Selim beyin bakış açısına pek katılmıyorum... Çünkü blog yazarları içerisinde bir grubun zamanla kaçınılmaz bir “doğal seleksiyon” sürecine girerek farklılaşacağına ve artık sadece “blogger” değil “internet gazeteciliği yapan profesyonel bireyler” sıfatını da taşımaya hak kazanacağına inanıyorum... (Devamı orijinal yazının altında... :) )
- Melih Cılga
Melih Cılga'nın da dediği gibi 'doğal seleksiyon' burada da işleyecektir. Blogger diye profesyonel bir iş de mecvut, hayatını blog yazarak kazanan adama blogger denmeyecek de ne denecek? Yorumlardaki fotoğrafçılık örneği olayı özetliyor.
- o.s.m.
Ancak benim esas takıldığım nokta şu kısım: "Bugün Marksçı olan, herhalde beş dakika sonra Hegelci olamayacağı gibi, hiçbir mesleği olmayan bir adam on dakika içinde kitapçı olamaz." Maksçı olmak için biraz Hegelci olmak lazım gelir; zira Marks'ın kendisi de felsefesini Hegelci tarih anlayışı üzerine kurmuştur. Hatta Heiddeger "Marks, Hegel'cilerin en büyüğüdür." buyurmuş:)
- o.s.m.
@Melih Cılga: İnternet’i “medya” olarak görmediğimi söylerken, amacım onu küçümsemek ya da küçültmek değil, “medya üstü” bir konumda gördüğümü anlatmaktı. Bloglar ve ‘micro-blog’ları geçtik, artık Facebook gibi arkadaşlık sitelerindeki profilleriniz üzerinden de “blogging” yapabiliyorsunuz. Uzak olmayan bir gelecekte her bir bireyin (belki de TC kimlik numaralarıyla bağlantılı:) bloglara sahip olma ihtimali zayıf değildir. Herkes bir şekilde kendini ifade imkanına kavuşacaktır diye düşünüyorum. Bu da, (eğer bu projeksiyon isabetliyse) ‘blogger’ olarak adlandırılan ayrı bir kitlenin olmayacağı anlamına gelir. Ben, “geçici bir durum” olarak nitelediğiniz “durum”da “geçmesini” beklediğiniz şeyin giderek artacağını düşünüyorum. İsterseniz buna yine de “sosyal medya” adını verebilirsiniz, ama bence sadece “sosyal” demek yeterli olacaktır.
- A. Selim Tuncer
Sizin tasvir ettiğiniz medya ise ayrışarak kendini gösterecektir. Bu medya, mevcut ‘blogger’lardan ve yeni iştirak eden profesyonellerden oluşabilir. Çünkü gördüğüm kadarıyla burada aradığınız şey, ‘blogger’ olmanın ötesinde nitelikler gerektirmektedir. Medya ahlakına ve gazetecilik donanıma sahip (veya bu donanımı kazanmış) bu insanların oluşturduğu medyaya da, haliyle “sosyal medya” denemez. (Anti sosyal medya diye bir şey olmadığına göre...) Nitekim “sosyal medya”, adını mecradan değil, içeriği oluşturan kitleden almaktadır.
- A. Selim Tuncer
@ orhan sener: Anladığım kadarıyla şöyle bir görüş ayrılığı var; ‘blogger’lar dünyasında yaşanan “doğal seleksiyon” sürecinin ardından "seçilmiş" olanlar hayatının idame ettirecek, diğerleri ise patır patır dökülecektir. Dökülenler “blog” işini bırakacaklarsa mesele yok, kalanlara ‘blogger’ demeye devam edebiliriz. Ama hem dökülenler hem de seçilenler ‘blogging’i sürdüreceklerse, o durumda hepsini aynı torbaya doldurmak zorunda kalırız.
- A. Selim Tuncer
Herkes torbadaysa, yani dışarıda kimse kalmadıysa, artık “torbanın içindekiler” diye bir tanımlamaya da gerek kalmayacaktır. Benim demek istediğim bu... Marksçı-Hegelci konusunu ise buralara götürmeye hiç gerek yok, çünkü örneği vermemdeki meramım çok açık. Materyalist-idealist de diyebilirdim. Her gün bir sürü insan bir gecede materyalistken idealist, idealistken materyalist oluyorsa, o başka! Ortada benim bilmediğim bir durum var demektir.
