Meslek itibari ile sık sık aile ve çocuk eğitimi konulu konferans ve seminerlerde esniyoruz, şey pardon, eğitiliyoruz. Geçenlerde yine yanımıza yastık niyetine taşıdığımız birkaç kitap ve çantamızı alp koyulduk yola. Uzman psikolojik danışman dr. Fatih Kalkınç gelecek dediler, okuldaki bütün öğretmen arkadaşları toplayıp aşağı indirdiler. Diğer arkadaşları bilmem ama ben yine o sıkıcı ve içimizdeki balonları konferans boyunca şişirip şişirip konferanstan iki saat sonra patlatacak konuşmalardan birine daha gideceğim için hazırlıklıydım. Dedim ya kalın birkaç kitap başım altına, bir yumuşak şal da dizlerim üstüne. Rahat uyumak için! Neyse efendim. Doktor bey içeri girdi sebepsiz alkışlardan biri tam kopacaktı ki durdurdu milleti, lüzum yok dedi. Skor 1-0. Alkış meraklısı bir toplumda alkış istemediğini söyleyen bir uzman? Şaşırdım doğrusu. Seminer süresince zihnimi ayakta tutan değişik imgeler, ilginç örnekler, “bu sorun tıpkı benim a öğrencimin sorunu, şu da falanca arkadaşımın başına...
- kitaphaber
Tavsiye üzerine okuduğum “Göğü Delen Adam” isimli kitap 20. Yüzyılın başında basılmış. Yazıldığı dönemden itibaren büyük bir ilgi toplayıp bu günlere kadar okunmuş ve en son 7. basımıyla elimde bitirdiğim son kitaplardan biri... Kitap okurken bitirmekten öte bir şeyler vardır; gözlerinizin bir diğer sayfaya geçerken içinizde uyandırdığı merak duygusu. Bu duygu size kitabı sıkılmadan, farkına varmadığınız bir hız içerisinde bitirmenizi sağlar. Bana bu merak duygusunu uyandıran sebebe gelince kitapta kendisi Amerikalı bir yerli olup ayrıca kabile reisi olan Tuiavii’nin batılı insanların yaşamı ile ilgili yaptığı yorumlardır. Her yorumu okuduğunuzda yaşantısını normal olarak gördüğümüz batılı insanlarının, aslında doğaya ne kadar aykırı bir yaşam sürdürdüklerini anlarsınız. Yaptığı eleştirileri ayrı ayrı başlıklar içinde anlatması ise kitabı daha da cazip bir hale getirmiştir. Kitapta “papalagi” ismine sık sık rastlarsınız. “Papalagi”, yerlilerin konuştuğu samoa diline göre “göğü delen...
- kitaphaber
"Artık seni aramaktan vazgeçtim. Bunu bana "şiir" öğütledi. Yazdığım her şiirde, senin, Yeryüzünde bir karşılığının bulunmadığını, Şu sebepsiz sıkıntılar bize uğradıklarında Evsiz kalmasınlar diye bahane edilmiş bir imge Olduğunu, geç de olsa kavradım. O sıkıntılar hep gelecek ve biz onları, Aslında hiç olmayan sende ağırlayacağız. O sıkıntılar nereden mi gelecek Doyamadan terk ettiğimiz cennetten ve Yarım bırakılmış çocukluğumuzdan. Yani tam dünyaya atıldığımız yerin iki yakasından." Ali Ayçil, duru ve güzel bir şekilde sosyal realizm kokan ve alt kategorileri mevcut olan denemelerini bir arada topladığı ‘‘ceviz sandıkları ve para kasaları’’ adlı eserinde, eski toplumsal yaşamın/düzenin yeni toplumsal yaşama/düzene ayak uydurması arasındaki farka değinmiştir. Burada birçok ... Yazının Devamı » »
- kitaphaber
“Kitap bilgisi hâl bilgisine kolaylıkla dönmüyor.” Kalbinize kabul ettiğiniz her cümle içinde merhamet ve muhabbet taşıyan bir hediye kutusu gibidir. Kutuyu açmadan hediyenin aslına vakıf olmak zordur. Kutuyu açıp hediyeyle karşılaştıktan sonra onu tanımak ise daha zordur. Zira genelde hediyenin maddi ve şeklî nedenleriyle oyalanırken faili ve amaçsal nedenleri hep ıskalanır. Tam olarak nedeni bilinemez. Eksik bilinir. Her kitap da insan için özünde bir hediye kutusu gibidir. Süslenir kapağı özenle. Çekici bir duruma getirilir. Dikkatleri celbeder. Üzerine türlü kabartmalar uygulanır. Eliniz uzandığında dokunma duyunuzu tahrik eder. Eller kapakta kalır kitap okundukça. Eller kalpleri yener çoğu zaman. Arka kapakta yer alan ince bir paragraf ya da cümle ise, son darbedir okuyucuya, artık gel çığlığı… Bütün kitapları bir cümle bulmak için okuruz. Bir cümlede hayat bulmak için. Bir cümlede dirilmek ve diriltmek için. Bir cümlede kalbimizi görmek için. Kalbimizin kanayan yaralarına merhem...
