk satar"... 20-30 yıl önce bilinen şeyler unutulmuş ve şimdi hiç yoklarmış da hatta biz hiç bilmiyormuşuz da gibi bir hava çizilerek kendi logo iştahsızlıklarına, mantıklarına kılıf dikiyorlar. Buna benzer birçok örnek var yazıda. Mesela yine Erener diyor ki "Size beyinle ilgili gerçek bilginin ne kadar yeni olduğunu bir örnekte izah edeyim: Bize hep duyguyla aklın zıt kutuplan olduğu öğretildi. Plato, Descarts, Freud vs. hep aynı hikayeyi anlattılar. Sadece 20 yıl evvel ortaya çıktı ki, akıl duygusuz bir hiç!..." Oysa Türkçe'ye de çevrilen önemli biliminsanı Rudolf Arnheim, "Görsel Düşünme" kitabı 1969 yılında yayımlamıştır. Ve bu kitabın adının görsel algı olmamasının nedeni duygu ile aklın birleştiği, bu nedenle de görsel düşünme olarak bu birleşimin anlatılması gerektiği üzerine kuruludur. Anlaşılan Erener'in yazısında saydığı onca kitaba rağmen bu kitaptan haberi yok... Kitapta bolca renk üzerinden, tasarım ürünleri üzerinden örnekler de vardır. Kaldı ki, üniversitelerin bırakın reklamcılık üzerine bölümleri, tasarım üzerine bölümlerde de marka anlatılırken tek bileşeninin logo olmadığı birçok kavramın bileşiminden oluştuğu ve hepsinin ayrı ayrı önemli olduğu anlatılır... Sonuç olarak demem o ki; Alametifarika tayfası, Üstad Selim Tuncer'in yazısına yorum yazanların da belirttiği gibi zaten bilinen şeyleri, sanki ilk kendileri söylüyormuş gibi ya da bu bilgiler yeni bulunmuş gibi, kişiselleştirerek, okuyanları da aptal yerine koyarak çok yanlı bir şekilde ve saptırarak ele almışlar.... Şunu kabul etmek gerek, Erener vb. kişiler reklamcılık sektörünün tepesindeki...
more...
- Ömer Durmaz
Teşekkürler Ömer Hocam, tartışmaya asıl sizin gibi grafik tasarım usta ve hocalarının dahil olması lazım. Alın bu yükü üstümden. :) İlk okuduğumda Erener'in yazısı doğrusu benim de tepkimi çekti ve yukarıdaki yazıyı kaleme aldım. Ama sonuçta onunki gelip geçici bir hoşluk olarak kalacak. Oysa bu fikri, dozunu gittikçe artırarak savunmaya devam eden Lindstrom. Nitekim, sanki buradaki tartışmaları duymuş gibi, The Brand Age'in Temmuz 2009 sayısında köşesini bu konuya ayırdı ve daha önce “Her unsur logonun kendisi kadar can alıcı bir işleve sahiptir.” diyerek, aslında logonun da can alıcı bir işleve sahip olduğunu zımnen kabul ederken, şimdi “Logo henüz ölmedi, ama günlerinin sayılı olduğunu söyleyebilirim.” diyor. Ağustos sayısındaki köşemde ilgili yazısını cevapladım. Dergi yöneticileri yazımı İngilizce'ye çevirip kendisine göndereceklerini bildirdiler. Ben de, kendisine karşı kaleme alınmış bir eleştiri yazısından haberdar olmasının ve eğer isterse görüşlerini savunmasının hakkı olduğunu söyledim. Yani kısaca demem odur ki, Erener önemli değil, asıl Lindstrom'la ilgilenmek lazım. Çok sevgiler.
- A. Selim Tuncer
Bu arada, The Brand Age yöneticilerinden aldığım bilgiye göre, yazıma gelen tepkilerin bir kısmı benim sonuna kadar haklı olduğumu, kimi Lindstrom'ın görüşlerini iyi anlamadığımı, kimi de Lindstrom'ın haklı olduğunu ifade ediyormuş.
- A. Selim Tuncer
Üstadım, kendi adıma konuya biraz da MediaCat'in söz konusu tasarım ekinin editoryal kurgusundan rahatsızlık duyduğum için yaklaştım, Erener'in üzerine de sanırım ondan fazla gittim, sonuçta reklam yazarı kökenli bir reklamcı ve yazdığının temelde tasarımla da alakası yok ama tasarım ekinde... Öte yandan haklısınız, Lindstorm'un düşüncelerine yoğunlaşmak gerek... Yeni kurulan üniversiteler, yerel seçimler sonrası değişen belediyeler ardı ardına logo yarışması açıyor; çalıntı çıkan ama dereceye girmiş işler mi ararsınız, ödüle layık eser bulunamadı diye açıklamalar mı... Yani daha bu ülkede kaç kişi düzgün logo yapabiliyor ki, bu konuda Türkiye ne zaman bir doyuma ulaştı ki, şimdi logoyu yerle yeksan edelim!? Bu tartışmanın kendisi başından beri saçma ve gereksiz, ama tartışmaya açanlar tanınmış kişiler olunca, saçma sorulara mantıklı yanıtlar vermeye çalışırken kendini buluyor insan :)
- Ömer Durmaz
Hocam, sonunda Erener de Lindstrom'ın görüşlerini kendi üslubuyla savunuyor. Orada asıl hayretler içinde kalınacak şey, Erener'in kimi eski görüşleri yeniymiş gibi hayretler içinde aktarıyor olmasıdır. Ama bu şaşkınlığa odaklanırken, asıl odağı kaçırmayalım diyorum.
- A. Selim Tuncer
Haklısınız, teşekkürler tekrar bu güzel yazı için...
- Ömer Durmaz