Sign in or Join FriendFeed
FriendFeed is the easiest way to share online. Learn more »
loylum

loylum

cinema, phography, geography, big cats addict, crazy about renaissance & impressionist arts. http://www.bywonderland.com/
Ressam : Sandro Botticelli (1445-1510) Resmin Adi : La Primavera - Spring (1477-1482) Nerede : Uffizi, Floransa, İtalya Boyutu : 203 cm x 314 m Botticelli, yani Rönesans’ın persfektif ve anatomi konusunda sınıfta kalmış, ama aynı zamanda her tür güzelliği (bir kadın veya bir çiçek), inanılmaz detaylı ve zarif resmedebilen abisi. Botticelli bu... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Sandro Botticelli (1445-1510)
 
Resmin Adi : La Primavera - Spring (1477-1482)
 
Nerede : Uffizi, Floransa, İtalya
 
Boyutu : 203 cm x 314 m
 
Botticelli, yani Rönesans’ın persfektif ve anatomi konusunda sınıfta kalmış, ama aynı zamanda her tür güzelliği (bir kadın veya bir çiçek), inanılmaz detaylı ve zarif resmedebilen abisi. Botticelli bu resmi kuzen Medici’nin (Pierfrancesco) siparişiyle yapmıştı. Her zamanki gibi güzellik ve zarafet konusundaki takıntısını özene bezene bu resme işledi. Resimde yaklaşık 170 çeşit çiçek var, toplamda 500’e yakın çiçek incelikle resme yerleştirilmiş. Resim baharı anlatıyor ve resimdeki her bir karakter Botticelli’nin eklediği detaylar sayesinde belirgin. Merkezde Venüs, malum denizde veya yatakta olmadığından giyinik. Venüs’ün etrafında, ağaçların arasında görünen gökyüzüne dikkat edin. Onu iki kanatlı bir tak gibi sarıyor. Venüs’ün hemen üzerinde Eros, okunu 3 güzel tanrıçaya doğrultmuş. Bu tanrıçalar neşeyi, çiçeklenmeyi ve zarafeti temsil ediyor. En soldaki Merkür, ticaretin tanrısı; tanrıların habercisi olan. Onu ayağındaki kanatlı ayakkabılarından tanıyoruz. En sağdaki mavi tenli Zephyrus, rüzgar tanrısı Anemo’inin batı rüzgarları sorumlusu, baharda üflediği meltemle yazı hissettiren. Zephyrus’un geliş sebebi belli, mitolojiye göre gökyüzünden Flora için geliyor. Sırtından yakaladığı, paniklemiş olan kadın Flora, Zephyrus’un üflemesiyle hamile kalıyor ve bir anda güzeller güzeli Spring’e dönüşüyor. Yani o sağdaki yan yana iki kadın aynı kişiler, hamile kalmasıyla birlikte yaşadığı dönüşümü gösteriyor. Bu resim Rönesans döneminin en ünlü resimlerinden biri olmasıyla beraber, hakkında en çok konuşulan, sırrı çözülmeye çalışılan resimlerden de biri. Ne sırrıysa o, anlayabilmiş değilim. Mitolojik karakterler bir arada, bahar ayına bir gönderme var, acaba cinselliği mi anlatıyor, gizemi nedir, neden vs vs… Bazen insanların sırf boş vakit değerlendirmek için soru ürettiğini düşünüyorum. Resmin adı da bahar, anlattığı da bahar işte, niye gizem arıyorsunuz? Tanrıçalar bir arada, çiçeklerle birlikte baharın gelişi kutluyor. Herkes aşka gelmiş, ticaret tanrısı Merkür bile dalından meyve yiyiyor, keyfine diyecek yok. Biraz çirkince olan Flora, hamile kalıp güzeller güzeli Spring’e dönüşüyor. Bence tüm Botticelli resimlerindeki ortak gizem, bir Rönesans dahisinin nasıl olup da perspektif konusunda bu kadar başarısız olup, yine de resimlerinde ön planda tuttuğu güzelliğin, eksiklerinin farkedilmesine izin vermeyecek kadar üstün gelmesidir. Baksanıza, resimde neredeyse kimsenin ayağı yere adam akıllı basmıyor, ormanda değil havada dizili gibiler. Ama ilk bakışta biz bunu görüyor muyuz ya da umurumuzda mı tabi ki hayır! Botticelli’nin hayatını ve Venus and Mars resmini 21 Mart‘ta anlatmıştım. 31 Mayıs‘ta The Birth of Venus’ü anlatmıştım. 27 Ağustos‘ta ise Fortitude resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : Rene Magritte (1898-1967) Resmin Adi : The Human Condition (1933) Nerede : National Gallery of Art, Washington, USA Boyutu : 100 cm x 81 cm Ne demiştik, bir şeyin ilkini yapan, öncüsü olana saygımız sonsuz! Bundan 15 sene kadar önce, bir sergide orta sınıf bir ressamı dahi ilan etmiştim. Resme 3 boyut vermek üzere, kanvasın çakılı olduğu... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Rene Magritte (1898-1967)
 
Resmin Adi : The Human Condition  (1933)
 
Nerede : National Gallery of Art, Washington, USA
 
Boyutu : 100 cm x 81 cm
 
Ne demiştik, bir şeyin ilkini yapan, öncüsü olana saygımız sonsuz!  Bundan 15 sene kadar önce, bir sergide orta sınıf bir ressamı dahi ilan etmiştim. Resme 3 boyut vermek üzere, kanvasın çakılı olduğu tahta kısmı, göründüğü şekilde resmin üzerinde boyamış ve bir illüzyon yaratmıştı. Tabi o dönemde ben Rene Magritte’in adını bile duymamıştım. Meğer o ressam da bir Magritte hayranıymış. Magritte’in bu resimde yaptığı şey de her zamanki gibi zihinlerimize oynamak, bizi eğlendirmek. İtiraf edin, resme bakında ilk çerçevedeki resmi gerçek manzaraya benzetmiş mi onu kontrol etmek oluyor. Nasıl da kandık :) Her ikisi de Magritte’in elinden çıkmış tek seferde çıkmış bir bütün değil mi sanki… Şövalenin ayakları, pencerenin hemen önünde, üzerine duran kasnağa gerçek hissi vermek için sağda bir güzel bahsettiğim tahta kısmı boyamış, bir de solda azıcık perdenin üstüne taşırmış. Resimlerinde elmayla yüzünü saklamaya meraklı olan Magritte, bu resimde de manzaradaki ağacı, şövaledeki resim ile gizlemiş.  Magritte’in hayatını, anlattıklarını  “The Son of Man” resmi eşliğinde 8 Nisan‘da anlatmıştım.  “La Golconde”ye 22 Haziran‘da, The Mysteries of the Horizon’a 11 Ağustos‘ta, “Homesickness”a 13 Ekim‘de ve Horse Riding’e 22 Aralık’ta yer vermiştim. Bu müthiş adamı keşfetmek isterseniz tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : Albrecht Dürer (1471-1528) Resmin Adi : Self-Portrait or Portrait of the Artist Holding a Thistle (1493) Nerede : Louvre, Paris, Fransa Boyutu : 56 cm x 44 cm Zamanının 600 yıl ilerisinde yaşayan Albrecht Dürer, beni ressamlar arasında en çok şaşırtanlardan biri. 21. yy’da yaşasaydı, hala ilginç bir sanatçı kabul edilirdi. Düşünün ki o,... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Albrecht Dürer (1471-1528)
 
Resmin Adi : Self-Portrait or Portrait of the Artist Holding a Thistle (1493)
 
Nerede : Louvre, Paris, Fransa
 
Boyutu : 56 cm x  44 cm
 
Zamanının 600 yıl ilerisinde yaşayan Albrecht Dürer, beni ressamlar arasında en çok şaşırtanlardan biri. 21. yy’da yaşasaydı, hala ilginç bir sanatçı kabul edilirdi. Düşünün ki o, Michelangelo Sistine Şapel’i, Leonardo Mona Lİsa’yı boyarken, o tutup hiç görmediği bir gergedanın tavsirlerden yola çıkarak gravürünü yapmıştı. Bahsetmiştim, Avrupa Dürer’in gravüründen sonraki 3 yüzyıl boyunca gerganı sadece onun resminde gördü. Bu oto-portresi ise batı resim tarihindeki ilk oto-portre. Ressamların kalabalık komposizyonlarda kendilerini bir şekilde resme dahil etmeleri alışıldık bir şeydi ama oturup da kendini boyayana ilk kez rastlanıyordu. Bu da bir şey mi, hayatını anlatırken özellikle söylemiştim, Dürer dünya tarihinde logo ve ticari markayı ilk kullanan insan. Resim yapmaya o kadar düşkündü ki, ve bu resimleri makul fiyata satarak daha çok insana ulaştırmayı o kadar istiyorduki, taklitçileri çıkmıştı. Çareyi logosunu basmakta ve eğer taklit eden çıkarsa, imparatordan aldığı telif hakkını kullarak ceza çektirmeye bile hazırdı. Dürer, sen ne kadar tuttuğunu koparan, ne kadar dahi bir adammışsın! Dürer’in 22 yaşındayken yaptığı bu oto-portre bir ilk olarak geçiyor ama Dürer’in için ilk değil, o daha 13 yaşındayken karakalem ile oto-portresini yapmıştı bile. Dürer bu resmi yaptığında, babasının başgöz etmesi sonucu evlenmek üzereydi. Resimde tarihin hemen yanında bir not var, burada şöyle diyor : Yukarıdan ne yazıldığıysa, başıma geliyor”. Dürer’in dine, özellikle İsa’ya düşkünlüğünden bahsetmiştim, hatta sırf bu sebeple saçlarını uzatıyor İsa gibi pozlar veriyordu. Bu resimdeki bakışı da biraz şaşkın, henüz aynaya bakarak kendini resmetmeyi tam çözememiş gibi, ya da evleneceği için bu şaşkın halini bilinçli olarak eklemiş de olabilir. Elinde de bir deve dikeni, oldukça esprili. Dürer’in hayatını 29 Mart‘ta Mavi Kuzgun Kanadı resmi eşliğinde anlatmıştım. 7 Haziran‘da “Young Hare”ye ve 17 Ekim‘de The Rhinoceros resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerini tıklayın.  
Ressam : Salvador Dali (1904-1989) Resim : Atomic Leda - Leda Atomica (1949) Nerede : Fundacion Gala-Salvador Dali, Figueras, İspanya Boyutu : 61 cm x 46 cm Dali’nin Hiroşima’ya atılan atom bombası sonrası sanatında ve sanata yaklaşımında değişiklikler olduğundan bahsetmiştim. Dali, resimlerinin modern çağın ispat ettiği yeni kuramları içermesi... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam  : Salvador Dali (1904-1989)
 