- kitaphaber
Yüksek sesle hissedileni söyleyiniz. Cümle kendiliğinden gelecektir .(Ömer Seyfettin, Üslûbu İnşa sf. 20) Öykü yazımında başlangıç, son noktanın anahtarı gibidir. Gidilen yoldaki meşakkatleri aza indirmenin en önemli ipuçlarını verir ilk cümle. Giriş kapısı hükmündedir yazara göre. İstenilen sonuca ulaşmak için çalınan kapının doğruluğu kadar, nasıl çalındığı da önemlidir. Bu nedenle farklı giriş cümlelerini, türlü şekillerde kullanmıştır birçok yazar. Bu kitap, kalem elinde tetikte bekleyen amatör bir yazar için, her adımda sağ kulağına dostane bir üslupla eksiklerini fısıldayacak bilgilerle dolu. “İlk cümle” başlıklı bölümü öykünün, hangi cümleyle başlanırsa daha anlamlı ve dikkat çekici olabileceği bilgisini vermek amacıyla birkaç örneklendirme yapmış. Ve ardından bu bilgiye ilaveten Tarık Dursun K’nın ilk cümleyi günlerce bulamadığını eklemiş. İlk cümle nizamiye kapısıdır, öyküye oradan girilir. Öyküye giriş kadar öykü kahramanlarının kişilik ve adlarının da önemini ayrı bir...
- kitaphaber
Bana ne demekten vazgeç! Herkesin derdini de sevincini de paylaş. Herkes kimdir? Herkes dediğin: Sensin! Kitabın sahibinin engin tevâzuunu gösteren güzel, güzel olduğu kadar da manalı bir hikayesi vardır. 1942 yılında Sâmiha Ayverdi'nin İnsan ve Şeytan adlı romanı neşredilir. Hocası kendisinden bu kitabı imzalamasını ister. O da hemen kalemi kağıdın üstünde yürüterek, '' Taşı dile getiren Büyük Üstadıma '' diye yazar ve hocasına uzatır. Arkasından bu güzel ânın duygularını kitabın ilk parçası ile ifade eder ve artık mensur şiirlerinden birinin adı belli olmuştur. Dile Gelen Taş... Eser Aysel Yüksel'in yazarımıza ve kitaba dair bilgilerinin mevcut olduğu bir önsözle başlıyor. Akabinde kitaba ismini veren mensur şiir formatındaki dile gelen taş adlı yazının varlığı görüyoruz. Yine bu eserde de bir önceki tanıttığımız Hancı adlı kitabının içeriğiyle konular eşdeğer. Gerek anlatımlar, gerekse kitaba hâkim olan konular. Ki anlatımlar arasında geçen ve manası herke ... Yazının Devamı » »
- kitaphaber
Büyük bir merakla alıp okumaya başladığım ve bir solukta bitirdiğim ‘cennete otostop’, Adem Özköse tarafından 19 kişinin hidayet öyküleri üzerine yazılmış etkileyici bir kitap. 19 mühtedinin öyküleri farklı farklı; kimisi ünlü bir müzisyenken, kimisi papazken, kimisi dibine kadar günaha batmış bir gençken, kimisi misyonerken tanışmış İslam ile. Bu hikâyeleri okurken hidayeti farklı vesilelerle Allah’ın nasip ettiğini görüyoruz. Ve hemen En’am sûresi 125. ayet canlanıyor kafamızda; ‘Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslam’a açar, kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir.‘ Allah istediği müddetçe hidayet nasip oluyor ve bu hidayetlere birçok şeyi vesile kılıyor. 19 mühtedinin öykülerini okuduğumuzda ise hidayete vesile olan en büyük etkenin ‘Kur’an-ı Kerim‘ olduğunu görüyoruz. Devamında ‘Müslüman kimliği’, ‘tebliğ’ vs.. Kimisine arkadaş vesilesiyle, kimisine rüya vesilesiyle, kimisine...