- A. Selim Tuncer
Dökülenlerin hepsinin bırakacağını sanmam; doğal sleksiyonun bu kadar mekanik bir şekilde işleyeceğini de sanmıyorum. Bir süre sonra maddi kazanç beklentisi ile bloglayanlardan başarısız olanlar yazmayı bırakacaktır, kalan başarılılara blogger dememizde ise zaten sizin de belirttiğiniz gibi bir sakınca yok. Diğer güruha (maddi kazanç amacı ile bloglayıp, kötü yazan ve başarısız olanlar) ne demek lazım, bilemedim.
- o.s.m.
Öte yandan maddi kazanç beklentisi olmadan bloglayanlar var; bazıları çok başarılı. Onların durumu daha da karmaşık. Üstüne bir de başarı/başarısızlık değerlerndirmesinin subjektifliği de eklenirse, bu isimlendirme konusu biraz sorunlu bir hal alıyor gibime geliyor. ‘Blogger’ kelimesine çok büyük bir anlam yüklemeyip, ‘blog yazan’ (bir meslek olarak blogcu değil) anlamında kullanırsak sorun kalmaz sanıyorum.
- o.s.m.
Bunun üstüne Andrew Keen’den şu alıntıyı yapmak farz oldu sanırım: "Web 2.0 worships the creative amateur: the self-taught filmmaker, the dorm-room musician, the unpublished writer. It suggests that everyone — even the most poorly educated and inarticulate amongst us — can and should use digital media to express and realize themselves. Web 2.0 'empowers' our creativity, it 'democratizes' media, it 'levels the playing field' between experts and amateurs. The enemy of Web 2.0 is 'elitist' traditional media."
- o.s.m.
Selim bey, dünkü yorumumda “geçici” dediğim durumun geniş kitleler nezdinde giderek artacağı konusunda haklısınız... Yani herkes gündelik hayatındaki en küçük ayrıntıyı saniye saniye internette yayınlamaya başlayınca (ki başladı bile), sanki arkadaşlarımızla paylaştığımız “sosyal hayat” ile bugün “sosyal medya” dediğimiz şey arasında fark kalmayacakmış gibi görünüyor olabilir... Fakat gündelik hayatı paylaşmak başka, “tüketim alışkanlıklarımızı ve markalarla ilişkilerimizi” paylaşmak başka... Yazınıza itirazım da bu çerçevedeydi zaten:
- Melih Cılga
Aslında uzun vadede haklısınız, çünkü eğer “User Generated Content” denilen kavramı sadece içeriği bilfiil üretmek değil, başkasının ürettiği içeriğe yorum ekleyerek arkadaşıma haber vermek anlamında da alırsak, bu geniş anlamıyla UGC sayesinde, sosyal hayat paylaşımı, “en güçlü içerik dağıtım kanalı / en etkili medya” haline gelecek, bir anlamda herkes blogger olacak belki de... Ama bugünkü duruma bakarsak, “markalı içerik tüketimi” ve medya üzerinden marka mesajlarına ulaşma alışkanlıklarımızda klasik mecraların belirleyiciliği hala devam ediyor, en azından “geek” azınlık haricindeki geniş kitleler için böyle...
- Melih Cılga
Evet, önümüzdeki yıllarda herkes hayatının her saniyesini blog’lamaya devam edecek, ama bu anlık paylaşımların çok azı “tüketim alışkanlıklarımızı” etkileme şansına sahip olacak. Dünkü yorumumda da çerçeveyi daraltarak, gazetecilik mesleğinden disiplin ve ahlak öğrendikten sonra pazarlama iletişimi sektörü ile buluşacak olan “profesyonel sosyal medya” yazarlarının ortaya çıkmasının ülkemizde henüz yeni yeni başladığından, bunun kaçınılmaz bir gelişme olacağından bahsettim. Bu pozitif süreç tamamlanınca gündelik hayatta markalarla ilişkilerimizi nasıl etkileyecek, sorusu etrafında fikir jimnastiği yapıyorum. Yoksa herkesin hayatının her saniyesini online yayımlamasını, markaların iletişim stratejileri açısından şimdilik pek ciddiye almıyorum...:)
- Melih Cılga
Kim ne derse desin... Öyle olmayacak. Başka bir şey olacak. İnternet ezberleri bozuyor. Klasik, etik, sosyal öğretiler internete uymuyor. Dayatmalar, bilinen kalıplar ters tepiyor.
- sunipeyk
@orhan sener: Şu anda anlaşamadığımız önemli bir ayrıntı yok gibi görünüyor.