Resim  : Atomic Leda - Leda Atomica (1949)
 
Nerede  : Fundacion Gala-Salvador Dali, Figueras, İspanya
 
Boyutu  : 61 cm x  46 cm
 
Dali’nin Hiroşima’ya atılan atom bombası sonrası sanatında ve sanata yaklaşımında değişiklikler olduğundan bahsetmiştim. Dali, resimlerinin modern çağın ispat ettiği yeni kuramları içermesi gerektiği, ancak bu şekilde güncelliğini koruyabileceği ile ilgili bir fikre kapılmıştı. Resimdeki kadını tanımışsınızdır, Dali’nin biricik eşi Gala, resme adını veren Leda karakteri olarak poz veriyor. Leda, mitolojide Sparta tanrıçası olarak geçiyor. Zeus ise Leda’ya hayran. Leda bir başkasıyla evlendiği gece, Zeus kuğu biçimde Leda’ın odasına sızıyor, onunla birlikte oluyor. Ve tabiki hiçbir şeyden haberi olmayan kocası da. Efsaneye göre, bu iki birleşmeden iki ikiz yumurta oluşuyor, Zeus’un genlerini alan çocuklar, her iki ikizden birer tanesi, ölümsüz çocuklar olarak doğuyor; Pollux ve Helen. Resimdeki kuğu ve yumurtalar neyin nesi derseniz, sebebi bu hikayeye bir gönderme.  Resimdeki yerleşimi ise Dali, altın oranı göz önünde bulundurarak itinayla yapıyo. Dikkat ederseniz reismdeki öğeler bir beşgene tam olarak olarak oturuyor. Ve gelelim resmin en önemli özelliğine, hiçbir şey ama hiçbir şey birbirine dokunmuyor. İŞte Dali’nin atom fiziğine yaptığı gönderme ve bu bilginin sanatına konu oluşu. Dali yaptığı açıklamada da altını özellikle çiziyor : “kuğu, Leda’ya dokunmuyor, Leda kaideye dokunmuyor, kaide zemine dokunmuyor, zemin deniz dokunmuyor…” Dali’ye bu fikri veren atom fiziği, “nothing touches” teorisi, yani hiçbir şey birbirine dokunmaz. Anlamı şu, her ne kadar cisimler birbirine dokunuyor gürünse de aslında atomları asla birbirine dokunmaz, atomları birbirine dokunmayan da dokunmuş sayılmaz. İki farklı cismin atomlarında bulunan protonlar arasındaki uzaklık, proporsiyonunu göz önünde bulundurarak düşündüğümüzde, dünyanın güneşe olan uzaklığından daha fazladır. İşte tüm bunlar sevgili Dali’nin ilgisini çekmiş, iyiki de çekmiş, böyle izlemesi, keşfetmesi keyifli resimler bırakmış bize. Dali’den ilk kez 28 Şubat‘ta “Belleğin Azmi” resmi vesilesiyle bahsetmiştim. Projemin ilk günleri olduğu için çok kısa yazmak için kendimi fazlasıyla zorluyordum. Hoş, Mart itibariyle kendimi zorlamadan anlatmaya değer bulduğum ne varsa yazmaya başladım. Dali’nin hayatını da 17 Eylül‘de Gala’nın portresi eşliğinde anlattım. Picasso portresine 21 Ekim‘de ve doğduğundan beri en büyük problemi olan abisi “Dali”nin portresine ise 20 Aralık‘ta yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.    
Ressam : Pablo Picasso (1881-1973 ) Resmin Adi : Garçon à la pipe (1905) Nerede. : Özel Koleksiyon Boyutu : 100 cm x 81,3 cm Resim Picasso’nun “gül dönemi”nden. Ne anladık, hiçbir şey! Siz benim resimleri böyle anlatmadığımı zaten biliyorsunuz. Barcelona’daki Picasso Müzesi’ni 3 kez baştan aşağı ziyaret etmiş biri olarak size yorumumu söylemiştim.... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Pablo Picasso (1881-1973 )
 
Resmin Adi : Garçon à la pipe (1905)
 
Nerede. : Özel Koleksiyon
 
Boyutu : 100 cm x 81,3 cm
 
Resim Picasso’nun “gül dönemi”nden. Ne anladık, hiçbir şey! Siz benim resimleri böyle anlatmadığımı zaten biliyorsunuz. Barcelona’daki Picasso Müzesi’ni 3 kez baştan aşağı ziyaret etmiş biri olarak size yorumumu söylemiştim. Herşey 1907’de Picasso’nun Les “Demoiselles d’Avignon” resmini yapıp kübizmi damarlarına sokunca başladı. Sonra Picasso’da kendini durduramadı, vefat ettiğinde 20bine yakın eser bırakmıştı hatırlarsanız. 1907’den önce yaptıkları ise benim için mavi, gül falan değil, iki gruba ayrılıyor. Okulun zoruyla yaptığı beceriksiz akademik resimler ve 1900’lerden itibaren yolunu bulmaya çalışırken yaptığı benzersiz resimler. Garçon à la pipe bu benzersiz resimlerden biri. Kübizmi patlatmasına birkaç yıl kala yaptığı eşsiz resimlerden biri. Resimdeki çocuğun kimliği belirsiz, sadece tahminler var. Ancak Picasso çocuktan, bir sürü insanın girip çıktığı stüdyosunda, saatler geçiren, sıkılmadan kendisini izleyen ve resmi gerçekten çok seven biri olduğunu söylüyor. Gerçekten sanatına gönül veren biri olduğunu düşünüyordu ki, bu resimde onu kullanarak jest yapmış. Tabi o dönemlerde, Picasso mu çocuğa jest yaptı, yoksa çocuk günlerce Picasso’ya poz vererek mi jest yapmış oldu bilinmez. Resmi tamamlaması 1 ay sürmüş, ve en son sürpriz olarak çocuğun kafasına çiçekten bir taç ekleyivermiş. Resmin asıl ilginç tarafı, desenlerle boyalı bir duvar önünde çocuğun duruşu elbette. Duvardaki çiçek boyaları çocuğun etrafında melek kanatları gibi açılmış. Duvar arkada bir fon olmak yerine ana konuya katılıyor. Bir de üzerine çiçekten taç, feninen bir his vermiş. Yine de masum ve melek yönü ağır basıyor sanırım. Resim 1950’de 30bin dolara satın alınıyor ve 2004’te Barilla Group (evet makarnacı olan) tarafından tam 104 milyona satılıyor. Nasıl? Resim iyi bir yatırım aracı değil mi? Picasso’nun satışa çıkan bir diğer resmi “Nude, Green Leaves and Bust“ı anlatırken detay vermiştim. Onu okuyanlar merak eder, hemen söyleyeylim, bu resim ise Sotheby’s tarafından satılıyor, Christies değil! 104 milyonun 11 milyonu Sotheby’s in, 93 milyon ise zamanında 30bin dolar koyan John Hay Whitney’in ailesinin. Herald Tribune’ün yayımcısını olan John Hay Whitney, 1982’de vefat ettiği için, kendisi bu parlak yatırımının meyvesini görememiş. Bu resme verilen 104milyon rakamı, enflasyon gözardı edildiğinde, o güne kadar bir resme ödenmiş en yüksek bedeldi. Sonra 2006’da Klimt’in Portrait of Adele Bloch-Bauer I‘i 135 milyona satılıp 1. oldu. Ardından pek hazetmediğim resimler Pollock‘un No:5’i 140 milyonla 1., Willem de Kooning’in Woman III‘ü (ıyyk) 137,5 milyonla 2. en pahalıya satılan resim olmuştu. Zaten yeni bir akımın öncüsü olmasına olan saygımdan Jackson Pollock‘a Günde 1 Resim’de yer vermiştim ama kendimi Kooning için fena edemedim. Bu ilk iki resim, ve bunlara bu parayı verenlerin damak tadı beni pek bir rahatsız ediyordu. Ancak sadece birkaç ay önce, 2011’in sonunda, neyse ki bir Cezanne‘ın The Card Player serisinden bir resim satışa çıktı da 250-300 milyon arası henüz net açıklanmamış bir rakamla, tüm listeyi aşağı çekti. Satılan resim, serinin tamamını gösteren bu linkte yanında “Qatar” yazan. Bugüne kadar dünyada satılan en pahalı resimleri değerlendirirken, her zaman göz önünde bulundurulması gereken bir konu, o resmin sadece satışa çıkan resimler arasında bir değeri olduğudur. Bunlardan çok daha değerliler zamanında alanların evinde, 7 ceddine yetecek bir sermaye olarak beklemede, ya da en güzeli hepimizin görebilmesi için müzelerde! Picasso’nun hayatını, Las Meninas resmi eşiliğinde 6 Mart‘ta anlatmıştım.  Les Demoiselles d’Avignon resmine 15 Haziran‘da, Guernica resmine 23 Ekim‘de, The Wait - Margot resmine 8 Aralık‘ta ve Nude, Green Leaves and Bust resmine16 Ocak‘ta yer vermiştim. Resimleri ve Picasso’yu hatırlamak isterseniz, tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : Georges-Pierre Seurat (1859-1891) Resmin Adi : Circus Sideshow - Parade de Cirque (1887-88) Nerede : Metropolitan, New York, ABD Boyutu : 99,7 cm x 149,9 cm Seurat, Paris’in banliyö kesiminde kurulan bu gezici sirkten çok etkilenmiş. Hemen hazırlıklarını yapıp, bu sirki nasıl resmedeceğini planlamış, ideal komposizyonu defalarca çalışmış.... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Georges-Pierre Seurat (1859-1891)
 
Resmin Adi : Circus Sideshow - Parade de Cirque  (1887-88)
 