- kitaphaber
Kadir Özköse’nin Sivas Kültür ve Sanat Evinde gerçekleştirmiş olduğu “mesnevi sohbetleri” konulu konferanslar dizisinin bir derlemesi olan bu kitap birçok mesnevi şarihinin yorumunu yazarın dilinden okuyucuya sunuyor. Mesnevi Hikayeleri dizisinin ikinci kitabı olan bu eser hayatını çengi çalarak gaflet içinde geçirip yaşlılığında yalnız ve çaresiz kalan, umutsuzluk içinde bir kabristana giderek bu kez de Allah için çengi çalmaya karar veren bir çengicinin hikayesini anlatıyor. Anlattığı bir hikaye değil esasında ömrü vefa edip yaşlılığa eren her gafil insanın başına geleni /terk edilişi ve en önemli gerçeği: ne olursa olsun her an yanında olacak tek varlığı hatırlatıyor. Şüphesiz ga ... Yazının Devamı » »
- kitaphaber
İbrahim Tenekeci kitaplarıyla karşılaşmam aklıma geldikçe acı hissederim. Okudukça hüzün… İlk aldığım kitabına attığım tarih, ikinci intifada… Gazze yararına yapılan bir kermeste, yarı fiyatına satılan kitaplar arasından seçtiğim rastgele kitaplardan biri: Uçuş Denemeleri… Kitabın kapağını açtığımda önüme çıkan ilk cümle: “Rabbim, sen olmasan kimin aklına gelirim ben?” gerisi yok… O güne dair tek satır hatırlamıyorum. İncecik bir kitap, içerisinde ne yok ki? Döne dolaşa okuyorum. Daha sonra İbrahim Tenekeci’nin şiirleri olduğunu öğrendiğimde, tutup ilk defa şiir kitabı aldım. Haşmet Babaoğ ... Yazının Devamı » »
- kitaphaber
Adı: Mosab Hassan Yousef; diğer bir deyişle Mus'ab Hasan Yusuf. 1978 Ramallah-Filistin doğumlu. Hamas'ın 7 kurucusundan biri olan Şeyh Hasan Yusuf'un büyük oğlu. Desteği, veliahdı, sırdaşı. Bu ilk kimliği.. Kod adı: Yeşil Prens. 1996'da yapılan teklifi kabul etmesinin ardından 10 yıl İsrail adına casusluk yapmış Şin Bet ajanı. Kaç intihar bombacısını ihbar eden, babasını korumak için (?!) hapse attıran ajan. Bu ikinci kimliği... Hamas'ın Oğlu. Yeni adı: Josef. Ortadoğulu bir öğreticinin verdiği İncil'de okuduğu "Düşmanını sev." parolasının aradığı şeyin ta kendisi olduğu inancıyla tanrısı İsa'nın iyi bir takipçisi olup, hıristiyan olarak Amerika'ya yerleşen ve kitabının sonunda da "İsa'ya imanını geliştirebilmesi için" dua isteyen bir hıristiyan. Bu da üçüncü kimliği... "Hamas'ın Oğlu" 3 inancın özgürce (daha doğrusu ikisinin hür diğerinin asker ve bombalarla kuşatılarak) yaşandığı kent Kudüs'de 3 ayrı inanca da bulaşmış bir adamın hayat hikayesini anlatıyor. Kitaptan edindiğimiz...
- kitaphaber
Kişisel gelişim insan hayatında düzenin ve istikrarın en iyi biçimde uygulanması anlamına geliyor. Yirminci yüzyılla birlikte gelen modern çağ insanı şehirleşme kültürüyle yaşamaya başlamıştır. Şehirleşme kültürü ise insan yaşamına etkilerini bir çok yönde göstermiştir. İntaharlar, boşanmalar, şiddetli geçimsizlik, savaşlar bunlardan sadece birkaçıdır. Aslında Kuran'ı Kerimde bunların yolu açık bir dille gösterilmiştir. Ancak günümüz insanı bir nevi popüler kültür haline gelen kişisel gelişim kitaplarına tapar olmuştur. Vedat Aydın ise bu sorunu Kuran'ı Kerim'in ışığında incelemiş ve bir çok aksaklık farketmiştir. Bulduğu yanlışlıklarıda bu kitapta toplamıştır. Kuran'ın ön gördüğü kişisel gelişim ana karnında başlar. Hamile olan bir annenin hamilelik döneminde yediğine içtiğine dikkat etmesi, haram lokma yiyerek karnındaki yavrusunun genlerine gayrı fıtri bir enerji yüklememesi, dinen hassasiyet gösterilmesi gereken bir husustur. (sf:11) Kitapta en çok dikkat çeken şey, kişisel...
- kitaphaber
Kitabın adından da belli olduğu gibi, rivayetlere dayanan din anlayışının, kültürlerin de içine girmesiyle doğruyu nasıl saptırdığını gösteren oldukça faydalı olacağını inandığım bir çalışmadır. Belki birçok tabuları yıkması sebebiyle eleştirilmeye müsait bir kitaptır. Çünkü rivayetlerle aktarılan birçok hadisin, Kur-an ile irtibatı ve aykırılığı gözler önüne serilmektedir. Çok titiz bir çalışmanın ürünü olan bu eserde, bir hadis düşmanlığı veya İslami geleneğe bir başkaldırı durumu söz konusu değildir. Fakat bizim dokunulmaz bildiğimiz birçok tabunun, dokunulduğunda nasıl elimizde kalacağını göstermesi açısından, önemlidir. Zira Kur-an’ı Kerim’in koruyuculuğunun bizzat Allah tarafından olması ve onun pratiğe konulması yönünde ise sünnetlerin yol gösterici olduğu şüphesizdir. Fakat günümüze kadar birçok kavim ve cemaatlerin de rivayetler vasıtasıyla bu dine bazı şeyler kattığı bir gerçektir. Bu kitapta özellikle bu gerçeği göz önüne alarak, bazı Hadis’lerin kaynağı araştırılmıştır....
