meselenin bu sayısı güzel olmuş. ismet akça'nın bu yazısı, masis kürkçügil'in röpörtajı ve 12 eylül ve şiir yazısı özellikle. miroğlu röpörtajı ise kürtlerin solla ilişkilerini artık nasıl tanımladıklarını veya solu nasıl değerlendiklerini görmek açısından eskilerin deyimiyle ibret vericiydi.
- arda
"AKP’nin hegemonya projesine (aktif veya pasif) destek veren farklı kesimleri bir araya getiren politik söylem ise otoriter popülistti. Popülizm en geniş tabiriyle siyasetin çatışma eksenini iktidar bloğu karşısında halk (veya millet) bloğu şeklinde kuran, bu bloklar altında farklı sınıfsal ve diğer toplumsal kesimleri dizen, bunu da ideolojik çağırmalar kadar patronaj ilişkilerine dayalı yeniden dağıtım mekanizmalarıyla gerçekleştiren bir siyaset tarzı olarak tanımlanabilir. AKP, bu anlamda, Türkiye’de merkez sağın popülist söylemini devralarak Türkiye’de iktidar bloğunun Kemalist askeri-sivil bürokratik elitlerden (buna klasik merkez sağdan biraz daha farklı olarak zaman zaman, Refah Partisi’nde daha net ve açıkça zikredilen, sırtını devlete dayamış Batıcı- modernleşmeci büyük sermaye de ekleniyor), bunun karşısında millet bloğunun ise işçi, köylü, memur, esnaf, zanaatkar, tüccar, sanayici, sessiz muhafazakar kitleden oluştuğunu vazediyor. Hal böyle olunca Türkiye’de siyasal iktidar sınıfsal değil bürokratik niteliğiyle tarif ediliyor, burjuvazinin kendisi de bu yapı altında ezilenler arasında diziliyor. Eğer kapitalist hegemonya her şeyden önce sınıfsal çelişkilerin depolitizasyonu ise merkez sağ popülist siyasetin bizatihi kendisi hegemonik bir sınıf siyaseti aslında."
- felix
"Paradoksal biçimde Ortodoks Marksizmin çocukluk hastalığı diyebileceğimiz aşamacılık, düz çizgisel tarih anlayışı (önce burjuva demokratik devrim sonra sınıf mücadelesi ve sosyalist devrim) bu ortodoksiyi en çok eleştirenlerce yeniden üretiliyor. Normal olandan sapmış bir tarihin normalleşmesi üzerine kurulu böyle bir okuma idealleştirilmiş bir Avrupa burjuva toplumu gelişimi üzerinden Türkiye tarihini bir yoklar, anormallikler tarihi olarak okuyor ve tarihin normalleşme yönünde akışı üzerinden bir politik beklenti kuruluyor. 38 Bu tarz bir aşamacılık demokrasi ve sosyalizm arasında bir öncelik sonralık ilişkisi kurarken siyasal olan iktisadi olan ayrımını da zımni olarak yeniden üretmiş oluyor. Bunun sonucu demokrasinin anlamının siyasal liberalizme hatta sadece sivilleşmeye sınırlanması oluyor ya da diğer demokrasi meselelerinin bir sonraki aşama gelene kadar paranteze alınması. Bu da Türkiye sosyalist solunda ciddi bir özgül demokratikleşme perspektifi ve stratejisinin yokluğuna işaret ediyor."
- felix
",Özgül bir demokratikleşme stratejisinin yokluğu, demokratikleşmeyi elitlerin yukarıdan aşağı bir biçimde demokrasiye geçiş sürecini yönetme meselesine de sıkıştırmaktadır. Aslında, Türkiye’de demokratikleşme tartışmasının girdiği bu kanal, Doğu Avrupa ülkelerinden Ortadoğu’ya uzanan bir coğrafyada, ana akım liberal ‘demokratikleşme’ söyleminin hegemonikleşmesidir: demokrasi elitlerin yukarıdan ve kurumsal siyaset kanalları aracılığıyla yürüttüğü bir reform sürecidir artık. Hâlbuki Geoff Eley’in isabetle vurguladığı üzere, geçmiş iki yüzyılda gerçekleşen her türlü demokratik ilerlemenin ardında geniş kitlelerin seferberliği ve kolektif eylemi vardır. Bu bakımdan demokratikleşme, reformlarla ‘yukarıdan’ gerçekleştirilen bir kurumsal değişimden ziyade, geniş kitleleri mobilize eden sosyal ve siyasal çatışmaların bir ürünü olarak görülmelidir. Demokrasi konusunda gerçek ilerlemeler, evrimsel bir kurumsal reform sürecinin neticesi olmaktan ziyade, eski iktidar biçiminin şiddetle sarsıldığı, eski düzeni besleyen meşruiyet kanallarının ortadan kalktığı büyük kitle seferberlik ve mücadeleleri dönemlerinde söz konusu olmuştur."
- felix
çok sağlam bir kaynaktan aldığım bir habere göre, birikim, ismet akça'nın bu yazısını yayınlamak istememiş.
- babeuf
inanırım laçiner'in geçen sayıdaki yazısının içeriğinden sonra şaşırmadım. zatı muhterem evet vermeyecekleri chp mhp koalisyonu için değirmene su taşımakla itham etmişti. bu yüzden de evet diyecek "gerçek ve vicdanlı" solcular bu ulusalcılarla kendini ayrıştırmalıymış. artık birarada durmanın gereği yokmuş. kendileri çok etkin bir toparlanma hamlesi yapıyorlarmış ama beceriksiz solcular bunları akp yardakçısı olarak atfediyormuş. tayyip'in 12 eylül'den bahsederken ağlaması (patetik durumu diyor ö.l.) önemliymiş. vs... bu zihniyette olanlar zaten kendilerinden başka kimseyi beğenmeyecektir. yeni yollarında kendilerine başarılar diliyorum.
- arda