Nerede : Metropolitan, New York, ABD
 
Boyutu : 99,7 cm x 149,9 cm
 
Seurat, Paris’in banliyö kesiminde kurulan bu gezici sirkten çok etkilenmiş. Hemen hazırlıklarını yapıp, bu sirki nasıl resmedeceğini planlamış, ideal komposizyonu defalarca çalışmış. Bana göre şaheserlerini çok daha önce tamamlamıştı. Ancak onun için bu resmin önemi başka. Bu resim Seurat’a Bağımsızlar Salon’unda sergilenme hakkı getirince, geliştirdiği neo-impressionism tekniğini daha büyük kitlelerle tanıştırma fırsatı bulmuştu. Ne acıdır ki Seurat, impressionism defterini kapatıp yepyeni bir akıma insanları alıştırmaya daha yeni başlamışken sadece 32 yaşında vefat etmişti. Malum Seurat’ın henüz ısınma turlarındayken yaptıkları bile bugün birer şaheser olarak anılıyor. Belki bu bilgisayar ekranında, bu resimlerin birer şahaser olduğu hissi geçmiyordur ama sizi temin ederim, Bathers at Asnieres resmini ilk gördüğümde karşısında çakılıp kalmıştım. Bunu bilen müze yönetimi 2 x 3 metre büyüklüğündeki resmin karşısında kocaman bir koltuk koymuş zaten, gören oturup kalıyor karşısında. Yeni teknik geliştiren, yeni akımlara yol açan her ressama saygımız sonsuz. 26 Şubat‘ta bahsettiğim Bathers at Asnieres resminden bahsetmiştim. 2 Haziran‘da ise bir diğer şaheseri “A Sunday Afternoon on the Island of La Grande Jatte” resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.
Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890) Resim : The Church in Auvers-sur-Oise, View from the Chevet (1890) Nerede : Orsay, Paris, Fransa Boyutu: 94 cm x 74 cm Van Gogh, Arles’teki kulak kesme macerası sonrası kardeşi Theo’yu ve Gauguin’i dehşete düşürmüş, ardından kendini Saint-Rémy’deki akıl hastanesinde bulmuştu. Ortalık sakinleşince Theo’ya yani... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890)
 
Resim : The Church in Auvers-sur-Oise, View from the Chevet (1890)
 
Nerede : Orsay, Paris, Fransa
 
Boyutu: 94 cm x 74 cm
 
Van Gogh, Arles’teki kulak kesme macerası sonrası kardeşi Theo’yu ve Gauguin’i dehşete düşürmüş, ardından kendini Saint-Rémy’deki akıl hastanesinde bulmuştu. Ortalık sakinleşince Theo’ya yani Paris’e yakın olan Auvers-sur-Oise’deki kliniğe geçti. Burada hem Theo’nun, hem de birçok ressamın arkadaşı olan Dr.Gachet onu tedavi etmeyi kabul etmişti. Dr.Gachet‘i Van Gogh’un portresinden hatırlarsınız, Van Gogh doktorun bu portresini yaptıktan tam 100 yıl sonra, 1990’da, resim 82,5 milyon dolara satıldı. O yıl bu bir rekordu, resme ödenen para, bugünün parasıyla 144,1 milyon dolar ediyor, yani dünya üzeride satışı gerçekleşen en pahalı 5. resim. Van Gogh, Auvers-sur-Oise’de çok verimli bir döneme girmişti, her şey yolunda görünüyordu. Hem doktor hem de Theo iyileştiğini düşünüyordu. Ama malum sonu biliyorsunuz, Auvers-sur-Oise’de topu topu iki ay geçirebildi, ve hayatını başarısız bir intihar girişimi ile sürünerek sonlandırdı. Bu resme konu olan kilise, 13. yy’dan kalma gotik tarzıyla Auvers-sur-Oise’in en gösterişli binalarından biri. Kilisenin bugünkü halini, Van Gogh’un açısından görmek isterseniz buraya tıklayın. Dilerseniz bu bağlantıdan 360 derece görüşle bakabilir, hatta kilisenin içini bile ziyaret edebilirsiniz. Van Gogh’un görüp de resmettiği bir şeyi, capcanlı gözle görmek, ona olan hayranlığımı daha da arttırıyor. İşte aynı bina, biz de bakıyor, görüyoruz… O da bakıyor, ne görüyor, daha doğrusu nasıl görüyor. Van Gogh her ne kadar stiliyle post-impressionist olarak anılsa da, onun stiline henüz bir ad vermediğimiz ortada. O sadece resim yaptığı dönem göz önünde bulundurularak bir akımın içinde gruplandırılıyor. Bana göre bu stil, Van Gogh stili ve bu dünyada gelmiş geçmiş en eşsiz stil. Bu yer verdiğim 9. Van Gogh resmi oldu. Favorim olan ve benim en iyi 365 listeme girecek 2 resmi daha var, önümüzdeki 20 güne sığdıracağım. Van Gogh’un hayatını “Yıldızlı Gece” resmi eşliğinde 13 Mart‘ta anlatmıştım. Almond Blossom’a 26 Haziran‘da, Ayçiçekleri’ne 29 Temmuz‘da, The Courtesan’a  29 Ağustos‘ta, Sarı Ev’e 20 Eylül‘de, “Wheatfield with Crows”a 1 Kasım‘da, “Trees and Undergrowth”a 26 Aralık‘ta ve “The Bedroom”a 21 Ocak‘ta yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : Raphael - Raffaello Santi (1483-1520) Resim : The School of Athens (1520) Nerede : Vatican Museum, Vatikan Boyutu : 5,00 m x 7,70 m Raphael’in dini unsur içermeyen nadir resimlerinden biri de, Vatikan’daki Segnatura odasında bir duvara yaptığı bu fresko. Resim, Antik Yunan döneminde yaşamış başta Socrates, Plato ve Aristotle olmak üzere,... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam  : Raphael - Raffaello Santi (1483-1520)
 
Resim  : The School of Athens (1520)
 
Nerede  :  Vatican Museum, Vatikan
 
Boyutu  : 5,00 m x 7,70 m
 
Raphael’in dini unsur içermeyen nadir resimlerinden biri de, Vatikan’daki Segnatura odasında bir duvara yaptığı bu fresko. Resim, Antik Yunan döneminde yaşamış başta Socrates, Plato ve Aristotle olmak üzere, geometri, astroloji, felsefe, aritmetik, şiir, müzik, resim gibi önemli dallarda öne çıkan ünlü bir çok karakteri bir arada temsil ediyor. Bu insanların hepsi aynı dönemde yaşamadı elbette, ama Raphael, Yüksek Rönesans döneminin ona sağladığı ortamdan faydalanarak, geçmişteki saygıdeğer tüm ustaları bir arada resmedip böyle güzel ölümsüzleştirmiş. Resimde, ana kapıdan giriş yapan iki kişi var, soldaki Plato eliyle yukarı göstermiş elinde de meşhur kitabı Timaeus. Sağdaki ise elindeki Ethics kitabıyla Aristotle. Bu iki ismin kimliği ellerinde tuttukları kitaplara dayanarak doğruya daha yakın tahminler diyebiliriz. Diğer karakterler ise 15yy.’dan bu yana yapılan araştırma ve tartışmalar sonucu ortaya atılan fikirler. Hem Plato, hem de Aristotle’nin hocası sayılan, aslında tüm felsefeyi başlatan ama yazılı kaynak bırakamayan Socrates  ise solda yeşil elbisesiyle, tıpkı heykelindeki gibi poz vermiş. Gölge etme, başka ihsan istemem diyen Diogenes ise güneşe olan düşkünlüğünü gösterircesine sereserpe merdivende uzanan. Sağ önde, elinde pergeli öğrencilerine geometri öğreten ise tabiki Euclid. Sol önde bir tahtadan harıl harıl notlarını kağıda geçiren Pythagoras (Pisagor). Socrates’den bile önce yaşayan Efes’li Heraklitos, merdivenin önünde mermerin üzerine dayanmış yazı yazan. Heraklitos için poz verenin Michelangelo olduğu söyleniyor. Michelangelo, bu resim yapıldığı yıllarda Sistine Şapel’in tavanıyla kafayı bozmuştu hatırlarsınız, bu sebeple yorgun ve düşünceli görünüyor. Bu arada Plato için de Leonardo’nun poz verdiği söyleniyor. Ayrıca solda merdiven üstündeki turuncu elbiselinin Plotinus adına poz verenin Donatello, onun da sağında kolu turuncu renkli olanın da Apelles adına poz veren Raphael olduğu düşünülüyor… Böylece Ninja Turtles dörtlüsünü de tamamlamış olduk :) Resimde hangisinin kim olduğu ile ilgili  daha fazla tahmin var, merak ederseniz burada. Raphael’in hayatını, Transfiguration resmi eşliğinde 3 Mart‘ta anlatmıştım. Yeğenim Mert’in doğumgünü olan 15 Eylül‘de ise o günün hatırasına yine Raphael’den Sistine Madonna resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : Tamara de Lempicka (1898-1980) Resmin Adi : Kizette in Pink (1926) Nerede : Musée des Beaux-Arts de Nantes, Nantes, Fransa Boyutu : 116,5 cm x 73 cm Tamara’nın hayatını anlatırken bahsetmiştim; kızını yatılı okula vermişti ve birlikte vakit geçirdikleri zamanlar, ancak Tamara’nın kızını model olarak kullandığı günlerle kısıtlıydı. İşte o... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Tamara de Lempicka (1898-1980)
 
Resmin Adi : Kizette in Pink (1926)
 
Nerede : Musée des Beaux-Arts de Nantes, Nantes, Fransa
 
Boyutu : 116,5 cm x 73 cm
 
Tamara’nın hayatını anlatırken bahsetmiştim; kızını yatılı okula vermişti ve birlikte vakit geçirdikleri zamanlar, ancak Tamara’nın kızını model olarak kullandığı günlerle kısıtlıydı. İşte o günlerden birinde Tamara’nın yaptığı enfes portrelerden biri. Kizette belli ki yaz tatilinde, kısacık uçuk pembe elbisesi ile oturuyor. Elinde de bir kitap. Dikkat edin, Kizette’nin bir ayakkabısı ayağında değil ve onu saklamak için diğer ayağının arkasına saklamış. Böylelikle ayakları öarpraz olmuş. Bu bir fotoğraf olsa, elbette anlık bir durumu yansıttığından ayakkabısı düşmüş onu saklamış diyebilirdik ama sözkonusu çok emek gereken bir resim olduğunda, her şeyin özenle elenip, kasıtlı yapıldığını unutmayalım. Burada Tamara zekasını konuşturmuş olabilir. Kızına, annesinden gördüğünü yapıp ona uzak kalsa da, bir taraftan onu bir çok seviyor ve kendince dünyadaki en yüce insan olarak düşünüyor olabilir. Nitekim kızın çapraz bacakları, resim Ortodoks dünyasının en önemli ikonlarından biri olan The Virgin of Tikhvin’daki İsa’yı andırıyor. Elindeki kitap da “Kutsal Kitap”a gönderme olabilir. Tamara, bu dünyaya gelen en çarpıcı kadınlardandı bence. Bir film yıldızı gibi yaşadığı hayatı, farklı bir şeyler yapma konusundaki kararlığıyla bir akımın öncü olması… Hayatını   ”Self Portrait in the Green Bugatti” resmi eşliğinde 22 Nisan‘da anlatmıştım. 16 Temmuz‘da “Young Lady with Gloves” , 14 Ekim‘de ise Andromeda resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.
Ressam : Gustave Caillebotte (1848-1894) Resmin Adi : Rooftops in the Snow (snow effect) (1878) Nerede : Orsay, Paris, Fransa Boyutu : 64 cm x 82 cm Caillebotte, izlenimcilerin sağ omzundan eksik olayan meleğiydi. Keyfi için bir süre resim yaptı, sonra canı ne isterse onu yapmaya devam etti. Diğer ressamlara göre oldukça ilginç bir profili vardı.... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Gustave Caillebotte (1848-1894)
 