- kitaphaber
“Kapılar açılmak içindir, çalanı olmayan bir kapının ne anlamı vardır?” İnsan bir kapıdır ömrü ilahisinde. Yaratılan her varlık bir kapı görevi görür kendi özünde. Kimi kapıların önünde bir ömür boyu beklenirken, kimileri ,benliğinde bir ses bile işitmeden önünden geçip gidenleri izlemek zorunda kalır. Dünya böyledir. Bazen insan, ömrünü kapı kapı dolaşmakla geçirir. Bazen de kapısını çalanları karşılamakla… Necmeddin Şahinler, Kapılar Kapanmadan isimli eserinde kapı metaforunu insan ömrüyle ilişkilendirerek, kalp lisanımızdaki dağarcığa, hitap etmek derdindedir. Kapsamlı bir şekilde olmasa da yer yer ulaşmıştır bu amacına. Yazar düşünce iklimlerinde okuru gezindirmek ümidiyle olsa gerek, her varlığa kapı üzerinden yüklediği anlamları, birçok başlığın altında vermiş eserde. Okudukça düşünüyorsunuz, sonra: “Ben hangi yolcuya açılacak bir kapıyım?” yahut “Ben hangi kapıları arşınlayacak bir insanım?” diye. Okurken insanın kendine sorular sorması iyidir. Diri tutar kalbi ve beyni....
- kitaphaber
Sivil itaatsizlik kavramı son zamanlarda sürekli duyulan, gittikçe kullanımı yaygınlaşan ve üzerinde bir hayli konuşulan konulardan biri haline geldi. Bu bağlamda ele alacağımız kitap Sivil İtaatsizliğin fikir babası olan ve bu kavramın ortaya atılmasını sağlayan ilk kişi Thoreau’dur. Ondan sonra sivil itaatsizlik denilince akla gelen ilk isimler: Gandhi, Rosa Parks ve Paul Lafarge’dir. Thoreau’nun Sivil itaatsizlik makalesiyle “aktivizm” temelinin ortaya atılması “ en iyi yönetim en az yönetendir” fikrine dayanarak bunu ilerletmiş ve “en iyi yönetme hiç yönetmeyendir” düşüncesine varmıştır. Thoreau sivil itaatsizlik kavramını ele alırken öncelikle yönetimi ele almış ve yönetimin nasıl olması gerektiğine dair kafa yorarak sivil itaatsizliğin zeminini oluşturmaya çalışmıştır. Onun yönetime dair fikrinin dayanak noktası olarak “çoğunluğun egemen olduğu bir yönetim hiçbir durumda doğruluk üstüne kurulamaz, insanların adaleti kavrayıp kaçınılmaz bulduğu durumda bile! İyi ile kötünün ne...
- kitaphaber
“Allah var. Büyük Allah var. Her şeyi görüyor, biliyor. Gördüğüne ve bildiğine inanıyorum. Gerisi laf u güzaf. Yapılacak tek şey tebessüm etmektir…” (kayseri cezaevi 1961) Kitabın hemen başında bu cümleler yer alıyor. Zamanında teselli ettiği, moral aşıladığı ahbabı gibi, şimdilerde yayımlanan, hayatını üzülmeden, içi sızlamadan okuyamayan bizleri teselli ediyor sanki. Hâlbuki bu satırları okuduğumda kitaba başlamamıştım. Kitabı bitirip başa döndüğümde, elimde mektup ve resimlerle vefa apartmanından ayrılan bendim sanki… Sadık Yalsızuçanların anı/roman olarak kaleme aldığı oldukça yalın bir kitap. Bahse konu olan merhum Tevfik İleri’nin hayatı o kadar sade ve edebi ki ilave bir kurgu istemiyor. Hemşinli Tevfik… Milli eğitim bakanlığı, ulaştırma ve bayındırlık bakanlığı yapmış, Yassıada’da yargılanıp idama mahkûm edilmiş bir bürokrat… İdam cezası ömür boyu hapse çevrilen, kanserin pençesinde kısa sürede mum gibi eriyen Tevfik ileri… Memleket aşkını derinden hissediyoruz. Ömrü boyunca...