- A. Selim Tuncer
@Melih Cılga: Şu anda anlaşamadığımız önemli bir ayrıntı yok gibi görünüyor. Yalnız, ben meseleye hiç “tüketim alışkanlıkları, marka ve pazarlama iletişimi” zaviyelerinden bakmamıştım.
- A. Selim Tuncer
@sunipeyk: Neyi, nasıl dayatabiliriz ki? Projeksiyonlar yaparken tabii ki “ezber bozan" gelişmeleri dikkate almalıyız, alıyoruz. Ama "Boşa konuşmayın, iş olduğu yere varacak nasıl olsa!" dersen fermuarları kapatırız. :)
- A. Selim Tuncer
Hocam estağfurullah, haddim değil, konuşmayın demek, olur mu hiç öyle şey. Yazınızdan çok genele, kendi görüşüm olarak yazmıştım. Kural budur, böyle yapılır demelerin pek geçerliliğini göremediğimden... Tam anlatamamışım :)
- sunipeyk
Hem hakkın hem haddin! N'olacak ki, sohbet ediyoruz şurda :)
- A. Selim Tuncer
Ben de Melih ve Selim üstadlara katılıyorum. Yazının aslına eklediklerim, ve tartışmaya değer bulduğum konular, burada genişce tartışıldı. Türkiye'de blog açan ve görüşlerini paylaşan (ve diğerlerinden feed-back alan) kaç tane sosyolog var. Kaç tane psikolog, kaç tane mimar, kaç tane dil bilimci var. Bunların bloglara gelmesi kaçınılmaz... Elbette nitelik arttığında nicelik biraz düşecek. Ama doğal seleksiyon'un sonucu bu.
- Uğur Özmen
Nicelik arttığında niteliğin düşmesi daha doğru değil mi Uğur Hocam?
- buraKargın
Burak, senin dediğin daha doğru. Sürekli olarak SEO'ya bakıp, Alexa ile kendini ölçenlerin nitelik sunmasının mümkün olmadığını da söylemiş oldun. (Katılıyorum) Şöyle söylemem lazımdı. "Nitelik arttığında, izleyicinin niceliği azalıyor"...
- Uğur Özmen
Bu en doğrusu oldu, medya sektöründe de bu kurallar geçerli bence.
- buraKargın
Evet Burak... Buna değinmiştim http://ugurozmen.com/blog... "Çok satan gazetelere, çok seyredilen TV kanallarına baktığımız zaman kalite düşüklüğünün nedenini anlarız. Onların hedefi, nitelikten çok nicelik olduğu içindir."
- Uğur Özmen
Youtube'un içeriği diye sorasım geldi? :))
- sunipeyk
TED TALKS'u izleyen insan sayısı diye yanıt veresim geldi :-)
- Uğur Özmen
Hatırladım o yazıyı şimdi. Şu kısmın da altını çizelim: ''Üst düzey yönetici arandığı zaman çok satan (hatta bedava verilen) gazetelere ilan verilmez. Hatta bir gazetenin hangi sayfasına reklam/ilan verileceği bile, konuya göre değişir. (Zaten fiyatı da değişir.) Reklamveren koltuğunda oturan her pazarlamacı mecra seçiminde dikkatli olmalıdır.''
- buraKargın
Mecra, mesajın ta kendisidir. Marshall McLuhan
- A. Selim Tuncer
Yanlışla örnek olmaz . :) Bloglar siteler artıyor, daha çok insan internete giriyor, daha çok ff, twitter kullanılıyor diye "kalite"düşüyor demek nereye kadar doğru olabilecek ki? Daha blog açmamış bir çok değerli insan, bilgilerini paylaşmamış bir çok kişi olduğuna eminim.
- sunipeyk
Blogger'lık kalır ve çok çok çok gelişir. Daha işin başında olduğumuzu düşünüyorum. Convergence'ın gelişmesiyle bir derlenme, toparlanma, daha amaca, hedefe uygun kullanılır yapıya dönüşüm olur. Özellikle kadınların, annelerin, blogger olmasını önemsiyorum. Blogger annelerin çocuklarıyla daha kaliteli ve iyi iletişim geliştireceğine inanıyorum. Anneler blogger olursa nesiller birbirini daha iyi anlayacaktır.
- Ufuk Tarhan
"Futurizm" deyince bize artık susmak düşer :)))
- A. Selim Tuncer