Resmin Adi : Rooftops in the Snow (snow effect) (1878)
 
Nerede : Orsay, Paris, Fransa
 
Boyutu : 64 cm x 82 cm
 
Caillebotte, izlenimcilerin sağ omzundan eksik olayan meleğiydi. Keyfi için bir süre resim yaptı, sonra canı ne isterse onu yapmaya devam etti. Diğer ressamlara göre oldukça ilginç bir profili vardı. Caillebotte’un en sevdiğim özelliği, konu bulmakta çok cesur davranmasıydı. Parke işçileri de resmediyordu, nü bir kadını da… Bu Paris manzarasını ise özellikle kış vakti çatıları konu aldığı için çok seviyorum. O dönemden görmek gereken bir fotoğraf gibi. Meşhur Haussmann evlerinin Paris’e kattığı nizam ve asalet muhteşem.  Bir de bu nadide manzarayı böyle usta bir izlenimciden görmek harika. Caillebotte’un hayatını “Paris Street; Rainy Day” resmi eşliğinde 1 Mayıs‘ta anlatmıştım. 4 Temmuz‘da  “The Floor Scrapers”  ve 22 Ekim‘de “Naked Woman Lying on a Couch” resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.
Ressam : Gustave Courbet (1819-1877) Resim : Woman with a Parrot (1866) Nerede : Metropolitan, New York, ABD Boyutu : 129,5 x 195,6 cm İlk bakışta Venüs, Danae benzeri mitolojik bir kadın karakterin, bildiğimiz nü resimlerinden biri gibi gelebilir. Ama dikkat edin, bu bir Courbet; Fransa’dan romantizmi söküp, realizmi yaymaya çalışan adamın resmi.... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam  : Gustave Courbet (1819-1877)
 
Resim  :  Woman with a Parrot (1866)
 
Nerede  : Metropolitan, New York, ABD
 
Boyutu : 129,5 x 195,6 cm
 
İlk bakışta Venüs, Danae benzeri mitolojik bir kadın karakterin, bildiğimiz nü resimlerinden biri gibi gelebilir. Ama dikkat edin, bu bir Courbet; Fransa’dan romantizmi söküp, realizmi yaymaya çalışan adamın resmi. Daha önce mitolojik karakterlerin nü bir resmini yapıp, Salon’dan red alınca, kendi üslubunda, farklılık getirecek bir nü yapmaya karar vermişti. Hem Courbet gerçekçiliğini kemiklerine kadar yansıtmalı, hem de yasaklanacak kadar erotik olmamalıydı. Ve modelini bir koltuğun üzerinde çırıl çıplak yatırmış, elinde bir papağan, neşe içinde yatakta kıvrılmalarını resme aktardı. Modelin yüzüne dikkat edin, apaçık gülümsüyor, bu bir ilk. Yani model, Courbet’ye tarihten bir başka kadını anımsatmak üzere orada poz vermiş değil. Resim modelin resmi, o anın ve neşesinin resmi. Salon da bu ustalığı elbette kabul etti ve resmi sergiledi. Courbet’nin hayranlık uyandıracak şekilde yükselişini ve hiç haketmediği halde, sürgün bir hayatta hastalanıp ölmesini 1 Ocak‘ta “Desparate Man” oto-portresi eşliğinde anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linkine tıklayın. Courbet’den daha fazla resmi bir arada görmek isterseniz de burada.
Ressam : Maximilien Luce (1858-1941) Resim : The Quai Saint-Michel and Notre-Dame (1901) Nerede : Orsay, Paris, Fransa Boyutu : 73 cm x 60 cm Neo-impressionistlerin anarşisti Luce’den bir Paris manzarası daha. Hem de Saint-Michel’den bakışla Notre-Dame. Luce, anarşik eyemlerinin sebep olduğu davalarla uğraşmazken, böyle muhteşem resimler... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam  :  Maximilien Luce (1858-1941)
 
Resim  :  The Quai Saint-Michel and Notre-Dame (1901)
 
Nerede  : Orsay, Paris, Fransa
 
Boyutu  : 73 cm x 60 cm
 
Neo-impressionistlerin anarşisti Luce’den bir Paris manzarası daha. Hem de Saint-Michel’den bakışla Notre-Dame. Luce, anarşik eyemlerinin sebep olduğu davalarla uğraşmazken, böyle muhteşem resimler yapıyordu. Kimi zaman kendini bir birey olarak rahatsız hissettiği toplumsal sorunları resimlerine yansıttı, kimi zaman da bir neo-impressionist olarak karşı koyamayacağı Paris’in güzelliklerini resimlerine taşıdı. Luce’nin hayatını 11 Mayıs‘ta A street in Paris in May 1871 resmi eşliğinde anltmıştım. Bu resim Luce’nin ruhunu en iyi anlatan ve onu tüm diğer ressamlardan ayıran en önemli eseri bence. 23 Ağustos‘ta ise yine Paris’in güzelliğine ve canlılığına karşı koyamadığı bir başka resmi “La Gare de l’Est sous la neige”a yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : James Tissot (1836-1902) Resmin Adi : The Circle of the Rue Royale (1868) Nerede : Orsay, Paris, Fransa Boyutu : 174,5 cm x 280 cm Tissot, eserleriyle sadece resim tarihinde değil, moda ve dekorasyon tarihinde de yer almalı bence. Dönemin kıyafetlerini, kumaşların dokusuna kadar onun kadar detaylı anlatan yoktu. Daha önce kadınların yer... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : James Tissot (1836-1902)
Resmin Adi : The Circle of the Rue Royale (1868)
Nerede : Orsay, Paris, Fransa
Boyutu : 174,5 cm x 280 cm
 
Tissot, eserleriyle sadece resim tarihinde değil, moda ve dekorasyon tarihinde de yer almalı bence. Dönemin kıyafetlerini, kumaşların dokusuna kadar onun kadar detaylı anlatan yoktu. Daha önce kadınların yer aldığı resimlerine yer vermiştim. Bu defa erkekler, hem de tam 12 tane. Bu 12 centilmen, 1852’de kurulan bir erkek kulübünün üyeleriydi. Özendiler, kişiliklerini en iyi yansıtacak şekilde giyinip geldiler. Her biri bu resim için Tissot’ta 1000’er Frank ödedi, resim kime ait olacağını ise kura çekerek belirlediler. Şanslı kişi Baron Hottinger’di, o hangisi derseniz buyrun, burada bu 12 kişinin kim olduğu yazıyor. Tissot’un hayatını “Evening - The Ball” resmi eşliğinde 10 Eylül‘de anlatmıştım. 7 Ekim‘de ”Hide & Seek” resmine, 10 Aralık’ta ise hayatının aşkı Kathleen’in portresi “Mavourneen” resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.
Ressam : Félix Vallotton (1865-1925) Resmin Adi : The Poker Game (1902) Nerede : Orsay, Paris, Fransa Boyutu : 52,5 cm x 67,5 cm Vallotton’un gördüklerini gerçekçi bir şekilde resmetme konusundaki yeteneğini 20 yaşında yaptığı ilk resmi, oto-portresinden biliyoruz. Bu ilk resmi Salon’da sergilenip, övgülere boğulunca, bir sanatçı olarak yeterli... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Félix Vallotton (1865-1925)
 
Resmin Adi : The Poker Game (1902)
 
Nerede : Orsay, Paris, Fransa
 
Boyutu : 52,5 cm x 67,5 cm
 
Vallotton’un gördüklerini gerçekçi bir şekilde resmetme konusundaki yeteneğini 20 yaşında yaptığı ilk resmi, oto-portresinden biliyoruz. Bu ilk resmi Salon’da sergilenip, övgülere boğulunca, bir sanatçı olarak yeterli tatmine ulaştığını, ve kendini ifade etmek için istediği şekilde resim yapma lüksüne eriştiğine düşünüyorum. Şu resme bir bakın, bir sanatçı için ne büyük lüks böyle hissedebilmek. Bir resim yapıyorsunuz, harcadığınız emeği düşünün ve bir taraftan sizi eleştirmek üzere bekleyenlerle dolu ortamı hayal edin. Ve siz konu ettiğiniz olayı resmin en köşesine sıkıştırıp, resmin yarısından fazlasını koca bir masaya ayırabiliyorsunuz! Gülesim geliyor, bu müthiş bir özgüven ve harika bir espri anlayışı! Evlendiklerinin 3. yılında, eşi Gabrielle ve galeri sahibi olan kardeşiyle ile araları biraz bozukken yapmış bu resmi. Köşede poker oynayanlar; Gabrielle, Gabrielle’in annesi ve amcası. Aileden biraz dışlanmış gibi hissetmiş olmalı, ya da size ihtiyacım yok diyor da olabilir. Kocaman bir oval masa ve masanın üzerinde abartılı büyük bir lamba her şeyin odak noktası. Ben gerçekten bu resmi yaptıktan sonra, Gabrielle’e nasıl bir açıklama yaptığını çok merak ediyorum! Zamanının çok ötesinde, çok cesur bir resim. Vallotton’un hayatını “The Ball” resmi eşliğinde 5 Mayıs’ta anlatmıştım. 31 Temmuz‘da ise yukarıda da bahsettiğim oto-portresine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : William-Adolphe Bouguereau (1825-1905) Resmin Adi : Portrait of Gabrielle Cot (1890) Nerede : Collection of Fred and Sherry Ross, ABD Boyutu : 38 cm x 45,5 cm Frazsız realist ressam William Bouguereau (dilimiz döndüğünce “Bugehu” şeklinde okuyabiliriz), o yıllarda Fransa’nın sahiplendiği akademik sanatı en iyi şekilde temsil edenlerden... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : William-Adolphe Bouguereau (1825-1905)
 