- kitaphaber
İnternet üzerinden gitgide gelişen ve artan kültür-sanat, kitap, dergi v.s gibi yerlere yeni bir web sitesi daha dahil oldu. İnternet üzerinden yayıncılığın ne durumda olduğunu öğrenmek için bu web sitelerine inceleyerek bir sonuca varabiliriz. Yazılan yazıların matbu dergide değil de neden web sitesinde yayınlanıyor sorusu her zaman için yazarlarda bir soru işareti olmuştur. Dergilerdeki yazılarla, web sitelerindeki yazıları karşılaştırdığımız karşımıza çıkan ilk ve en önemli sonuç: yayınlanan yazıların web sitelerinde daha özgür olduğudur. Diğer bir katkısı da her zaman için web sitelerinde yayınlanan yazıların okunurluluk oranları dergilerden daha fazladır. Bu yüzden de internet üzerinden yayıncılığa başlayan ya da biraz daha eleştirel bir kelime kullanarak soyunan bir çok yer bir hayli artmış durumdadır. Okuyucu olarak bize düşen en büyük görevlerden biri kültür-sanat, kitap, dergi v.s gibi yayım yapan web sitelerine biraz eleştirel gözle bakıp hangisinin iyi hangisinin kötü...
- kitaphaber
Kalpleri değil kalemleri yorulan bir neslin, klavye başında ömür tükettiği yıllarda eline ilginç bir kitap düşer bir serüvenperestin. Kitabın ismini okuduğunda ilk olarak aklına yaklaşık yirmi yıl önce annesinin özenle diktiği; fakat ne hikmetse bir kolu koptuğu için ismi Çiğdem Bebek’likten unutulup “Sakat Bebek” olmuş bir oyuncak gelir. Israrla gösterilen şefkatle birlikte, yenisi değil, aynısı değil, başkası hiç değil, ille de O olmalıdır oyuncakların prensesi. Artık merhamete muhtaç olan bu bebek elden düşmemelidir, ekstra şefkatle ve özenle korunmalıdır, yaraları sarılmalıdır. Lâkin günlerden bir gün, dalgınlıkla divanın köşesinde unutulduğunda cayır cayır yanan sobaya atılıvermiştir bu yaşta psikolojisi bozulmasın diye küçük kızın. Bu acı anının hatırlanması ile istemsiz üç beş dakika duraksamanın ardından, esefle kitabın sayfaları açılır. Kitabı ödünç aldığım arkadaşım oyuncak tamirhanesi isimli yazı üzerine: “…bir miktar çelişki!” notunu almış, ben de hemen bir post-it...
- kitaphaber
Delilerin ve ölülerin sevebileceği bir yazarın kitabını okuyorsanız eğer; hele ki bir de “Bir Mabed Savaşçısı Cemil Meriç” se elinizde tuttuğunuz kitap, bir sonun başlangıcına gelmişsinizdir demektir. Sonun başlangıcı diyorum; çünkü Cündioğlu böylesi bir düşünür için “ilk sözün bir sona kavuşmayacağını ve her neslin kaçınılmaz olarak “ilk sözün” kendi sözünü söylemekle kalacağını” bilmekte ve bu sebepten ötürü de, vedayla başlamaktadır kitabına. El-Vedayla… Bu yüzden olsa gerek daha başlarken farklı bir öngörüyle yaklaşmış olduğumuz kitabın ilk sayfalarına; mütercim, mütefekkir ve münekkid Cemil Meriç ‘ten farklı bir savaşçı bulmayı arzulayarak başlıyoruz. Kendi göğünde tek yıldız olarak fildişi kulesinden bakan bir Meriç mesela… Öyle ya, farkındalıklar hep çizginin ötesindeyken yakalanır… Fakat çizginin karşısında olabilmek için de önce karşıda olabilmeyi göze almak gerekir. İşte “Bir Mabed Savaşçısı Cemil Meriç” kitabı da, karşı olmayı göze alan bir savaşçının hayatını ele...
- kitaphaber
Portakal kızım sadece ben Duran Çetin'in Portakal Kızım isimli romanının devamı niteliğindeki romanıdır. Romandaki karakterler değişmemiş ve bu romanında karakterleri aynı kişilerden oluşmaktadır. Kitabın akıcı üslubu ilk dikkat çekenler arasına girmektedir. Diğer dikkat çeken husus ise Duran Çetinin diğer kitaplarındada göze çarpan betimlemeleridir. Okuyucunun zihninde çok iyi bir şekilde canlandırmasını sağlamaktadır. Doğru ve yanlış ailelerin özelliklerini açık bir dille belirtilmektedir. Hakkına riayet etme konusunu ince ince işleyen yazar günümüz ailelerinden de örnekleriyle sunmaktadır. Aile yapılarının bozukluğunu çocuk terbiyesine dayandığını anlatan yazar, çocuk terbiyesini de nasıl yapılması gerektiğini göstermektedir. Ailelerin çöküş noktasını çocukların yetişme şekillerine dayanması ilginç gelebilir, ancak bir insan yedisinde neyse yetmişinde de öyle olur atasözü bize yoldaş olmaktadır. İslam dininin üzerine titrediği çocuk terbiyesi, günümüz şartlarında her ne kadar zor...
- kitaphaber
Coğrafik yapılar ile orda yaşayan insanlar arasında bir bağ oluşur ve bu bağın sonucunda medeniyet kavramı doğmuştur. İslam, hicretten sonra medeniyet oluşturma sürecine girmiş ve gün geçtikçe bu medeniyetin ürünü şehirler oluşmuştur. İslam şehirlerinin kuruluşları nedenleri ve tecrübeleri bakımından geleneksel olarak bazı gruplara ayrıştırılıp bu gruplar baz alınarak incelenirler. Kitabın önsözünde bahsedildiği gibi bu ayrıştırmalara kısaca değinecek olursak; 1. Müslümanlar tarafından planlı ve düzenli olarak inşa edilmiş kentler; Medine, Vasıt, Bağdat, Tahert’i örnek olarak verebiliriz. 2. Müslümanlar tarafından kurulmakla birlikte kutsal bir kült merkezli inşa edilen kentler; Kerbela, Necef, Meşhed, Mezar-ı Şerif bu gruba örnektir. 3. Müslümanlar tarafından askeri mülahazalarla kurulmuş kentler. 4. Müslümanlar tarafından fethedildikten sonra dizayn edilen kentler. Bu kentler kendilerine ait özelliklere sahip olmalarına rağmen Müslüman hakimiyetinden sonra İslam kentleri özelliğini...
- kitaphaber
Date i fiori ai ribelli vinti* [bir İtalyan halk şarkısından] Biz kendi ayaklarımızla çölü geçtiğimizde çölün tuzunu ayaklarımızdan dudaklarımıza kadar hisseden insanlarız. Hissederiz çünkü ayakkabılarımıza dolan çöl kumlarını metropollere, tünellere, bazilikalara, gökdelenlere taşırız. Ayakkabımızdaki kum nereli olduğumuzun göstergesidir. Bu kum bir kimliktir, modern dünyada sahip olunan bir çok kimlikten biri de taşıdığımız o toprağın nasıl ve nereye ait olduğunun açıklanmasıdır. Bugün sosyolojik kavramlarla açıklanan kimlik, etnisite insanın yazılı olmayan fakat bir ömür üzerinde taşıdığı yaftalardır. Etiketlerimizin konuştuğu bir dünyada kendi künhümüze cevval bir söz beslemişsek bizi aidiyet pasajında belirgin kılacak olan budur. Şair “yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır” demişse ait olduğumuz topraklarda yenilmenin kutsal bir anlama vurgu yaptığını da beyaz sayfalara yazmalıyız. Yengi, yenmek, yenilmek bütün kelimelerin kökündeki asıl maksat muradın insan üzerindeki...
- kitaphaber
Gürciyev Ve Gizli Üstatları: Sufizmi Kullanan Modern Akımlar - Whitall N. Perry, Rafael Lefort | Yakup Çak - http://www.kitaphaber.net/detay...
İnsanlık tarihinde, her zaman olağan üstü güçlerin ayrı bir gizemi vardır. Ve neredeyse bütün zamanlarda, büyücülük, sihirbazlık olagelmiştir. Günümüzde de sıklıkla duyduğumuz bu kavramların, ne kadar bilimsel olduğu hala gizemini korumaktadır. Bu silsile içinde, geçmişten günümüze gelen ve hala canlılığını koruyan bu konuların, daha çok zaman gündemde kalacağı da su götürmez bir gerçektir. Georgi Gürciyev’de büyücüler silsilesinin bir halkasını oluşturmaktadır. Öncelikle Georgi Gürciyev kimdir, bir tanıyalım. Georgi Gürciyev, kesin olarak bilinmemekle birlikte 1873–77 yılları arasında, o dönemde Rus İmparatorluğu’na bağlı Batı Azerbaycan’ın (günümüzde Ermenistan sınırları içindeki) Gümrü vilayetinde doğdu. Yunanlı bir baba ve Ermeni bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelen Georgi, bölgedeki gayrimüslimlere Gürcü denilmesinden dolayı Türkler (ve daha sonra Ortadoğu ve Orta Asya’daki tüm Müslümanlar) tarafından Gürcüzâde olarak adlandırılmış, Rus pasaportunda Gürciyev olarak...