Resmin Adi : Portrait of Gabrielle Cot (1890)
 
Nerede : Collection of Fred and Sherry Ross, ABD
 
Boyutu : 38 cm x 45,5 cm
 
Frazsız realist ressam William Bouguereau (dilimiz döndüğünce “Bugehu” şeklinde okuyabiliriz), o yıllarda Fransa’nın sahiplendiği akademik sanatı en iyi şekilde temsil edenlerden olmuştur. Monet’ye beceriksiz, Matisse’in yaptığına vahşi hayvanlar diyen dönemin sanat eleştirmenlerine belki de haksızlık yapmamak gerek. Paris’te tüm sanat camiası o dönem Bouguereau’nun resimleriyle dolup taşan Salon’daki resimleri görmeye aşinaydı; pürüzsüz güzellik! Birden yeni akımlara adapte olmak elbette onlar için kolay değildi. üstelik kaderin güzel bir oyunudur; Matisse Bouguereau’nun yetenekli öğrencilerinden biriydi. Bouguereau, genç yaşta ressam olmayı kafasına koymuştu, zaten çok yetenekliydi. Bordeaux’daki güzel sanatlar akademisinde eğitim aldı. Amcası katolik rahipti, gençken Bouguereau’yu dini öyküler konusunda oldukça eğitmişti. Bu da Bouguereau’ya dini hikayeleri gerçekçi bir şekilde çizmez için yeterli alt yapısı sağlamıştı. Çok titiz bir ressamdı, her bir nesneyi tuvale aktarmadan önce defalarda taslağını çiziyor, emin olduktan sonra resme aktarıyordu. Resimlerinde kullandığı imzası dahi, adeta daktilodan çıkmış kadar düzgündü. Çok geçmeden bir birincilik kazandı ve Paris’teki güzel sanatlar akademisinde eğitimine devam etmeye başladı. 25 yaşındayken akademinin en önemli ödülü Prix de Rome’u kazandı. Ödül benzersizdi, Villa Medici’de 1 yıl! Zaten yetenekli olan Bouguereau’ya İtalya mükemmel bir cila oldu. Rönesans’ı öğrendi, Raphael’e hayran kaldı, anatomi, edebiyat gibi konularda da kendini besledi. Paris’e döndüğünde yaptığı tüm resimler Salon’da sergilen, sürekli siparişler alan ünlü ve saygıdeğer bir ressam olmuştu. Ünü Fransa’yı aşıp tüm Avrupa’ya yayıldı. Onur ödülleri aldı. Kazandığı parayla gönlüne göre bir stüdyo kurdu ve üretkenliğini sürdürdü. Akademi Jullian’da ve Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler verdi. 31 yaşındayken evlendiği ilk eşi vefat etmişti. 22 yıl dul olarak yaşadıktan sonra 71 yaşındayken eski bir öğrencisiyle evlendi. Kadınlar için o dönemde eğitim şartları eşit değildi, bu konuda mücadele verdi ve kadınların da daha fazla olanaklara sahip olarak sanat eğitimi almasında önemli rol üstlendi. Hayatı boyunca 800’den fazla resim yaptı. Dini ve mitolojik konular onun ana konusuydu, ancak sonraları portrelerde ve günlük hayattan çocuk resimleriyle de harikalar yarattı. The Birth of Venus ve Cupid and Psyche dini resimlerine, Nymphs and Satyr mitolojik resimlerine, The difficult Lesson ise bana göre günlük hayattan çocuk resimlerine en güzel örneklerden bazıları. 1850’de yağtığı Dante and Virgil in Hell isimli resmi ise bence erkek bedenini bu güne kadar en kusursuz şekilde sergilemiş olan resimlerden biri. Erkek bedenini resimlerine takıntı edinen ve hatta bu tutkusu yüzünden Profesörü olduğu okuldan atılmış olan Thomas Eakins‘i düşünüyorum da, bu resim karşısında kıskançlıktan tırnaklarını yemiş olmalı. Yüzlerce resim yapmasına rağmen, hiç bıkmamıştı. “Her sabah stüdyoya resim yapacağım için büyük bir çoşkuyla geliyorum. Akşam olunca korkuya kapılıyorum, yarın tekrar resim yapacağımın hayaliyle hayata tutunuyorum” demişti. Gelelim yukarıdaki olağanüsü duruluğuyla nefeslerimizi kesen portreye; Bayan Gabrielle Cot. Gabriel, Bouguereau’nun öğrencilerinden Pierre August Cot’un kızıydı. Bouguereau, Gabriel’i bir resminde kullanmadan önce her zamanki gibi bir ön çalışma yapmak istemişti. Ancak Gabriel’in güzelliğinden o kadar büyülendi ki, kendini kaptırıp itinayla onun sadece güzelliğini değil, kişiliğini de resmine aktardı. Bu portre, Bouguereau’nun bu güne kadar sipariş üzerine yapmadığı tek portre. Ve birçok kişi tarafından, herhangi bir ressam tarafından, herhangi bir dönemde yapılmış en iyi portre olarak anılıyor. Hakları var, bu portre gerçekten insanın kanını donduruyor! 
Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926) Resmin Adi : San Giorgio Maggiore by Twilight (1908) Nerede : National Museum Cardiff, Cardiff, Galler Boyutu : 65,2 cm x 92,4 cm Monet, Venedik’e ikinci eşi Alice ile birlikte 1908 sonbaharında gitmişti. Her akşam gondolla kanallarda gezinip, manzaranın tadını çıkardılar. Monet, Venedik’i çok sevmişti.... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)
 
Resmin Adi : San Giorgio Maggiore by Twilight (1908)
 
Nerede : National Museum Cardiff, Cardiff, Galler
 
Boyutu : 65,2 cm x  92,4 cm
 
Monet, Venedik’e ikinci eşi Alice ile birlikte 1908 sonbaharında gitmişti. Her akşam gondolla kanallarda gezinip, manzaranın tadını çıkardılar. Monet, Venedik’i çok sevmişti. Hatta buraya daha gençken, daha arsızken gelmiş olmayı dilemişti. Monet’nin Venedik’te yaptığı muhteşem resimler, O’nun için yeterli değildi, aceleye gelmişti. Monet’ye göre Venedik daha fazlasını hakediyordu. (Venedik resimleri Günde 1 Resim facebook albümünde) Bu resim Venedik’e güney doğudan girerken görünen manzarayı yansıtıyor. Solda heybetli San Giorgio Maggiore Bazilikası, hemen sağda Santa Maria della Salute ve belli belirsiz kubbeleri görünüyor. Tam da akşam basmak üzereyken, alacakaranlık vakti ortaya çıkan bu renkler Monet için mükemmel bir konu olmuş. Monet’nin hayatını “The Water Lily Pond” resmi vesilesiyle30 Mart‘ta anlatmıştım. 13 Haziran‘da “The Houses of Parliement” resmine, 5 Ağustos‘ta “Madame Monet and her Son” resmine, 31 Ağustos‘ta “The Corner of the Apartment” resmine, 26 Eylül‘de devasa “Reflections of Clouds on the Water-Lily Pond” resmine ve 18 Ocak‘ta izlenimciliği başlatan “Impression : Sun Rise” resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.
Ressam : Amedeo Modigliani (1884-1920) Resmin Adi : Chaim Soutine (1917) Nerede : National Gallery of Art, Washington, ABD Boyutu : 91,7 cm x 59.7 cm Modigliani sadece kadınların portresini yapmıyordu elbette. Soyut dışavurumcu ressam Chaim Soutine ile çok yakın arkadaşlardı. O dönemlerde, kimsenin anlamadığı sanatlarını icra ederken, birbirlerine... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Amedeo Modigliani (1884-1920)
 
Resmin Adi : Chaim Soutine (1917)
 
Nerede : National Gallery of Art, Washington, ABD
 
Boyutu : 91,7 cm x 59.7 cm
 
Modigliani sadece kadınların portresini yapmıyordu elbette. Soyut dışavurumcu ressam Chaim Soutine ile çok yakın arkadaşlardı. O dönemlerde, kimsenin anlamadığı sanatlarını icra ederken, birbirlerine destek oldular, birbirlerini yüreklendirdiler. Modigliani, Soutine’in bir çok portresini yaptı, hatta hızını alamayıp bir tanesini bir kapının üzerine bile boyadı. Bu kadar sevgi ve hayat dolu olan Modigliani’nin hayatının çok genç ve çok acı sonlanması haksızlık. Hayatının aşkı Jeanne Hebuterne’i konu aldığı portreler, bugün 30 milyon dolara alıcı buluyor. Halbuki onu hayatının son günlerine sürükleyen şey parasızlıktı. Modigliani ve Hebuterne’in insanı “Love Story” kadar üzen hikayelerini  8 Mayıs‘ta “Jeanne Hebuterne with Necklace” resmi eşliğinde anlatmıştım. 24 Haziran‘da “Portrait of Jeanne Hebuterne”  ve 16 Kasım‘da ise “Female Nude” resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz, tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : Michelangelo (1475-1564) Resmin Adi : Creation of the Sun, Moon and plants (1511) Nerede : Sistina Şapeli, Vatikan Boyutu : 4,8 m x 2,3 m Sistine Şapel tavanındaki yaradılış hikayelerinden biri de bu, güneş, ay ve bitkilerin yaradılışı. Michelangelo, tıpkı “İlk Günah ve Cennetin Bahçesinden Aforoz” resimde iki günü birlieştirdiği gibi, bu... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Michelangelo (1475-1564)
 
Resmin Adi : Creation of the Sun, Moon and plants  (1511)
 