- kitaphaber
“Dağların Sonuna Gittim; Arkadaşım Olmayan bir şey bulamadım” Şayenler, Kızılderili bir kabilenin yaşamlarının en ince detayına kadar anlatıldığı bir sosyolojik saha çalışmasıyla yapılan bir öyküdür. Bu çalışmadaki Şayenler; 1840-1860 periyodunun yerleşimci halk olarak topraklarını satın alma önceliğine sahip oldukları halde bu haktan mahrum edilen, Birleşik Devletler askerlerinin zorbalıkla kendilerine boyun eğmeye mahkum ettikleri, beyaz avcıların yaban sığırlarının kökünü henüz kadıdıkları yıllarda yaşayan Şayenler'e dayanmaz. Çalışmaya konu olan Şayenler henüz özgür ve göçebe avcı kültürüne adaptasyonların zirvesinde oldukları oldukları dönemde yaşayan Şayenler'dir. Bu nedenle kitap, “etnografik zaman” kavramıyla yazılmıştır. Bunun anlamı, anlatıların bugüne ait olmadıkları halde betimlemeli olarak şimdiki zaman dilimiyle anlatılmış olmasıdır. (önsözden) Şayenler, Mississipi nehrinin batısından, kayalık doğusuna kadar uzanan açık düzlüklerdeki geniş ovalarda yaşayan batı...
- kitaphaber
Yazan: Emrah Pehlevanoğlu Yazı Kaynağı: Zaman Kitap Eki “Begriffsgeschicten” ya da “kavramlar tarihi”. Hegel (1770-1831) kaynaklı olduğu varsayılan sözcüğün tarih yazıcılığı bağlamında yaygınlaştıran isimlerin başında ise Alman tarihçi Reinhart Koselleck (1923-2006) geliyor. “Adımlar” projesi kapsamında Atilla Dirim tarafından çevrilen, İletişim Yayınları’nın bastığı Kavramlar Tarihi, Politik ve Sosyal Dilin Semantiği ve Pragmatiği Üzerine Araştırmalar, Koselleck’in kavram [...]
- kitaphaber
Çok güzel kitap. Tavsiye ederim. Arada indirimlere falan da giriyor.
- ilkan
Yaşamak, kaybettiklerini kaybolduğun dünyanın dar sokakları arasında kaybedilen zamanların hüsranlığında aramak demekti. Bir yüze/ göze/ gönle sahip olduğunu hatırlayıp, zamanın geçmişliğini hayatın kalıbına pişmanlık olarak dökmekti. Yaşamak, kendini arama-bulma arasındaki ince bir çizgide var oluşunu anlamlandırma ameliyesiydi... Yaşamak hayatın Yusuf’u olduğunu fark etmektir Demirci’ye göre. Kıssaların en güzelini en güzel olman için anlatması ondandır. Düştüğün dünyanın, düşmekle birlikte düşürdüğün/düşürülen dünyanın kalkması için bir uyandırma busesidir bu kıssa. Bu yüzden züleyhanın aşkına kurban edilmemesi gerekir bu kıssanın. Aşk masallarının, hikâyelerinin konusu olmaktan çıkmalı, düşürüldüğü derin uykudan uyandırılmalı Yusuf kıssası. U/yanmalı, yakmalı, akmalı yeniden... “Ya esefâ!” gam ve kederin berrak sularında yıkanmaya varım çığlığı... “Ya esefâ!” gam ve kederin kuşatıcı yangınına girmeye hazırım çığlığı... “Ya esefâ!” gam ve kederin Yusuf’a uyanmasına ben de uyanmaya...
- kitaphaber
Varlığın içinden çıkamadığı en girift konuların başında gelir. İnsanın bir şekilde inandığı fakat anlam dünyasında netleştiremediği bir konu. Hakkında bilginin çok olduğu lakin doğru bilginin az olduğu bir alan. Gerekliliği olmazsa olmaz olan fakat uğraşı cüret gerektiren bir mevzu. Her varlığın kendisine doğru yol aldığı halde bir kısım varlığın kendisinden bihaber olduğu hakikat. Kendisi tanındığında-anlaşıldığında var olanın anlam bulacağı Allah’ın (cc) bilinmesi-tanınması-anlaşılması konusu. Kim ki, bilir Allah’ı o bilmiştir her şeyi, kim ki bilmez Allah’ı o bilmemiştir hiçbir şeyi. Allah’ı bilmek-tanımak-anlamak zor iştir; fakat bütün külfetlere, bedellere verilen çabalara değecek bir iştir aynı zamanda. Bu işin farklı yolları vardır; fakat en sağlam yolu Allah’ı Allah kelamı ile tanımaktır. Hak olanı Hakk’tan öğrenmek asıl marifet kapısı olsa gerek. Hakkı bilmek ise marifetinde kendisi... Anlam bilinmeden manaya nüfuz etmek mümkün değildir. Kainatın her bir zerresinin kendisini...