Nerede : Sistina Şapeli, Vatikan
 
Boyutu : 4,8 m x 2,3 m
 
Sistine Şapel tavanındaki yaradılış hikayelerinden biri de bu, güneş, ay ve bitkilerin yaradılışı. Michelangelo, tıpkı “İlk Günah ve Cennetin Bahçesinden Aforoz” resimde iki günü birlieştirdiği gibi, bu resimde de yaradılıştaki 4. ve 5. günleri bir arada anlatıyor.  Sağ taraftaki tanrı, tüm kudreti ve heybetli hayliyle güneş ve ayı birbirinden ayırıyor! Michelangelo’nun tanrı tasvirlerinin benzersiz olduğu söylemiştim, her zaman aksiyon halinde ve yakıp yıkıyor. Aziz ve ulu bir tasvirle bize yukarıdan bakmıyor. Peki sağdaki Tanrı da, en az Jennifer Lopez’inki kadar dikkat çeken poposuyla soldaki kim? O da Tanrı! İşte tam o anda sağ kolunu bitkilere doğru uzatmış, dünyaya sebzeler, meyveler bahşediyor. Michelangelo’dan başka Tanrı’yı bu açıdan çizmeye kim cesaret edebilirdi ki? Bu gerçekçi hikaye anlatma üslubunu, Rönasans gibi Vatikan’ın, din adamlarının baskısı altında hayat bulmaya çalışan bir sanat ortamında, başarabilen bir kahramanım Michealgelo vardı. Leonardo bir hinlik yapıyorsa gizliyordu, ama Michelangelo’nunkiler gün gibi ortadaydı hep. Hem de saygısızlık yapmadan, küstah ve alaycı olmadan, en gerçekçi haliyle Tanrı’yı arkadan bile resmedebilecek bir o vardı. Hayranınım Michelangelo! Günde1Resim’de geçtiğimiz 11 ay içinde sadece çok beğendiğim ressamları anlattım ama bir sıralama yapmam gerekirse tüm zamanlar içinde en hayran kaldığım Michelangelo’ydu. Michelangelo’nun hayatını, 25 Mart’ta “Adem’in Yaradılışı” resmi eşliğinde anlatmıştım. 25 Mayıs’ta  “Son Yargılama”ya, 26 Temmuz’da“Prophet Ezekiel‘e, 25 Eylül’de “Original Sin and the Banishment from the Garden of Eden“a ve 25 Kasım’da Delphic Sibyl‘e yer vermiştir, hatırlamak isterseniz linklere tıklayın. 
Ressam : Frida Kahlo (1907-1954) Resmin Adi : The Suicide of Dorothy Hale (1938-39) Nerede. : Phoenix Art Museum, Phoenix, ABD Boyutu : 60,4 cm x 48,6 cm Arkadaşı Dorothy Hale’in intiharı, o dönemde Rivera ile evliliği çankantılı olan Frida’yı derinden etkilemişti. Ve belki kendi aklından da geçen intihar düşüncelelerini aktarmak için bu resmi... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Frida Kahlo (1907-1954)
 
Resmin Adi : The Suicide of Dorothy Hale (1938-39)
 
Nerede. : Phoenix Art Museum, Phoenix, ABD
 
Boyutu : 60,4 cm x 48,6 cm
 
Arkadaşı Dorothy Hale’in intiharı, o dönemde Rivera ile evliliği çankantılı olan Frida’yı derinden etkilemişti. Ve belki kendi aklından da geçen intihar düşüncelelerini aktarmak için bu resmi kullandı. Dorothy Hale, dillere destan güzelliği olan bir kadındı. Zengin eşi sayesinde sosyeteye girmişti ancak onun amacı aktrist olmaktı. Amma velakin çok veteneksiz olduğu söyleniyor, ve de bahtsız. Kocasını bir trafik kazasında kaybettikten sonra hem maddi hem de manevi olarak çöktü. Üzerine birkaç başarısı ilişki onu bitirdi. İntihar ettiği gece, en sevdiği arkadaşlarını evine çağırdı, uzun bir yolculuğa çıkacağını, bundan önce vedalaşmak istediği söyledi. Evdeki güzel sohbetten sonra, yine arkadaşlarıyla Oscar Wilde’ın oyununa gitti. Aktrist olamamıştı belki ama izlemek de harikaydı onun için belli ki. Arkadaşları geceye partide devam ederken, o gece 1 gibi evine döndü. Tüm yakınlarına tek tek mektup yazdı, avukatına vasiyetini yazdı. İtinayla ve kararlılıkla o geceye hazırlandı resmen. Sonrasında ise Hampshire House’un 16. katında bulunan dairesinin camından kendini aşağı bıraktı. Üzerinde en sevdiği elbisesi vardı. Oyun yazarı, Vanity Fair’in yayıncısı aynı zamanda kongre üyesi olan Clare Boothe Luce, Dorothy’nin çok yakın arkadaşıydı. Arkadaşı olduğunu bildiği Frida’dan Dorothy’yi anmak için bir resim yapmasını istedi, Luce bu resmi Dorothy’nin annesine hediye edip, taziyelerini sunacaktı, kızını Frida’nın resminde ölümsüzleştirmiş olacaktı. Frida zevkle işi kabul etti, dedim ya o dönem  kendi kafası da karışık olduğundan aklında bir sürü fikir vardı. Frida, Luce’ye “ex-voto” tarzında yapacağını söyledi, bunun Frida’nın istediği şekilde yapılacak güzel bir portre olacağını düşünen Luce anlamadan tamam dedi. Halbuki “ex-voto” standart bir resim tarzı değildi, ölüm-kaza gibi olay anlarını tüm çıplaklığı ile anlatmak, altına bu konuda bir de yazı yazmaktı. Luce resmi görünce elbette çıldırdı. Dorothy’nin annesine, kızının an be an düşüşünü gösteren, yerde kanlar içinde yatan halini nasıl gösterecekti. Resmin altında şöyle yazıyordu: “21 Ekim 1938’de New York’ta sabah saat 6’da, Dorothy Hale kendini Hampshire House’daki dairesinin pencereden atlayarak intihar etmiştir. Bu resim onun anısına Frida Kahlo tarafından yapılmıştır”. Frida’ya bakın siz, resmi yaptıran Luce’den bahsetmemiş bile, sanatçı egosu… Luce önce resmi yakıp yırtmak istedi, sakinleştikten sonra düzeltme ise yaptırır: “Bu resim Clare Boothe Luce tarafından, Dorothy’nin annesi için, Frida Kahlo’ya yaptırılmıştır”. Luce, resmi yine de korkunç bulur, Dorothy’nin annesine veremez, arkadaşı Frank Crowninshield’e verir. Frank vefat ettikten sonra, resim bir süre ortalıkta görünmez. Bir gün Phoenix Müzesi’nin kapısında beliriverir. Müze elbette o gün bugün resme gözü gibi bakıyor. Resimdeki üç boyut etkisi çok etkili. Dorothy’nin atladığı, düşmekte olduğu ve düştüğü 3 hali de görünüyor. Yerde yatan hali, resmin neredeyse önünde gibi. Çerçeveyi boyaması ve çerçevede kanın izlerinin aşağıdan yukarı yayılma hissi tam Frida’ya yakışır fikirler. Çılgın kadın Frida’nın hayatını 13 Nisan‘da “The two Fridas” resmi eşliğinde anlatmıştım. Onu resme başlatan, ilk otoportresini ise 30 Haziran‘da anlatmıştım. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : Franz Stuck (1863-1928) Resmin Adi : Mary with a red Hat (1902) Nerede : Özel Koleksiyon Boyutu : 31 cm x 29 cm Franz Stuck gibi çizgisi çok belli bir ustayı bile ara sıra yoldan çıkaran, Frida’nınkiler gibi capcanlı resimler yapmaya iten bir şeyler olabilir, mesela çok sevdiği ailesi. Resimlerinde, izlenimcilik, kübizm ya da sembolizm... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Franz Stuck (1863-1928)
 
Resmin Adi : Mary with a red Hat (1902)
 
Nerede : Özel Koleksiyon
 
Boyutu : 31 cm x 29 cm
 
Franz Stuck gibi çizgisi çok belli bir ustayı bile ara sıra yoldan çıkaran, Frida’nınkiler gibi capcanlı resimler yapmaya iten bir şeyler olabilir, mesela çok sevdiği ailesi. Resimlerinde, izlenimcilik, kübizm ya da sembolizm gibi gerçekçilik içermeyen akımlar üzerinde çalışmış ressamların, aslında gerçekçi resim çizmede de ne kadar başarılı olduklarını, sadece tercih etmediklerini bize hatırlatmaları çok hoşuma gidiyor. Stuck’ın hayatını “The Guardians of Paradise” resmi eşliğinde 27 Mayıs‘ta anlatmıştım. 26 Ağustos‘ta “The Sin”, 10 Kasım‘da ise “Salome” resimlerine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.
Ressam : Antonio Mancini (1852-1930) Resmin Adi : Il Saltimbanco (1879) Nerede. : Philadelphia Museum of Art, Philadelphia, ABD Boyutu : 203,8 cm x 110,8 cm İtalyan dahi Mancini’nin hastalanmadan önce yaptığı resimlerden biri bu. Bu resme bakınca, ona bu dönemlerde neden “yaşayan en yetenekli ressam” olarak anıldığını anlıyorum. Saltimbanco ismi... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Antonio Mancini (1852-1930)
 
Resmin Adi : Il Saltimbanco (1879)
 
Nerede. : Philadelphia Museum of Art, Philadelphia, ABD
 
Boyutu : 203,8 cm x 110,8 cm
 
İtalyan dahi Mancini’nin hastalanmadan önce yaptığı resimlerden biri bu. Bu resme bakınca,  ona bu dönemlerde neden “yaşayan en yetenekli ressam” olarak anıldığını anlıyorum. Saltimbanco ismi bizim meşhur Cirque du Soleil gösterilerinden aşina olduğumuz bir isim. Saltimbanco, İtalyanca “saltare in banco” yani bankın üzerinden atlayan anlamına geliyor. Mancini Napoli’de olduğu dönemde, fakir, küçük çocukların, sirklerde, sokak eğlencelerinde çalıştığına şahitlik etmiş ve bu konudan çok etkilenmiş. Resimde çocuğun ait olmadığı bir ortamda, kendini rahat hissetmediği gösteri kıyafetleri içinde, kendini koruyan, ellerini kavuşturmuş halini görüyoruz. Elinde de bir tavuskuşu tüyü, yaptığı akrobatik hareketlerden çarpılmış, çizilmiş bacaklarıyla, hüzünlü bir duruşu var.  Resmin sahibi Philadelphia müzesi, elleri göğsünde kavuşmuş bu duruşun, İsa’ya bir gönderme olduğunu düşünüyor. Tıpkı onun gibi acı geçen, bir küçük insan Saltimbanco. Mancini’nin hayatını muhteşem “Restling” resmi eşliğinde 1 Haziran‘da anlatmıştım. 4 Ağustos‘ta ilginç oto-portresine, 8 Eylül‘de ise “Portrait of a Child” resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890) Resim : The Bedroom (1888) Nerede : Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda Boyutu: 72 cm x 90 cm Tahmin ediyorum, pek çoğumuzu Van Gogh’la tanıştıran, daha çocuk yaşta onu sevmemizi ve eğlenceli bulmamızı sağlayan bu resimdi. Arles’teki meşhur sarı evinde bulunan yatak odası. Van Gogh resmi yapmadan önce odayı... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Vincent Van Gogh (1854-1890)
 
Resim : The Bedroom (1888)
 
Nerede : Van Gogh Museum, Amsterdam, Hollanda
 
Boyutu: 72 cm x 90 cm
 
Tahmin ediyorum, pek çoğumuzu Van Gogh’la tanıştıran, daha çocuk yaşta onu sevmemizi ve eğlenceli bulmamızı sağlayan bu resimdi. Arles’teki meşhur sarı evinde bulunan yatak odası. Van Gogh resmi yapmadan önce odayı itinayla dekore etmiş. Theo’ya yazdığı mektupta, resmin en önemli özelliğinin renkleri olduğunu söylemiş. Tek tek anlatmış, duvarlar solgun menekşe, yatak ve sandalyeler taze tereyağı renginde, kapılar lila… Bu gördüğünüz resim, Van Gogh’un anlattığı renklere uyacak şekilde düzenlenmiş bir versiyonu, resim orjinalini görebilmemiz için özellikle bunu koydum. Resmin bugünkü  halinde ise renklerde değişim var, araştırmacılar renklerde özellikle kırmızı pigmentin solduğunu söylüyor, işte bu sebeple lila olan kapı mavi, ve diğer renklerde de solgunluk var. Resmin bugünkü halini detaylı bir şekilde görmek isterseniz burada. Araştırmacılar, Van Gogh’un gözünden bir canlandırma yapmak için Arles’teli sarı evin bu odasını yeniden aslına uygun dekore etmişler, bu fotoğrafa bir bakın, bu harika odada kim yaşamak istemez ki! Van Gogh bu resimden itinayla 2 kopya daha yapmış, yani onun da favorilerinden. Yatak odasının pencerelerine dikkat ederseniz yeşil kepenkler kapalı. Duvardaki resimler de yine kendi yaptıklarından. Sağdaki portrelerden biri Paul-Eugene Milliet, diğeri Eugene Boch‘a ait. Tavanı özellikle basıp yapmış, Japon etkisi vermek için. Perspektif ise yine bilinçli olarak biraz garip. Evin sağ tarafı biraz yamukmuş, Van Gog sağ taraftan tavanı göstererek bu durumu da dahil etmiş resmine. Bu yer verdiğim 8. Van Gogh resmi oldu, 25 Şubat gelmeden mutlaka yer vermem gereken 2 resmi daha var. Van Gogh’un hayatını “Yıldızlı Gece” resmi eşliğinde 13 Mart‘ta anlatmıştım. Theo’nun oğlu için yaptığı Almond Blossom’a 26 Haziran‘da, Ayçiçekleri’ne 29 Temmuz‘da, The Courtesan’a  29 Ağustos‘ta, Sarı Ev’e 20 Eylül‘de, “Wheatfield with Crows”a 1 Kasım‘da ve “Trees and Undergrowth”a 26 Aralık‘ta vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın. Her resimde Van Gogh ile ilgili başka bir şey keşfedeceksiniz.
Ressam : Marc Chagall (1887-1985) Resmin Adi : View from a Window - Vitebsk (1908) Nerede. : View from a Window , Moskova, Rusya Boyutu : 49 cm x 36,3 cm Ailesi, “avukat ol”, “doktor ol” diye tutturan ressamların bile, bu baskıdan kaçıp, hayalinden vazgeçmeden ressam olması çok ilham vericiyken, bir de Marc Chagall’ı düşünün. Vitebsk’li genç... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Marc Chagall (1887-1985)
 
Resmin Adi : View from a Window - Vitebsk (1908)
 
Nerede. :  View from a Window , Moskova, Rusya
 
Boyutu : 49 cm x 36,3 cm
 
Ailesi, “avukat  ol”, “doktor ol” diye tutturan ressamların bile, bu baskıdan kaçıp, hayalinden vazgeçmeden ressam olması çok ilham vericiyken, bir de Marc Chagall’ı düşünün. Vitebsk’li genç ressam adayı yahudi olduğundan, hem resim okulunun bulunduğu St.Petersburg’da yaşaması, hem de resim okulunda okuması yasaktı. Bu yapılan ayrımcılıklar, bugün herkesin utancı. Marc Chagall’daki azmi düşünün, tüm sisteme karşı gelip, bir yolunu buldu ve çok sevdiği resimden hiç vazgeçmedi. Resimlerinde, bir çocuğun hayal dünyası gibi görünen etkileyici komposizyonları vardı. Ama bu pencereden dışarı bakış da onun sevdiği konulardandı. Chagall’ın meşakatli hayatını ve “Kemancı” adlı “Damdaki Kemancı” müzikaline ilham veren resmini 16 Nisan‘da anlatmıştım. “Birthday” resmine 10 Haziran‘da, “I and the Village” resmine ise 3 Ekim‘de yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.  
Ressam : Camille Pissarro (1830-1883) Resmin Adi : Boulevard des Italiens, Morning, Sunlight (1897) Nerede : National Gallery of Art, Washington ABD Boyutu : 73,2 cm x 92,1 cm Pissarro bu yıllarda, Paris’in kalabalık sokaklarını bir pencereden gözetlercesine resmetmeye takıktı. Ardı ardına o kadar çok aynı açıdan resim yapıyordu ki, onu defalarca... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Camille Pissarro (1830-1883)
 
Resmin Adi : Boulevard des Italiens, Morning, Sunlight (1897)
 
Nerede : National Gallery of Art, Washington ABD
 
Boyutu : 73,2 cm x 92,1 cm
 
Pissarro bu yıllarda, Paris’in kalabalık sokaklarını bir pencereden gözetlercesine resmetmeye takıktı. Ardı ardına o kadar çok aynı açıdan resim yapıyordu ki, onu defalarca aynı manzarayı resmetmeye teşvik eden şeyin ışık ve renk olduğunu ispatlarcasına, resimlerine günün saatini ve mevsimi de not olarak ekliyordu. Örneğin bu bulvarın güneşli bir sabah saati. Daha önce Montmartre bulvarında yaptığı resimlere 2 kez yer vermiştim, bu da İtalyan Bulvarı’ndan. Pissarro çevresindekileri yüreklendirici mizacıyla, sadece izlenimcilerin değil, kendi ailesinden 9 ressamın da “babası” olmuştu. Pissarro’nun hayatını “The Boulevard Montmartre on a Winter Morning” resmi eşliğinde 22 Mart‘ta anlatmıştım. 25 Temmuz‘da ”The Boulevard Montmartre at Night” ve “Self-portrait” resmine ise 1 Eylül‘de yer vermiştim, hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.
Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926) Resmin Adi : Impression : Sun Rise (İzlenim : Gündoğumu) (1873) Nerede : Musee Marmottan, Paris, Fransa Boyutu : 48 cm x 63 cm İşte o resim, izlenimciliğe adını veren, herşeyi başlatan bu resim! Monet, 1869’da başarısız kariyeri, zorlu özel hayatı, bir de üstüne parasızlık derken kendini Seine nehrine atıp,... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Claude Oscar Monet (1840-1926)
 
Resmin Adi : Impression : Sun Rise (İzlenim : Gündoğumu)
 (1873)
 
Nerede : Musee Marmottan, Paris, Fransa
 
Boyutu : 48 cm x  63 cm
 
İşte o resim, izlenimciliğe adını veren, herşeyi başlatan bu resim! Monet, 1869’da başarısız kariyeri, zorlu özel hayatı, bir de üstüne parasızlık derken kendini Seine nehrine atıp, intihar etmişti. Tam bir çöküş! Anlatmıştım, hatırlarsınız. Ölmeyince şansını zorlamaya karar verdi, savaştan kaçıp Londra’ya gitti, Turner onu büyüledi. Paris’e geri döndüğünde sanat tarihini değiştirecek, Fransa’yı resim sanatında yep yeni bir yere taşıyacak dev adımını attı. Bu resme Impression yani İzlenim adını vermişti. Gözüyle gördüğünü, manzaranın açık havadaki görüntüsünü baz alarak değil de, ışığın ona sunduğu yanılsamayı resimlerine aktarmaya karar vermişti. Resmi görenler şoka girdi, dalga geçti. Aslını beceremediği için -miş gibi yapmış, izlenimini aktarmış dediler. İzlenimci sözü, bir hakaret gibi kullanılmaya başladı. Sonrasını biliyorsunuz, Salon’a kaşı gelen bir grup arkadaş bu tarzda resimler yapmayı sürdürdü, kendi sergilerini açtı ve dünyaya yepyeni bir akım kazandırdı. İlginç bir site buldum, resimdeki ışık ve renkler değiştiğinde yarattığı ilüzyonu anlatıyor. Bu linkte Monet’nin İzlenim resminin ışığıyla oynayabilirsiniz, diğer linkleri de karıştırırsanız, ilginç şeyler var. Monet’nin hayatını “The Water Lily Pond” resmi vesilesiyle30 Mart‘ta anlatmıştım. 13 Haziran‘da “The Houses of Parliement” resmine, 5 Ağustos‘ta “Madame Monet and her Son” resmine, 31 Ağustos‘ta “The Corner of the Apartment” resmine ve 26 Eylül‘de devasa “Reflections of Clouds on the Water-Lily Pond” resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.
Ressam : Pierre Auguste Renoir (1841-1919) Resmin Adı : Two Sisters - On the Terrace (1881) Nerede : Art Institute of Chicago, Chicago, ABD Boyutu : 100,5 cm x 81 cm Renoir’ın terastaki iki kız kardeşi tasvir eden bu çarpıcı resmi bana hep başka bir dönemden gibi geliyor. Halbuki tam da Luncheon of the Boating Party’yi yaptığı yıldan. Renkler çok... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Pierre Auguste Renoir (1841-1919)
 