- kitaphaber
Gerçekten kimdir bu unutulmuş meşhur bir meçhul? Yoksa sis perdeleri arasında bırakılmış meçhul bir meşhur? Meyveleri 70 sonrasında gün ışığına çıkan bir neslin öncüsü Celal Hoca. Çoğu zaman soyadı kullanılmadan anılmış Mahmud Celaleddin Ökten. Vefatından elli yıl sonra portresiyle tanışıyoruz merhum ve merhun Celal Hoca’nın. Yıllar yılı böyle münevver bir şahsiyeti tanımaktan mahrum edilmişiz doğrusu. “Belli ki yarım asırdan beri filmin bir yerinde kopukluk var. Kurucusu olduğu okulları, öncüsü olarak yeni bir devrin nesline örnek olması gereken Celal Hoca bugüne kadar anlaşılmaz bir şekilde ihmal edilerek unutulmaya terk edilmiş. İşte ömrünün yarısını Osmanlı döneminde diğer yarısını da Cumhuriyet yıllarında yaşamış benzeri az bulunan bu insan yeniden gündemimize giriyor. Daha doğrusu yarım yüzyıl öncesinin kurak ikliminde inanılmaz çabalar gösteren Celal Hoca ve arkadaşları gündemimizi belirliyor. Umuyoruz ki geçmiş elli yıl Celal Hoca için bir vakti merhun olsun ve rehin alınmış...
- kitaphaber
Fransız sömürgeciliğinin kafasına doğrulttuğu kelimelerini hiç düşünmeden(belki de düşünerek) sıkmıştı Sartre. Ve vicdanını rahatlatmak için de bir Raskolnikov olarak, ateş alan cümlelerini “Hepimiz Katiliz” kitabına delil olarak bırakmıştı. Daha doğrusu Raskolnikov olarak vicdan azabı duymuş; Sartre olarak ise suçluluğunu itiraf etmişti. Ki yazarak, suçluluğunu(Cezayir’de yapılanlardan dolayı Fransız yönetimine karşı çıkmadığı için o da suçluydu) itiraf etmeseydi, muhtemelen o da herkes gibi susacaktı. Ve onu diğerlerinden ayıran tek farksa yazar olması olmuştu. Evet, Sartre bu kez gerçeğe yakın olanı değil, bizzat gerçeğin ta kendisini yazmıştı. Çünkü artık Cervantes gibi hayali yel değirmenlerine karşı savaşmak onun rahatsızlığını gizleyemiyor ve de bastıramıyordu. Bu yüzden de bizzat Fransız sömürgeciliğine karşı alenen (iç) savaşını başlatmak zorunda hissediyordu kendisini. Nihayetinde de “Hepimiz Katiliz” kitabında bu savaşını başlatmayı başarmıştı. Kitabın ilk sayfalarında...
- kitaphaber
Tren yolculuğumuz devam ediyor, çarpışan sesler durağında verdiğimiz kısa bir molanın ardından ikinci durağa doğru yol alıyoruz. Nuri Pakdil’le yolculuğun hazına varmış söylediği her cümlenin muhteşem idrakine varıyorsunuz. Yazının epik resmi çekildiği sırada Nuri Pakdil’in size söyleyecek çok şeyi bulunmaktadır. Çünkü resmi çekmeden önce bazı incelikleri öğrenmeniz gerekecektir. Yazı yazmak bir anda var olan düşüncedir, hatta Sait Faik Abasıyanık ‘yazmanın çok enstantane bir düşünce olduğunu biliyorum’ diyor. Enstantane, iki ayrı kulvar yani hem yazı hem de resim için kullanılan bir kelimedir. Kitap ortak kullanılan bu kelimenin başlık olmasıyla yolun ne kadar heyecanlı ve anlık duraksamalara uğrayacağının göstergesi oluyor. ‘Kâğıdın üzerindeki özel gölgeler kalemin ucunda’(syf:15) yazmaya başlamadan önceki hali tanımlar Nuri Pakdil ve o anki mutluluğu güneşin doğuşuna benzetir. ‘Yazılmak için kuyruk olup bekleşen sözcüklerin o romantik duruşları da, doğrusu insanın içini öyle...
- kitaphaber
Bu kitap Türkiye’deki Askeri Darbeleri kaleme almak için kaleme alınmıştır. Özeti anlatmaya başlamadan önce yazarın bu eseri neden ortaya çıkardığını, amacının ne olduğunu anlatmakta yarar var. Bu eserin oluşturulmasının birçok sebebi olmakla beraber bir kaçını söylemek, kitabın ne anlattığını anlamamızda önem arz edecek. Bu sebeplerden ilki Türkiye’de Askeri Darbeler konuşu pek araştırılan mesele olmadığından yazar kendini bu noktaya odaklayıp bu konu hakkında bir çalışma yapıp eser vermek istemiştir. Diğer bir sebep Türkiye’de askerin sivil siyasete neden müdahale ettiği sorusuna bir cevap aramaktır. Ve en son olarak da Türkiye’de asker siyasetten nasıl uzaklaştırılabilir? Sorusunun yanıtını verip okuyucuyu bilinçlendirmektir. Pek konuşulmak istenmeyen bu konuları gün yüzüne çıkarıp okuyucunun hafızasında olayları canlandırarak, en azından bu konular hakkında fikir sahibi bireyler türetmek arzusuyla böyle bir eser yazma girişiminde bulunmuştur. Bu sebeplerden yola çıkan yazar kitabı...
- kitaphaber