Resmin Adı : Two Sisters - On the Terrace (1881)
 
Nerede : Art Institute of Chicago, Chicago, ABD
 
Boyutu : 100,5 cm x 81 cm
 
Renoir’ın terastaki iki kız kardeşi tasvir eden bu çarpıcı resmi bana hep başka bir dönemden gibi geliyor. Halbuki tam da Luncheon of the Boating Party’yi yaptığı yıldan. Renkler çok parlak, yüzler çok keskin. Fondaki manzara fazlasıyla izlenimci olduğundan, kızların tek renk kıyafetleri, yüzleri ve hatta gözleri neredeyse gerçekçi kalmış. Renoir’ın hayatını Dance at Le Moulin de la Galette resmi eşliğinde 12 Mart‘ta kısaca anlatmıştım. 6 Kasım‘da Luncheon of the Boating Party ve 11 Aralık‘ta The Theather Box resmine yer vermiştim. Hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.
Ressam : Pablo Picasso (1881-1973 ) Resmin Adi : Nude, Green Leaves and Bust (1932) Nerede. : Özel Koleksiyon Boyutu : 164 cm x 132 cm Son iki gündür Feininger ve Hala Asaf gibi kübizm ile flörtleşen ressamların resimlerine yer verince, kübizmi damardan almak kaçınılmaz oldu. Zaten Picasso’dan en son yer verdiğim resmi de 1901’de, yani kübizmi... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam : Pablo Picasso (1881-1973 )
 
Resmin Adi : Nude, Green Leaves and Bust (1932)
 
Nerede. : Özel Koleksiyon
 
Boyutu : 164 cm x 132 cm
 
Son iki gündür Feininger ve Hala Asaf gibi kübizm ile flörtleşen ressamların resimlerine yer verince, kübizmi damardan almak kaçınılmaz oldu. Zaten Picasso’dan en son yer verdiğim resmi de 1901’de, yani kübizmi keşfetmeden önce yaptığı resmiydi, fazlasıyla zamanı gelmişti. Resimdeki kadın Picasso’nun yıllarca sakladığı metresi Marie-Therese Walter. İlişkileri 1927’de başlamıştı ama Picasso onu arkadaşlarından bile gizledi, karısı Olga’ya laf gitmemeliydi. Walter’a feci şekilde düşkündü. İlişkilerinin 4. yılından itibaren de bir seri resmini ve heykelini yapmaya başladı. Resimdeki nü Walter, ve büst de Walter’a ait. Arka fonda mavi perdeler, gizli saklı, yani perdeler arkasındaki ilişkilerini yansıtıyor. Resmin çok romantik kısmı ise büstün arkasına düşen iki farklı gölgede. Dikkat ederseniz gölgelerden biri büstün soluna, diğeri sağına düşmüş. Işık kurallarna aykırı değil mi? Picasso’ya göre Walter’ın nü hali, tüm vücudundan öylesine ışık saçıyor ki, adeta tüm evreni aydınlatıyor. Gövdesinden çıkan ışığın gölgesi sağa, bacaklarından çıkan ışığın gölgesi ise sola vurmuş. Walter için oldukça gurur okşayıcı olmalı! Bu resim koleksiyoner  Frances Lasker Brody tarafından 1936’da satın alınmış ve Brody koleksiyonun bu en değerleri parçasını daima gözlerden uzak tutmuş. Sadece 1 kez, o da Picasso’nun 80. yaşı şerefine sergilenmiş. Brody 2009’da vefat ettiğinde hemen satılmasına karar verilmiş. Resim daha satışa çıkmadan 80 milyon dolar gibi bir para biçilmiş. Resim iki dev açık arttırma firması olan New York’tan Christies ve Londra’dan Sotheby’s arasında konkur konusu olmuş. Açık arttırma yapmaya hak kazanan Christies, resmi 4 Mayıs 2010’da tam 106,5 milyon dolara satmış. Bunun 95 milyon doları resim için, %12lik komisyon tutarı olan 11,5 milyon dolar ise garibim Christies’in masrafları için :) Sonuçta Londra o kadar şanslı bir şehir ki, resim bir koleksiyonerin olmasına rağmen, Tate Modern’e kiralanmış ve görülebilir durumda. Picasso’nun hayatını, eğlenceli Las Meninas resmi eşiliğinde 6 Mart‘ta anlatmıştım.  Les Demoiselles d’Avignon resmine 15 Haziran‘da, Guernica resmine 23 Ekim‘de ve The Wait - Margot resmine 8 Aralık‘ta yer vermiştim. Resimleri ve Picasso’yu hatırlamak isterseniz, tarih linklerine tıklayın. 
Ressam : Hale Asaf (1905-1938) Resim : Self-Portrait (Otoportre) Nerede : Özel Koleksiyon (Emel Korutürk) Boyutu : 50 cm X 36 cm Hale Asaf, kısacık yaşamında bir taraftan hastalıklarla mücadele etmiş, bir taraftan resim tutkusuyla Avrupa - İstanbul arasında mekik dokumuş önemli bir kadın ressamdı. Hala Asaf İstanbul’da doğdu, Notre Dame de Sion’da... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam  : Hale Asaf (1905-1938)
 
Resim  :  Self-Portrait (Otoportre)
 
Nerede  : Özel Koleksiyon (Emel Korutürk)
 
Boyutu  : 50 cm X 36 cm
 
Hale Asaf, kısacık yaşamında bir taraftan hastalıklarla mücadele etmiş, bir taraftan resim tutkusuyla Avrupa - İstanbul arasında mekik dokumuş önemli bir kadın ressamdı. Hala Asaf İstanbul’da doğdu,  Notre Dame de Sion’da okudu. Akciğerleri kistlerle doluydu, ameliyatları çocuk yaşında başladı. Asaf, aynı zamanda ilk Türk kadın ressamlardan Mihri Müşvik’in yeğeniydi. Resim konusunda ilk eğitimini teyzesinin yanında Roma’da aldı. Mihri Müşfik’in özelliği sadece ilk kadın ressamlardan olması değil, aynı zamanda gerçekçilik konusunda çok yetenekli olmasıydı. Pastel boya ile yaptığı otoportresi, ki pastel boya ile insan betimlemek ne kadar zordur, bunun ispatıdır.  Fransızca bilmesinin avantajıyla Paris’e gitti, resim tekniğini ve vizyonunu geliştirdi. Berlin’de güzel sanatlarda okumaya hak kazandı ve burada iyi bir eğitim aldı, çevre edindi. Berlin’de Fikret Mualla ile arkadaş olmuştu. Hastalığı tekrar nüksedince, Berlin’de bir ameliyat daha oldu. Kurtuluş Savaşı’nın çıkmasıyla ailesinin dengeleri değişir, babası Mısır’a kaçmıştır. İyi bir ortam edinmesine rağmen, İstanbul’dan gelen para kesilince, mecburen yurda döndü. Bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitimine devam etti, İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu. Cumhuriyet dönemi gençlerinin şanslılarındandı, burs ile Almanya’ya eğitim için gönderilir. Üretken bir döneme girmiştir, pek çok sergiye katılır. Paris’i tekrar ziyaret eder, fovizm ve kübizm üslubunda resimler yapan Andre Lhote’nin öğrencisi olur. 1928’de Türkiye’ye tekrar döndüğünde, tıpkı Malik Aksel gibi, aydın Türk gençlerinin o dönemde en önemli vazifesi olan öğretmenliğe soyunur. Hem resim hem de Fransızca dersleri verir. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği’nin kurucularından olur. 1931’e kadar Türkiye’de üretkenliği sürdürür. Ancak hastalığı sebeiyle tekrar ameliyat için Paris’e gider. Burada yasaklı İtalyan yazar Antonio Aniante ile tanıştı. Aşk için zorlu şartlarda bir yaşamı kabul eder ve 35 yaşında hastalıktan vefat edene kadar Paris’te  Antonio ile birlikte yaşamıştır. Bu portre Paris’teki hocası Andre Lhote’nin ona kazandırdıklarıyla kübizm etkisinde yaptığı otoportredir. Tekniğinin güzelliği kadar, kendini bir Türk kadını olarak tasviri de çok önemlidir. Kadınsı yönlerini geride bırakmış, ayağı sağlam basan, kendinden emin genç Türk kadınlarını bu otoportre vesilesiyle yansıtmıştır. Hale Asaf’ın bu resmini ilk kez, İstanbul Modern’de şu an devam eden “Hayal ve Hakikat” sergisinde gördüm. Bu sergide yukarıda bahsettiğim teyzesi Mihri Müşvik’e ait otoportre de var. Sergi 22 Ocak’a kadar devam ediyor, yani bu harika resimleri görmek için 1 hafta süreniz kaldı.
Ressam : Lyonel Feininger (1871-1956) Resim : Gaberndorf II (1924) Nerede : The Nelson-Atkins Museum of Art, Kansas, ABD Boyutu : 100,17 cm X 91,44 cm Alman dışavurumcu ressam Feininger’in Paris’te kübizmle tanışıp etkilendiğinden bahsetmiştim. Bu kübizm üslubunda yapılmış resimler arasında, ışığı ön plana tutmasıyla oldukça farkedilir bir... - http://gunde1resim.com/post...
Ressam  : Lyonel Feininger (1871-1956)
 
Resim  :  Gaberndorf II (1924)
 
Nerede  : The Nelson-Atkins Museum of Art, Kansas, ABD
 
Boyutu  : 100,17 cm X 91,44 cm
 
Alman dışavurumcu ressam Feininger’in Paris’te kübizmle tanışıp etkilendiğinden bahsetmiştim. Bu kübizm üslubunda yapılmış resimler arasında, ışığı ön plana tutmasıyla oldukça farkedilir bir manzara. Resmin adı olan Gaberndorf, orta Almanya’da Weimar şehrine bağlı küçük bir köy. Feininger’in hayatını ve Jesuiten III isimli dışavurumcu-kubizim arasında kalmış resmini 3 Temmuz‘da anlatmıştım. Resim 23,3 milyon dolara satılmıştı. Feininger’in Uprising isimli dışavurumcu üsluptaki resminden ise 28 Ağustos‘ta bahsetmiştim, resim isyancılarla doluydu ama neye isyan ettikleri belirsiz, tam bir komedi! Resimleri ve Feininger’in hayatını hatırlamak isterseniz tarih linklerine tıklayın.
Other ways to read this feed:Feed readerFacebook